Kentin Gündemi | Termik santrallerin kirletme-öldürme hakkı  

Fosil yakıt kullanımı ile sera gazlarının oluşturduğu iklim değişikliği sorununun, su kirliliği ve temiz su kaynaklarına ulaşım sorununun, hava kirliliği sorununun her geçen gün daha büyük bir tehdit haline geldiği ülkemizde daha fazla yazmaya, tartışmaya ve bilgi aktarmaya ihtiyacımız olduğu kesin. Bundan böyle İleri Haber’de Marmara bölgesiyle ilgili enerji, kent, verimlilik, çevre, doğa ve işçi sağlığı konularını tartışacağız. Sağlıklı bir çevre, konforlu ve güvenceli bir yaşam için daha fazla okumak, tartışmak ve paylaşmak dileklerimizle…



02-12-2019 00:17

Birtan Altan - Tekirdağ

Ülkemiz ne yazık ki yalnızca kapitalistlere hizmet eden siyasi iktidarlar eliyle sermaye çevrelerinde fosil yakıt baronlarının cirit attığı, siyaseti yönlendirdiği ve topraklarımızı, suyumuzu, kentlerimizi yağmaladıkları karanlık bir dönemden geçiyor. Bu karanlık dönemin en büyük mağduru ise uzun yıllardır gerici yerel yönetimlerin kıskacında kalmış olan Marmara Bölgesi. Ülkemizin en güzel coğrafyası ne yazıktır ki dönemsel karlılık hesapları ile enerji, madencilik ve inşaat sarmalında, kentsel/ekolojik bir kırımdan geçiyor. Longoz ormanlarına ev sahipliği yapan Trakya, onlarca endemik türü bünyesinde barındıran Kaz Dağları'na ev sahipliği yapan Çanakkale, ülkenin en verimli tarım arazilerini kucaklamış olan Biga yarımadası ile Güney Marmara ve Doğu Marmara bölgeleri akbaba sermayesinin oyun bahçesi haline getirilmiştir. Ormanlık alanlar, siyanürlü altın madenciliğine açılmış, dünya harikası kıyılar betonlaştırılmış, verimli topraklar plansız sanayileşme ile işgal edilmiş, dereler zehir saçar hale getirilmiştir. Bölgemizde kanserden ölüm vakaları Türkiye ortalamasının üç katı fazlası kadar görülmeye başlanmıştır. 20 sene önce 10 metre derinlikten çıkan yer altı suyu, su-yoğun endüstriyel tesislerin temiz ham suyu plansız ve barbarca kullanımlarından dolayı yerin 300 metre derinine kadar çekilmiştir. Zeytinlik ve tarım arazileri kurutulmuş, yerine dönemsel/plansız kimya, tekstil, deri fabrikaları yapılmıştır. Bölgemize kuşkusuz en büyük zararı veren termik santrallerin varlığı ise artık ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir.

Anayasal suç işleniyor

“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek ve çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir.”

1982 Anayasası’nın 56. maddesi devlete ve yurttaşlara ait düzenleme ile çevrenin korunmasına yönelik bir takım görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bu madde 2872 sayılı çevre kanunu ile desteklenmiştir. Geçtiğimiz hafta ise iki kez utanç verici anayasal suç ile karşı karşıya kaldık.

Birincisi, geçtiğimiz hafta 2 tanesi kamu santrali olan geri kalan 11 santralin ise yandaş sermaye gruplarına ait olduğunu bildiğimiz 13 termik santral için “2,5 yıl daha baca gazı filtresi takılmadan çalıştırılması” yönünde AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile Meclis'ten bir kanun geçirildi. Halbuki Meclis'te Maden Kanunu kapsamında değerlendirilen “filtresiz çalışma” maddesi, tüm vekillerin ortak noktada buluşturmuş, filtresiz çalışan santrallerin üretimi durdurması yönünde oy birliği sağlanmıştı. Fakat geçtiğimiz hafta hükümet partisi “dijital vergi” paketine koyulan bir madde ile 13 adet termik santralin 2,5 sene daha filtresiz çalıştırılmasının önünü açan kanun teklifini MHP vekillerinin desteği ile Meclis'ten geçirdi.

İkincisi, yine geçtiğimiz hafta yandaş medyanın gür seslerinden CNN Türk’te haber programında skandal bir sunuma şahit olduk. Sunucu ve programı hazırlayanlar anayasal suç işlediklerinin farkında bile değillerdi. Haber içeriğindeki tüm cümleler yalan, sunum ise tam bir aldatmacaydı. Haberdeki sunumda kullanılan değerleri biraz yakından inceleyelim.

Türkiye’deki termik santraller, özellikle son yıllarda mevcut kurulu güçlerinin yarısı ile çalışıyorlar. Hatta linyit kömürü yakan santrallerin kapasitelerinin %30’u kadar çalıştığı gözlemleniyor. Normal koşullarda, doğru mühendislik, sürdürülebilir bir yatırım planı ve verimli enerji yaklaşımları ile çalıştırılan bir termik santral kurulu gücünün yaklaşık %75-80’i kadar kapasitede çalışması gerekir. Ülkemizdeki termik santrallerin ise ortalama %50 kapasite ile çalışmasının sebebi ağırlıklı olarak arz-talep dengesinin planlanamaması ve yanlış yatırımlardır. 2000’li yılların başında kurulu termik santraller %70 kapasitede çalışırken şu an bu değer %50 civarlarına düşmüştür. Bu düşüşün temel sebebi, son 7-8 yılda ülkemizde ihtiyaç duyulan elektrik enerjisinin çok üzerinde kurulu güçte yapılmış olan termik santrallerdir. Enerji santralleri, uzun dönemli planlama ile kamusal bir yatırım olarak yapılmalıdır. Anlık ve dönemlik kar hevesleri ile yapılan özel sermaye yatırımları, çoğunlukla cari zarara sebep olurken, halk sağlığını da olumsuz etkilemektedir. Haberde geçen Muğla-Yatağan termik santralinin ise kurulu gücü 630 MWh iken yine haberde verilen üretilen enerji değerine göre hesaplandığında kapasite faktörüne %48 olduğu, yani santralin yarı kapasitede çalıştığı görülmektedir. Haberdeki değerlere göre termik santral, yılın yarısında ya çalışmamış, ya da tamamen verimsiz çalışmış. Fakat haber, özellikle santral 10 gün süreyle durduğunda kaç insanın enerjisiz kalacağı, kaç metronun çalışmayacağı gibi bilimsel açıdan tamamen saçma değerler sunularak çarpıtılmıştır. İlgili termik santral, zaten 150 gün çalışmamakta ya da 150 gün çalışmayacak kadar verimsiz çalışmaktadır. Uluslararası yasal süreçlerle filtre takma işlemi termik santraller kurulurken yapılmak zorundadır. Haberde bahsi geçen termik santral, 400.000 m2 ormanın zarar görmesine, 40.000 m2 ormanın ise kurumasına sebep olmuştur. Bölgede tütüncülük ve tarım faaliyetleri tamamen sonlanmıştır. Bölgedeki hava kirliliği termik santralden sonra %150 yükselmiş, bebek ölüm hızında artışlar görülmüş, yetişkinlerde ise akciğer hastalıklarında şiddetli yükselmeler saptanmıştır. Söylemekten utanıyoruz fakat haberi hazırlayan, sunan insanların düşünme biçimini sağlayan beyinlerini bir balığa taksak, zavallı balık denizde boğulur!

Termik santrallerin halkı ve doğayı öldürme hakkı yoktur

Ülkemizde en önemli sera gazı olan CO2, en büyük pay ile enerji sektöründen kaynaklı emisyonlardan oluşmaktadır. Toplam CO2 emisyonlarının %90’ı enerji sektöründen, %10’u ise endüstriyel işletmelerden oluşmaktadır. Bölgemizdeki termik santrallerin kapasitesi ve sayısı düşünüldüğünde, özellikle Çanakkale, Balıkesir ve Bursa illeri ciddi tehdit altındadır. Bugün, devletin tepesine kümelenmiş siyasi temsilcileri, bürokratları, milletvekilleri, yandaş habercileri ve kanalları ile bölgemizi karanlık bir çukurun içine hapseden ve adeta fosil yakıtlarla beslenen sermaye çevrelerine karşı verilecek mücadele dünden daha fazla önem taşımaktadır. Doğamız, çevremiz, kentlerimiz ve geleceğimiz için haykırmak zorundayız: Termik santrallerin halkı ve doğayı katletme hakkı yoktur.