Karl Marx

Taklitçilerin çağında özgün düşünürler çok nadirdir; fakat bir insan yalnızca özgün bir düşünür değil, aynı zamanda alanında eşi benzeri olmayan bir bilgi birikimi de sağlayabiliyorsa, o zaman iki kez tanınmayı hak eder.



05-05-2021 00:27

Yazar: Friedrich Engels

Çeviren: Berna Kartal

Karl Marx 5 Mayıs 1818’de, klasik bir eğitim aldığı Trier’de doğdu. Bonn’da ve daha sonrasında Berlin’de hukuk okudu, fakat felsefeyle olan meşguliyeti kısa süre sonra onu hukuk alanından uzaklaştırdı. “Entelektüellerin başkenti” olan Berlin’de beş yıl geçirdikten sonra, 1841’de üniversitede ders verme amacıyla Bonn’a geri döndü. O zamanlar Prusya’da ilk “Yeni Çağ” revaçtaydı. IV. Frederick William kralcı bir muhalefet arzusunu ilan etmişti ve bunu gerçekleştirmek için çeşitli çevrelerde girişimlerde bulunuyordu. Böylece, Köln şehrinde Rheinische Zeitung (Ren Nehri Gazetesi) isimli gazete kuruldu; Marx bu gazeteyi, büyük ilgi çeken makalelerinde, Ren Eyaleti Meclisi’nin görüşmelerini benzeri görülmemiş bir cesaretle eleştirmek için kullandı. 1842’nin sonlarında gazete editörlüğünü üstlendi ve sansürcülerin gözünde öyle bir sorun haline geldi ki, özellikle Rheinische Zeitung ile ilgilenmesi için Berlin’den bir denetçi [Wilhelm Saint-Paul] gönderildi. Bu çabanın da başarısız olduğu görülünce, olağan prosedüre ilaveten, her konu Köln Müsteşarlığı [Karl Heinrich von Gerlach] tarafından ikinci bir sansüre tabi tutuldu ve gazeteye çifte sansür uygulandı. Ancak bu önlem de Rheinische Zeitung’un “inatçı kötülüğüne” karşı herhangi bir başarı sağlamadı ve 1843’ün başlarında bakanlık, Rheinische Zeitung’ın yılın ilk çeyreğinin sonunda yayını durdurması gerektiğini ilan eden bir kararname çıkardı. Gazetenin hissedarları bir anlaşmaya varmak istediği için Marx derhal istifa etti, fakat bu da hiçbir sonuca varmadı ve gazete yayını durdurdu.

Ren Eyaleti Meclisi görüşmelerine yönelik eleştirisi, Marx’ı maddî çıkarlara dair çalışmaya itti. Bunun peşinden koşarken, kendisini hukukun da felsefenin de hesaba katmadığı bakış açılarıyla karşı karşıya buldu. Hegel'in hukuk felsefesinden hareketle Marx, insanlığın tarihsel gelişim sürecinin anlaşılması için aranması gereken kilit noktasının, Hegel'in "yapının tepesi" olarak tanımladığı devlet değil, küçümseyerek gördüğü "sivil toplum" olduğu sonucuna vardı. Fakat sivil toplumun bilimi politik ekonomidir ve bu bilim dalı Almanya’da değil, yalnızca İngiltere veya Fransa’da derinlemesine araştırılabilirdi.

Dolayısıyla, 1843 yazında, Trier’deki Özel Meclis üyesi von Westphalen’in kızıyla (sonradan Prusya İçişleri Bakanı olan von Westphalen’in kız kardeşi) evlendikten sonra Marx, kendini ağırlıklı olarak politik ekonomi ve büyük Fransız Devrimi tarihi çalışmaya adadığı Paris’e taşındı. Aynı zamanda, Deutsch-Französische Jahrbücher’in (Alman-Fransız Yıllıkları) yayınlanması için Arnold Ruge ile iş birliği yaptı, ancak sadece tek bir sayı yayınlandı. François Guizot tarafından 1845’te Fransa’dan sürgün edilmesiyle Brüksel’e gitti ve aynı çalışmaları sürdürerek Şubat devriminin başlangıcına kadar orada kaldı. Sosyalizmin genel kabul gören versiyonuna, kulağa en bilimsel gelen biçiminde bile ne kadar az katıldığı, Proudhon'un önemli eseri Philosophie de la misère’e (Sefaletin Felsefesi) karşı yaptığı, 1847'de Brüksel ve Paris'te Felsefenin Sefaleti başlığı altında yayınlanan eleştirisinde gözükmektedir. Bu çalışmada, şimdi tüm ayrıntılarıyla sunduğu teorinin birçok temel noktası hâlihazırda bulunabilir. Şubat devriminden önce yazılan ve Londra'daki bir işçi kongresi tarafından kabul edilen 1848 tarihli Komünist Parti Manifestosu da esasen onun eseridir.

Şubat devriminin neden olduğu paniğin etkisi altında bu sefer Belçika hükümeti tarafından bir kere daha sürgün edilen Marx, Fransız geçici hükümetinin daveti üzerine Paris’e döndü. Devrimin dalgaları bütün bilimsel uğraşları arka plana itti; artık önemli olan tek şey bu mücadeleye dâhil olmaktı. Almanya’da cumhuriyetin kurulması için mücadele etmeleri adına Fransa’daki Alman işçilerin örgütlemesini isteyen eylemcilerin saçma fikirlerine karşı çıktığı ilk çalkantılı günlerden sonra Marx, arkadaşlarıyla birlikte Köln’e gitti ve orada Neue Rheinische Zeitung’u (Yeni Ren Nehri Gazetesi) kurdu. Bu yeni gazete, Haziran 1849’a kadar yayınlandı ve Ren eyaletindeki insanlar tarafından bugün hala hatırlanmaktadır. 1848’in basın özgürlüğünden, muhtemelen başka hiçbir yerde, Prusya kalesinin orta yerinde çıkartılan bu gazete kadar yararlanan olmamıştır. Hükümetin, mahkemelerde zulmederek boş çabalar içerisinde gazeteyi susturmaya çalışmasından sonra – Marx basın hukukuna aykırı kabahat işlemek ve insanları vergilerini ödememeye teşvik etmek suçundan iki kere mahkemeye çıkarıldı ve her iki suçtan da beraat etti – 1849’un Mayıs isyanları zamanında Marx, artık Prusyalı bir vatandaş olmadığı bahanesiyle sürgün edildiğinde, gazete yayını durdurmak zorunda kaldı. Gazetenin diğer editörlerinin de sürgün edilmesi için benzer bahaneler kullanıldı. Böylece Marx, daha önce bir kez kovulduğu Paris’e dönmek zorunda kaldı ve sonrasında buradan 1849 yazında [26 Ağustos 1849 civarı] Londra’daki mevcut ikametgâhına gitti.

O zamanlar Londra'da, kıtanın tüm uluslarından gelen mültecilerin ince zambakları [çiçek] bir araya getirilmişti. Her türden devrimci komiteler, birlikler, kâfir bölgelerinde (partibus infidelium) geçici hükümetler [kelimenin tam anlamıyla: kâfirlerin yaşadığı kısımlar. Hristiyan olmayan ülkelerde tamamen sembolik piskoposluklara atanan Roman Katolik piskoposlarının unvanına eklenir; burada “sürgünde” anlamına geliyor] kurulmuştu. Her türden kavgalar, çekişmeler vardı ve şüphesiz bununla ilgilenmiş beyefendiler, şimdi geriye döndüklerinde o döneme hayatlarının en başarısız zamanı olduğu gözüyle bakıyorlar. Marx tüm bu entrikalardan uzak kaldı. Bir süre boyunca Neue Rheinische Zeitung’u aylık bir inceleme şeklinde yayınlamaya devam etti (Hamburg, 1850), sonrasında kendini British Museum’a kapattı ve muazzam ve henüz çoğunluğu incelenmemiş olan bu kütüphanede politik ekonomi üzerine her şeye çalıştı. Aynı zamanda, Amerikan İç Savaşı'nın patlak vermesine kadar New York Tribune için düzenli yazarlık yaptı ve tabiri caizse, önde gelen bu Anglo-Amerikan gazetesinin Avrupa siyaseti bölümünün editörü gibi görev yaptı.

2 Aralık darbesi, Marx'ı şu anda yeniden basılmakta olan (Meissner, Hamburg) ve Bonaparte’nin içine düştüğü savunulamaz konumun anlaşılmasına dair hiç de küçük bir katkıda bulunmayacak Louis Bonaparte'in 18 Brumaire'i (New York, 1852) adlı broşürünü yazmaya teşvik etti. Darbenin kahramanı burada, gerçekte olduğu gibi, anlık başarısının etrafını saran görkemden sıyrılmış olarak sunuluyor. III. Napolyon'u yüzyılın en büyük adamı olarak gören ve şimdi kendi kendine bu mucizevi dehanın birdenbire nasıl siyasi hata üzerine siyasi hata yapmaya başladığını açıklayamayan kültürsüzler, aydınlanmak için Marx'ın yukarıda bahsedilen eserlerine danışabilir.

Londra’da kaldığı süre boyunca Marx, kendini ön plana çıkarmamaya çalıştıysa da 1859’daki İtalya seferinden sonra Karl Vogt tarafından, Marx’ın Herr Vogt (Bay Vogt) (Londra, 1860) kitabını çıkarmasıyla sona eren bir polemiğe girmek zorunda kaldı. Hemen hemen aynı zamanlarda politik ekonomi çalışmaları da ilk olumlu sonucunu verdi ve Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın birinci bölümü yayınlandı (Berlin, 1856). Birinci bölüm yalnızca para teorisini tamamen yeni açılardan sunmaktadır. Yazar, bu sırada birçok yeni materyal keşfettiği ve daha fazla çalışma yapmanın gerekli olduğunu düşündüğü için, kitabın devamının yayınlanması biraz zaman aldı.

Nihayetinde, 1867 yılında Kapital; Ekonomi Politiğin Eleştirisi Cilt 1 Hamburg’da görülmeye başladı. Bu eser, bütün bir hayatın adandığı çalışmaların sonuçlarını içermektedir. İşçi sınıfının, bilimsel formülasyonuna indirgenmiş politik ekonomisidir. Kitapta kışkırtıcı deyişlerle değil, tamamıyla bilimsel çıkarımlarla ilgileniliyor. Birinin sosyalizme karşı bakışı ne olursa olsun, bu kitapta sosyalizmin ilk defa bilimsel bir şekilde sunulduğunu ve bunu başaranın kesinlikle Almanya olduğunu her halükârda kabullenmek zorunda kalacaktır. Hala sosyalizmle savaşmak isteyen biri, Marx’la uğraşmak zorunda kalacaktır ve eğer onu alt edebilirse, o zaman gerçekten de dei minörüm gentium’dan [Daha az varlığa sahip tanrılar, yani daha az itibarlı ünlüler] bahsetmesine gerek kalmayacaktır.

Fakat Marx’ın kitabında ilgi çeken başka bir bakış açısı daha vardır; Kapitalizm ve üretim arasındaki mevcut ilişkilerin, İngiltere’de olduğu gibi klasik biçimde bütünüyle, net ve canlı bir şekilde anlatıldığı ilk eserdir. Yaklaşık 40 yıl süren ve İngiltere’de bile neredeyse bilinmeyen meclis soruşturmaları, bu kitap için sanayinin her dalındaki işçilerin çalışma koşulları (kadın ve çocukların işleri, gece işleri vb.) ile ilgili kaynak sağlamıştır. Tüm bunlar ilk defa bu eserde kullanıma sunulmuştur. İlaveten, 1802’nin ilk yasalarıyla başlayan ve şu an neredeyse tüm imalat veya küçük sanayilerde çalışma saatlerini kadınlar ve 18 yaşından küçük bireyler için haftada 60 saatle ve 13 yaşından küçük çocuklar için haftada 39 saatle sınırlama noktasına getiren İngiltere’deki fabrika kanunları tarihini barındırmaktadır. Bu bakış açısından kitap, her sanayici için en büyük bir ilgi kaynağıdır.

Yıllar boyunca Marx, Alman yazarların arasında “en çok iftira yiyen” olmuştur ve hiç kimse onun misillemelerden çekindiğini veya attığı tüm darbelerin, hedefini bir intikamla can evinden vurduğunu inkâr edemez. Ancak sıklıkla “dâhil olduğu” polemikler, onun için yalnızca bir savunma vasıtasıydı. Son tahlilde onun asıl ilgili olduğu şey, her bakış açısından sunulan noktaları gözden geçirmeden, dikkate almadığı hiçbir itiraz kalmadan ve okunmamış bir kitap bırakmadan, ne biçim ne de içerik olarak kendisini tatmin eder bir hale gelmeden önce onu, bulgularını toplumla sistemli biçimde paylaşmaktan alıkoyan rakipsiz bir farkındalıkla 25 yıl boyunca üzerinde çalıştığı ve katkı sunduğu bilimdir. Taklitçilerin çağında özgün düşünürler çok nadirdir; fakat bir insan yalnızca özgün bir düşünür değil, aynı zamanda alanında eşi benzeri olmayan bir bilgi birikimi de sağlayabiliyorsa, o zaman iki kez tanınmayı hak eder.

Bekleneceği üzere, çalışmalarına ilaveten Marx, işçi hareketiyle de ilgilenmiştir. Son zamanlarda oldukça ilgi odağı olan ve Avrupa'da birden fazla yerde hafife alınmayacak bir güç olduğunu gösteren Uluslararası Emekçiler Birliği'nin kurucularından biridir. En azından işçi hareketi söz konusu olduğunda, bu çığır açan örgütlenmede, hakkı olan etkili konumu Alman unsuru –özellikle Marx sayesinde– elinde tutuyor desek yanılmış olmayız.

* Bu kısa biyografi, Engels'in 1868 Temmuzunun sonunda Alman edebiyat gazetesi Die Gartenlaube için yazdığı, fakat gazetenin editörlerinin yayınlamaktan vazgeçtiği versiyonuna dayanmaktadır.

 

Kaynak: Marxist.org