KeçiFest, İstanbul'un ardından bu hafta sonu İzmir'de: 'Yeni bir festival kültürü inşa etmek istiyoruz'

KeçiFest, İstanbul'un ardından bu hafta sonu İzmir'de: 'Yeni bir festival kültürü inşa etmek istiyoruz'

¨Biat değil inat¨ mottosuyla İzmir'de ikincisi düzenlenecek olan KeçiFest öncesinde, festivalde sahne alacak sanatçılar Doğan Duru, Kutlu Özmakinacı ve Taner Öngür ile memleketi, geleceği ve sahne emekçilerinin durumunu konuştuk.

Emin Mert Odabaş - @mertodabas

“Biat değil inat” sloganıyla 4 Eylül'de İstanbul’da binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen ve birbirinden değerli birçok sanatçının sahne aldığı KeçiFest, yoğun istek üzerine dayanışmayı büyütmek, müziğin ve özgürlüğün sesini yükseltmek için 7 Kasım Pazar günü İzmir Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu'nda da düzenlenecek. Etkinliğe kısa bir süre kalmışken festival hazırlıkları da son sürat devam ediyor. 

Festival öncesinde, etkinlikle sahne alacak müzisyenler Doğan Duru, Kutlu Özmakinacı ve Taner Öngür ile KeçiFest’ten yola çıkıp memleketi, geleceği ve müzik sektöründeki emekçilerin durumlarını konuştuk.

DURU: BÜYÜK FESTİVALLER İÇİN YOLA DEVAM EDECEĞİZ

Redd grubunun solisti, bas gitaristi, söz yazarı ve besteci Doğan Duru, aynı zamanda KeçiFest’in mutfağındaki isimlerden biri. Kendisinin Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi olduğunu ve parti içinde siyasetle ilgili ve siyaset dışındaki her türlü konuyla ilgili konuştuklarını ve dertleştiklerini söyleyen Duru, ¨Böyle bir şeye, anlayışa, oluşuma ihtiyaç gördük aslında. Bunun provasıydı KeçiFest’in ilki ve bunu bir sonrakileri yapabilmek adına bir okul gibi düşündük¨ dedi. Festivalin ilkinin, aynı zamanda da bir sonrakine de destek olsun diye, biraz daha gönüllülük esasına dayandığını söyleyen Duru şöyle devam etti: 

¨İkincisinde biraz daha çıtayı yükselttik. Grupları ve tüm ekip çalışanlarını gönüllülük esasından birazcık daha az gönüllülük esasına doğru yönelttik. Amacımız yavaş yavaş hem öğrene öğrene hem büyüye büyüye hem de tecrübe kazanarak bir ekip oluşturmak. 

Bu ekiple de daha çok katmanlı, içinde çok farklı sanatsal disiplinleri barındıran, yani içinde tiyatronun, resmin, sinemanın, edebiyatın, sanatın tüm dallarının ve komşu dallarının içinde yer aldığı, belki sporun da bir nebze olduğu işler yapmak istiyoruz. İzmir’de düzenleyeceğimiz KeçiFest bunun ikinci adımı, ikinci sınıfı. Belki bir tane daha sınavımız olur, sonra mezun olup daha çok günlü, büyük festivaller için yola devam edeceğiz.¨

‘GÜÇLÜYE YAKIN DURMAK İÇİN KENDİLERİNİ İFADE ETMEKTEN UZAK İNSANLAR OLUYORLAR’

Pandeminin getirdiği “yıkımı” atmak açısından KeçiFest’in kendisi için ne anlam ifade ettiğini sorduğumuz Duru, şu şekilde devam etti:

¨Bizim sektör küçük bir sektör, sektörcük. Yani tabii ki çok insan zarar gördü ama profesyonel baktığımız zaman, düğünlerde, barlarda, kulüplerde, pavyonlarda çalan emektar müzik insanlarının yanında, aynı zamanda belki başka işleri olan, yan işleri olmak zorunda kalan müzisyenlerin dışında profesyonel olarak, hayatına albüm yapan, turneler yapan, konserler yapan insanlar olarak devam eden profesyonel müzisyenler var. Belki de sadece bu işi yapan...

Bir taraf olarak değerlendirmiyorum ama Türkiye’de gördüğümüz bir şey var, herkesin anlayışı aynı aslında. Güçlüye yakın. Ve güçlüye yakın durmak için kendi ifade etmekten uzak, özgürlükçülükten uzak, alçak uçuş yapıp radara yakalanmayacak uçaklar gibi takılan insanlar olmak zorunda kalıyorlar.¨

Doğan Duru - Fotoğraf: İzel Sezer

‘FESTİVALLERDE, AÇIK HAVALARDA, BELEDİYE KONSERLERİNDE HEP AYNI İSİMLER VAR’

¨Biz her ne kadar kendimizi rahat rahat ifade etsek de bu da sorun oluyor aslında. Kendi konserlerimizi yapıyoruz evet ama biz neredeyse 10 yıldır gençlikle buluşamıyoruz. Yani hiçbir festivalde yokuz¨ diyen Duru, sözlerini şöyle sürdürdü:

¨Yanlış anlaşılmasın, bize geçen hafta kayyum atanmış bir belediyeden 29 Ekim teklifi geldi. Tabii ki çalmadık, kabul etmedik. Ama aslına bakarsanız da başka bir yerden de gelmedi. Bunu şu yüzden anlatıyorum: Biz Adalet Yürüyüşü’nde yürüyen, sesini sonuna kadar çıkarmaya özen gösteren, kendimizi ifade eden bir grubuz. Şunu gördük ki bu festivaller ya da bir şekilde kültürü elinde tutan ve kültüre de uzak olan, aslında mesleği kültür olmayan insanların domine ettiği bir sistem var Türkiye’de. Bundan zarar gören birçok yetenekli müzisyen, grup var. Bunların arkasında onlar çalışan rodiler, teknisyenler bir sürü emekçiler var. Dolayısıyla baktığımız zaman zaten, bunu okuyanlar da anlayacaktır; bakın festivallere, açık havalara, belediye konserlerine sürekli aynı isimleri göreceksiniz. Bir 29 Ekim’de İstanbul’da çalarlar, 30 Ağustos’ta Ankara’da çalarlar, öbür bayramda Mersin’de çalarlar ama bir turne gibidir bu.¨

‘BİZİMLE OLMAK İSTEYEN GELSİN’

KeçiFest’i hayata geçirirken de kapsamı geniş ve Türkiye’nin gelecek yıllarında çok renkli hale gelecek, diğerleri gibi olmayan ve özgürlükçü bir yaklaşımı esas alan bir festival düzenleme hayaliyle yola çıktıklarını söyleyen Duru, şöyle devam etti:

¨Bizimle olmak isteyen gelsin dedik. Biz tabii birçok arkadaşımıza teklifi götürdük, çalar mısınız, çıkar mısınız diye. Geri dönüş aldıklarımız oldu, geç dönüş aldıklarımız oldu, hiç dönüş alamadıklarımız oldu. Bu bence ikinciden sonra daha da netleşecektir. Burada insanların çekinceleri olabilir, korkuları da olabilir. Ona da bir şey diyemiyorum. Çok şey diyorum aslında da, artık bir şey diyemiyorum. Diyeceğimi dedim çünkü o da yanlış anlaşılıyor…”

‘VAN İÇİN ROCK’TA BEŞ GÜNDE BİR FESTİVAL AYAĞA KALDIRDIK’

¨Bakın şöyle bir örnek vereyim size, biz Van için Rock’ı yaptığımızda, ki Güneş Duru’nun fikridir Van için Rock, beş günde bir festival ayağa kaldırdık. Birçok sanatçıya teklif götürdük, birçok sanatçıyı orada görmek istedik. Bu deprem gibi doğal afet ve insan ölümleri karşısında belki de yapılmış Türkiye’de ilk festival. Çünkü genelde böyle olaylarda müzik susuyor. Orada şunu pratik ettik, birçok isim gelmedi. Önce gelmek istemedi, başka isimlerin katıldığını duyunca diğerleri son anda bizi aramaya başladılar, artık lineup dolmuştu. Bunda da biraz öyle oluyor.

Hatta şöyle bir şey olmuştu Van için Rock’ta: Okul yaptırdık sonunda, bu okulun fen laboratuvarını yaptırabilecektik, bir vakıfla çalışıyor olabilseydik. Ancak vakıf üzerinden yapamadık, bu yüzden Kızılay ile yapmak zorunda kaldık. Kızılay da KDV ödüyordu. O zamanki parayla 150-200 bin lira gibi bir para kaybettik, okul kaybetti o zamanın parasıyla. Belki bugün 800 bin liradır o para. Sonrasında o prodüksiyon için, teknik destek konusunda son iki günde vakıf bize katıldı. Buradan bence insanlar şunu anlamalılar: Bu işlerde biraz güvenmeli, biraz daha iyi sorgulamalılar.¨

‘İLK FESTİVALDE EMEKLEDİK, İKİNCİSİNDE ADIM ATMAYA BAŞLADIK’

¨Biz aramızda çok daha fazla ismin, önemli ismin yer alabilmesini isterdik. Böyle olsaydı belki biz İzmir’i iki gün yapardık, alternatif sahneler kurardık. Genç arkadaşlarımız da orada bizimle olurdu¨ diyen Duru, ¨Belki ileride bunlar da olacak. Bu KeçiFest’te birincisinde emekleme, bunda adım atmaya başladık. Şimdi bu etkinlikten sonra profesyonel bir kurul oluşturup bir sonrakini planlamaya başlayacağız¨ ifadelerini kullandı ve ekledi:

¨Bu festivali Avrupa’daki başka festivaller gibi çok renkli, çok içerikli, geleneksel hale getirmek istiyoruz. Bu festivalde asıl amaç organizatörün zengin olması değil, güzel sanatsal bir fayda sağlamak. Dinleyici ile sanatçıyı buluşturmak ve çeşitlilik yaratmak.¨

‘ELEŞTİRDİĞİMİZ ŞEYE DÖNÜŞMEMEK LAZIM¨

¨Örneğin biz Redd olarak ikinci festivalde olmayalım dedik, çünkü ilkinde vardık. Sürekli aynı kadro festival yapmasın, zaten Türkiye bunu yaşıyor. Belki bir sonraki festivalde biz olmayacağız, başkası olmayacak. Yeni gruplar yeni sanatçılar olacak. Türkiye’nin artık çeşitliliğe, çok sesliliğe ihtiyacı var. İnsanlar baksınlar, her yerde hep aynı isimler var. Bunun yanı sıra, aşağıdan gelen gençler var. Onlara da yer açmak lazım. Eleştirdiğimiz şeye dönüşmemek lazım.¨

‘DAHA KAPSAYICI DÜŞÜNMEK GEREKİYOR’

¨İnsanlar politikadan, siyaset yapmaktan korkuyorlar. Mesela geçen Cem Yılmaz ‘siyaset benim işim değil’ yazmış. Anlıyorum insanları, anlamasam da anlamaya gayret gösteriyorum. Tabii bu festival de TİP’in bir şekilde içinde olduğu, organize ettiği, organizasyonda yer aldığı bir festival ama bu zamanla oradan uzaklaşacaktır, daha edilgenleşecektir¨ diyen Duru, sözlerini şöyle sonlandırdı:

¨Bu, organizasyon marifetini birlikte değerlendirelim diye yarattığımız bir şey. Tabii ki TİP, bu festivalin her yerinde olur ama asıl müziktir. Müzik festivalidir, dolayısıyla her inançtan, her türlü fikirden, her türlü fikre yakın olan insanlardan oluşan dinleyici kitlesine çalan, her türlü fikre sahip insanların sahneye çıktığı bir festival bu. 

Zaten bunu yapmazsak, böyle bir şeyi, böyle bir Türkiye’yi hayal etmezsek herkes başkasına karşı bugünün iktidarlarının yaptığını yapıyor olacak. O yüzden daha kapsayıcı düşünmek gerekiyor. Bu festivalin de amacı ileriki yıllarda çok çok kapsayıcı ve çok daha geniş bir kitleye ulaşmak.¨

ÖZMAKİNACI: KEÇİFEST BENİM İÇİN BİR MOTİVASYON

¨KeçiFest, her şeyden önce benim bakış açımda bir motivasyon¨ diyen Yüksek Sadakat grubunun bas gitaristi, besteci ve söz yazarı Kutlu Özmakinacı, TİP’in şu sıralar özellikle gençlerden çok katılım aldığını ve devletten herhangi bir ödenek almadığını, bu anlamda da, TİP’in bir üyesi olarak ilk gördüğü problemlerden birinin seçmene kendisini daha iyi tanıtabilmek açısından kaynağa olan ihtiyacı olduğunu söyledi. 

¨Parti için bir kaynak yaratmak gerekiyor ve KeçiFest bu konuda oldukça faydalı oluyor¨ diyen Makinacı, festivalden gelen girdinin bir kısmının vekillerin daha rahat bir şekilde partiyi anlatmalarını, seçmenle buluşmalarını sağlayacağını ve kendisinin ilk ve en önemli motivasyonunun parti için, gerçekten ihtiyaç olan kaynağın bir kısmını parti üyeleri olarak yaratabilmek olduğunu vurguladı.

‘TÜRKİYE’DE MÜZİSYENLER HARCANABİLECEK BİR ŞEY OLARAK GÖRÜLÜYOR’

Pandeminin getirdiği yıkımın ve sahne emekçileri açısından kötü giden tablonun tek bir festivalle değişmeyeceğini fakat festivalin mottosu olan “Biat değil inat” sloganından yola çıkmak gerektiğini söyleyen Özmakinacı, ¨Bu yüzden de KeçiFest her şekilde doğru yapılmalıydı ve yapıldı da. Özellikle kapalı alanlarda, müzik yapılan alanlarda bulaşma riski çok fazla ve koronavirüs katlanarak artıyor. Bu da objektif bir şekilde müzik emekçilerini etkiliyor. Birçok konser iptal ediliyor. Doğru yapılması derken bunu kastediyorum, KeçiFest’te buna çok dikkat ediliyor, açık alanlarda yapılıyor¨ dedi.

‘İLK FESTİVALİN KATILIMI SON DERECE ÜMİT VERİCİYDİ’

¨Biz varız, biz bu toplumun üreten bir parçasıyız. Fakat Türkiye’de sanat ve müzisyenler bununla birlikte her şeyden önce bir miktar harcanabilecek bir şey olarak görülüyor, ilk etapta harcananlar maalesef onlar oluyorlar¨ diyen Özmakinacı, sözlerine şöyle devam etti:

¨Doğru düzgün ve ayağı yere basan bir şekilde bu durumu hatırlatmak açısından, katılan müzisyenlerin apolitik değil politik insanlar olmaları, durumun farkında olmaları ve bunu bir şekilde halka ulaştırma dertleri olması açısından tabii ki KeçiFest’in fonksiyonunu özellikle pandemi sürecinde ben çok önemli görüyorum. Çünkü festivaller de çok durdu, en çok darbe yiyenler festivaller oldu. KeçiFest bunu bir şekilde başardı ve şimdi ikincisini gerçekleştirecek. Bunun ne kadar zor olduğunu sektörün içerisinde olan insanlar zaten daha iyi bilirler, kolay bir iş değildir böyle bir şeyi organize etmek ve böyle bir şeyi hayata geçirmek. İlk festivalin katılımı da son derece ümit vericiydi.¨

Kutlu Özmakinacı - Fotoğraf: Alican Ünver

‘İSTANBUL GÜZELDİ, İZMİR’İN DE AYNI STANDARTLARI YAKALAYACAĞINA EMİNİM’

İstanbul buluşmasını gerçekleştirdikten sonra çevresinden ve dinleyicilerden çok olumlu tepkiler aldığını söyleyen Özmakinacı, ilkinin güzel olduğunu ve mümkün olursa İzmir ve Ankara’da bu festivali tekrarlamak gerektiğini daha ilk festivalin yapıldığı gün orada konuştuklarını söyledi. ¨Hemen arkasından, iki aya yetişmesi ise iyi bir karar oldu¨ diyen Özmakinacı, ¨İzmir arkasından belki Ankara olacak. Bu şehirler henüz KeçiFest’le tanışmadılar. Ve bence bu iki şehirde de KeçiFest’i destekleyecek insanlar mevcut¨ ifadelerini kullandı ve ekledi:

¨Daha o gece Sera Kadıgil’le konuştuk. İstanbul’da Küçükçiftlik Park’ta bir masada oturuyorduk, Barış Atay da vardı. Hemen ikinciyi organize edelim diye konuştuk. Ben böyle konuştum ama müzisyenler de kendi aralarında bunu konuşuyorlardı. Bu konuşmalar planlı değildi, daha o gece orada ayaküstü yapılan konuşmalardı. Daha o gece bu düşünce kendiliğinden oluşmaya başlamıştı. İstanbul güzeldi, eminim İzmir de aynı standartları yakalayacaktır.¨

‘ÇOK HIZLI DEĞİŞEN BİR ZAMANDA YAŞADIĞIMIZ İÇİN ZAMAN ÖNEMLİ’

¨Biz daha çok gençlerle iletişim kuruyoruz, her şeyden önce gençlerle partinin iletişim kurmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz¨ diyen Özmakinacı, sözlerini şöyle sürdürdü: 

¨Çok hızlı değişen bir zamanda yaşadığımız için, zaman da önemli. Araya iki ay girmesi tekrar organize olmak açısından minimum yeterli süre. Bunun izni var, bileti var, alanın seçilmesi bir dolu iş var. Festival organizasyonları son derece meşakkatli, son derece zahmetli işlerdir ve bu kadar hızlı bir zamanda gerçekleşmesi Parti’nin iyi bir organizasyona, iyi bir örgüte sahip olmasına işaret ediyor, arkadaşlarımız gönüllü çalışıyor.¨

‘İKİNCİNİN KATILIMI İLKİNDEN DAHA RENKLİ GÖZÜKÜYOR’

¨Ben festivalin düzenlenmesinde doğruluğu ve temizliğinden etkilendim açıkçası. Onlarca festivalde çalmış bir müzisyenim, burada gördüğüm şey çok aklı başında ve çok iyi organize edilmiş bir işti. Her şeyden önce TİP’li gençler bu işi iyi beceriyorlar, bu da çok sevindirici bir şey¨ diyen Özmakinacı, sözlerini şu sözlerle sonlandırdı:

¨Benim en büyük dileğim ve temennim, festivalin kalıcı bir hal alması. Bu kadar zor şartlarda yapılabiliyorsa daha müsait şartlarda standartları da daha fazla yükseltilerek gerçekleştirilebileceğini ümit ediyorum. Her yıl ya da yıl içerisinde belirli periyotlarla tekrarlanan bir etkinlik haline dönüştürebilirsek hem müzisyenler, hem Parti, hem de bir şekilde henüz festivale katılmamış arkadaşlar için iyi olacaktır. İkincinin katılımı birinciden çok daha renkli gibi gözüküyor. Umarım onu daha da büyütürüz.”

ÖNGÜR: MÜZİSYEN OLMAYAN SAHNE EMEKÇİLERİ ÖRGÜTLENMELİ

¨Uyarma ve inat etme konusunda başka şansımız yok, geri dönüş yok¨ diyen Moğollar’ın bas gitaristi Taner Öngür, önceki günlerde 72 yaşına girdi. Yaklaşık 60 yıldır müzik sektöründe olan Öngür, özellikle müzik sektöründe olup da müzisyen olmayan sahne emekçilerinin örgütlenmesi gerektiğine dikkat çekti.

KeçiFest’i ¨İnatçı festival, biat yerine inat¨ ifadeleriyle anlatan Öngür, festivalin ilkinde Moğollar’ın olmamasını ¨Düşünmüştüm ‘ya biz niye yokuz’ diye. Şimdi tabii ikincisinde olmak hoşumuza gidiyor, güzel bir şey. Hem de İzmir’de oluyor. Bunun içinde olmak bizim için önemli bir şey gerçekten¨ ifadeleriyle değerlendirdi.

Pandemi sırasında sahne emekçilerinin karşı karşıya kaldığı sorunların çok tartışıldığını ve  müzisyenlerin örgütsüzlüğünün bir kez daha gün yüzüne çıktığını hatırlatan Öngür, müzik sektöründe de örgütlenmeye, hakların korunmasıyla ilgili bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu söyledi. ¨Ses sistemlerinde çalışanlar, rodiler, ışıkçılar, ulaşım sağlayanların örgütlenmesi gerekiyor¨ diyen Öngür, ¨Belki bu KeçiFest TİP'in çerçevesinde olunca bunların da gündeme gelip tartışılmasını sağlayacaktır¨ dedi. 

Taner Öngür

¨TİP ve KeçiFest denilince aklıma benim hep bizim ilk gençlik yıllarını yaşadığımız 60’lı yıllar geliyor¨ ifadelerini kullanan Öngür, sözlerine şöyle devam etti: 

¨1960, 27 Mayıs ihtilali denirdi o zaman, onun arkasından yeni bir anayasa kurucu meclis, senato kurulmuştu. Türkiye’nin belki de görüp görebileceği en demokratik anayasa idi aslında. Arkasından bir sol hareket başladı, bir rüzgâr esmeye başladı. İşte TİP kuruldu. Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Çetin Altan gibi isimlerin olduğu. Onlar 15 milletvekili çıkarıp, meclise girip meclisi karıştırdılar gerçekten. Çok da iyi yaptılar. Fakat bu şunu etkilemişti: 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) o yıllarda İsmet İnönü’nün genel başkanlığında sürüyordu. Bu tabii TİP’in bu hali CHP’yi de etkiledi ve Ecevit belki de kariyerinin en önemli atağını yaptı ve ortanın solu söylemiyle genel sekreterlikten genel başkanlığa geçti. Yani TİP, CHP’yi sola zorladı. Şimdi benzer bir şeyin yaşanmasını çok isterim. Umarım öyle olur bu önümüzdeki yıllar. AKP’nin yaklaşık 20 yıllık iktidarından sonra artık iyice güç kaybetmeye başlaması, yeni bir dönemin başlama işaretlerinin görülmesi burada TİP’in yeni bir rolü olabileceğini gösteriyor. Umarım öyle olur, benim eski yılları yaşadığım konularla ilgili bir temenniden öteye de gitmeyebilir o da ayrı bir konu...¨

‘HER ZAMANKİNDEN FAZLA İNAT ETMEMİZ GEREKİYOR’

¨İnat etmek her zamankinden daha önemli¨ diyen Öngür, ¨Uzun bir süre çok büyük bir baskı ortamı yaşandı, hala da yaşanıyor. İnsanlar biraz sindiler. Aslında inat ve direniş çok önemli. Gezi çok önemli bir kilometre taşıydı bu anlamda. Bir de iklim değişikliği öyle bir noktaya geldi ki, bütün dünya bunu tartışıyor aslında¨ şeklinde konuşan Öngür, sözlerini şöyle sürdürdü:

¨İklim değişikliği sadece iklimle, çevreyle ilgili bir şey değil. İklim değişikliği aynı zamanda kapitalizmin de ne kadar korkunç bir kavram olduğunu ve kendi geleceğini bile yok ettiğini, aşırı kâr hırsından, aç gözlülükten dolayı dünyayı da gezegeni de bir daha geri dönülemeyecek şekilde mahvettiğini gördük hep beraber. 

Şimdi artık Monbiot’un dediği gibi bunun artık başka yolu yok. Tüm gezegeni kurtarmak için kapitalizmden kurtulmamız gerekiyor veya ona bir semer vurmamız gerekiyor. İklim değişikliği bir yana; insan hakları, kadın hakları, kadın cinayetleri, işçilerin sorunları, taşeron işçiler, sendika örgütlenmesinin yok edilmiş olması, tarımın mahvedilmiş olması gibi bir sürü sorun var. TİP, sonuçta işçi ve aydınların partisi olma iddiasını taşıyor ve KeçiFest de bunu temsil ediyor. Her zamankinden fazla inat etmemiz gerekiyor. AKP sonrası dönemde uyarma ve inat etme konusunda bize çok iş düşecek gibi gözüküyor, çünkü artık başka şansımız yok. Geri dönüş yok!¨

Öngür, sözlerini herkesi KeçiFest’e davet ederek sonlandırdı.