Kendi ayakkabısını eşine giydirten erkekler

Okur, takım elbiseli, ciddi devlet adamlarının kameralar önünde acımasızca harcadığı nice masum insanı, bir film sahnesi izler gibi gözünde kolayca canlandırabilecektir. Hele bir kitabın suç delili, bir posterin siyasi propaganda unsuru sayıldığı ya da çatışma olmadığı halde çatışmada öldüğü duyurulan nice insanın acı hikâyeleriyle doluyken yakın geçmişimiz... Her ne kadar yazar metnin girişinde bu kişiler ve kurumlar gerçek değildir dese de, bu roman, bize çok tanıdık gelecek. Romanın ilk baskı yılı olan 2006’dan bu yana, memlekette değişen hiçbir şey olmadığı gibi, romanda konu edilen kimi toplumsal meselelerin de daha uzun zaman güncelliğini koruyacağı neredeyse kesin görünmekte.



20-10-2019 00:05

Şilan Geçgel

Romanlar, okurun aklında çeşitli şekillerde yer edinebilirler. Örneğin; bazı romanlar içinde geçen şarkılarla anımsatırken bize kendini, bazıları da geçtikleri dönemle veyahut mekânla ilişkilenebilir ve kalıcı bir yer edinebilir zihnimizde.

Ahmet Tulgar imzası ile ilk kez 2006 yılında, Everest Yayınları'ndan çıkan Volkan'ın Romanı isimli kitap, geçtiğimiz aylarda Can Yayınları tarafından tekrar basıldı. Tulgar, birçok roman, deneme ve öyküsü olan aynı zamanda birçok siyasi program da yapmış olan bir gazeteci. Volkan’ın Romanı’ nda muhtemelen gazeteci kimliğinin de etkisiyle yazar, okuru, roman boyunca devam edecek bir şüpheciliğe sürüklüyor. Okurun, yazarın kurguda da, karakter betimlemede de biraz sıra dışı bir kalemi olduğunu fark etmesi ise uzun sürmüyor.

Kendisi de, babası gibi polis olan Volkan, kendisine bunu kabul ettirmekte epey zorlansa da eşcinsel bir birey. Volkan’ın gençliği; babası, emekli Emniyet Müdürü Hilmi beyi, kadınların babasına olan aşırı ilgisini ve yine babasının dünyaya olan ilgisizliğini yakından izlemekle geçiyor. Volkan babasına hayran ve hayatta her şeyi, babasının gözüne girmek için yapan bir evlatken; her banyo sonrası hiç üşenmeden bacak arasını pudralayan baba Hilmi Bey, her sabah ayakkabılarını da eşine giydirmekten geri durmayan baskın ve eril bir karakter.   

Babasının vefatından sonra polis olarak görevine devam eden Volkan’ın hayatı, günlerden bir gün milli futbol takımına düzenlenen bir terör saldırısı ile tümden değişiyor. Böylece bu saldırının şüphelilerinden olarak işaret edilen polis Volkan için trajik bir serüven başlamış oluyor.

Birden bire baskın yapılacak evlere uzanan ‘resmi eller’, Volkan'ı günah keçisi yapmak için derin devletin tüm imkânlarını seferber ederken; kameralar önünde kamuoyuna sağduyu çağrısı yapan polis teşkilatı sözcüleri, Volkan’ı terörist olarak işaret ederken; takım elbiselerinden ütüyü, yüzlerinden de sahte kederi eksik etmiyor.

Kötülük iyiliği galebe çalıyor ve büyük şehirlerde başlayan sıradan bir polis memurunun hikâyesi, devinerek soluğu Güneydoğu'da alıyor.  Roman boyunca Volkan’ın kendi cinsel yönelimleri ile yüzleşmesi, hayatına dair başka yüzleşmeleri de beraberinde getirirken, bu karışıklık ve huzursuzluk anlarında Ahmet Tulgar’ın geçmişle gelecek arasında ustalıkla hareket ettirdiği kurgu okuru boğmadan ilerliyor.

Roman içinde kimi erotik öğeleri de barındırırken, eşcinsel polis Volkan’ın karşılıksız aşkı, hepimize tanıdık gelecek kimi insani imgelerle bezeniyor. Sevilen kimseye dokunabilmenin açlığı, kıskançlık ve derin bir tutku ile kıvranan Volkan, okuru da yaşadığı aşk acısının içine çekiyor.

Okur, takım elbiseli, ciddi devlet adamlarının kameralar önünde acımasızca harcadığı nice masum insanı, bir film sahnesi izler gibi gözünde kolayca canlandırabilecek. Hele bir kitabın suç delili, bir posterin siyasi propaganda unsuru sayıldığı ya da çatışma olmadığı halde çatışmada öldüğü duyurulan nice insanın acı hikâyeleriyle doluyken yakın geçmişimiz... Her ne kadar yazar metnin girişinde bu kişiler ve kurumlar gerçek değildir dese de, bu roman, bize çok tanıdık gelecek. Romanın ilk baskı yılı olan 2006’dan bu yana, memlekette değişen hiçbir şey olmadığı gibi, romanda konu edilen kimi toplumsal meselelerin de daha uzun zaman güncelliğini koruyacağı neredeyse kesin görünmekte. Burada yazarın öngörüsünün gücüne de elbette değinmeliyiz.

LGBTİ+ mücadelesinin görünür kılınması ve ideal edebi karakterlerin görece toplumsal normlara göre şekil aldığı yazınsal üretim dünyasında, ana karakteri hem herkes gibi hem de bu memleketle kavgası olan bir özne gibi kurgulamak büyük başarı. Yazar Ahmet Tulgar, Volkan’la uçan, kaçan, dövüşen, hep iyi ve başarılı olan bir kahramanı değil, kendi çelişkilerini yine içinde barındıran -bir anti kahramanı- yaratmış görünüyor.

En başta söylemiştik; bazı romanlar içinde geçen şarkılarla yer kaplar zihnimizde. Volkan’ın Romanı, benim zihnimde, sevgiliye bir adım mesafedeyken bile uzaktan bakmanın kederi, aşkın tutkusu ile sevilmemenin korkusu altında ezilen zavallı Volkan’a eşlik eden bir ezgiyle; Ciwan Haco’nun Gulek’i ile kalacak, hiç kuşkusuz.

KÜNYE: Volkan’ın Romanı- Ahmet Tulgar, Can Yayınları-Ağustos 2019- 223 sayfa