Kara veba: Ölümcül bir salgının tarihçesi

O dönemlerde bu salgına kara ölüm de denirdi. Beş yıl boyunca Avrasya'yı doğusundan batısına değin kasıp kavuran veba, büyük bir demografik depresyona yol açmış, ekonomileri ve sosyal davranışları altüst etmiş ve tüm kıtada kalıcı etkileri olacak bir travma yaşatmıştır.



24-05-2021 00:00

Yazar: Marine Jeannin

Çeviren: Ayça Gürdal

Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika nüfusunun üçte biri, hatta yarısı, beş yıl içinde yok olmuştur. Bu oran da yaklaşık 75 ila 200 milyon kişinin ölümüne tekabül etmektedir. İşte bu, Avrasya’yı 14. yüzyılın ortalarında vuran, Orta Çağ'ın en öldürücü ve en fazla yayılmış salgını olan kara vebanın ağır bilançosudur.

HIYARCIKLI VEBA, SEPTİSEMİK VEBA VE PNÖMÖNİK VEBA

Bu pandeminin kökeninde, 1894 yılında Louis Pasteur'ün öğrencisi ve bakterinin kâşifi olan Alexandre Yersin'in adının verildiği, Yersinia pestis bakterisi denilen bir basil bulunmaktadır. Bu basil, ilk olarak küçük kemirgenleri, özellikle de pireleri aracılığıyla insanlara hastalık bulaştıran sıçanları enfekte eder.

Birkaç gün süren kuluçkadan sonra, hastada ilk semptomlar görülmeye başlar: Titreme, ateş, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, ishal ve kusma, bitkinlik. Ardından pire tarafından ısırılan uzuvdaki lenf düğümleri görünür hale gelir, "hıyarcıklı (bubonik) veba" adı buradan gelir. Daha sonra, ağrı yapan bu lenf düğümleri, ateş yükseldikçe ve hasta kan kustukça püstüle ve hatta ülsere dönüşür. Hıyarcıklı veba, vakaların %60'ında hastanın yedi günden daha kısa bir sürede ölmesine sebep olur.

Hastalık, septisemiye yol açabilir (buna septisemik veba denir) veya akciğerlere yayılıp pnömönik vebaya neden olabilir. Son derece bulaşıcı ve öldürücü olan bu son tür, insandan insana öksürük yoluyla bulaşabilir.

KARA VEBA, ÖLDÜRÜCÜ BİR BELA

Varsayımlar asıl kökeniyle pek uyuşmasa da 1347'deki büyük vebanın kökleri, büyük olasılıkla Asya’ya dayanıyor. Himalayalar, Karadeniz, Çin veya Kırgızistan... Her halükârda tek gerçek, salgının İpek Yolları üzerinden Avrupa'ya yayıldığıdır.

Veba önce Kırım’ın Kefe kentine ulaşmış, burası enfekte olan Moğollar tarafından saldırıya uğramış ve daha sonra kuşatmanın kaldırılmasıyla Kefe'yi terk eden Cenevizli tüccarlar tarafından tüm Akdeniz'e yayılmıştır. Ticari gemilerde çoğalan siyah sıçanlar ve tekrarlanan kıtlıklar nedeniyle zaten güçsüzleşmiş olan Avrupa ve Kuzey Afrika nüfusunun sonucu olarak veba hastalığı, Suriye, Mısır ve Mağrip'e ve daha sonra da 1347-1352 yılları arasında tüm Avrupa’ya hızla yayılmıştır. Son araştırmalara göresalgın, Sahra Çölü’nü tüccar kervanları aracılığıyla aşmış ve bugünkü Fildişi Sahili’nden Nijerya'ya dek Batı Afrika'yı kasıp kavurmuş bile olabilir.

FLORANSA’DA %80’E VARAN ÖLÜM ORANI

Kara veba, yalnızca birkaç yıl içinde, bulaştığı ülkelerin nüfusunun üçte birinden fazlasını öldürmüştür. Paris, Londra veya Hamburg gibi büyük, çok nüfuslu şehirlerde ölüm oranı %50'nin üzerine çıkmış, Floransa'da neredeyse %80'e varmıştır. Hıyarcıklar, en mütevazı serflerden 1350'de hastalığa yenik düşen Kastilya Kralı Alphonsus XI. gibi taç sahibi soylulara kadar her kesimi vurmuştur.

Sienalı tarih yazarı Agnolo di Tura, "İnsanın sözcükleri, bu korkunç gerçeği anlatmaya kifayetsiz kalır. Ne parayla ne de dostluk kisvesi altında ölülerimizi gömecek kimseyi bulamıyorduk. Aile üyeleri ölülerini ellerinden geldiğince bir hendeğe taşıyorlardı, rahip olmadan, dini ayinler olmadan. [...] Büyük çukurlar kazıldı ve çok sayıda ölü buralara istif edildi. Gece gündüz demeden yüzlerce kişi öldü ve hepsi bu çukurlara atıldı, üstleri toprakla örtüldü. Mevcut çukurlar dolar dolmaz, başkaları kazıldı. Ben, Agnolo di Tura, beş çocuğumu kendi ellerimle gömdüm... Ve o kadar çok ölüm oldu ki, herkes bunun dünyanın sonu olduğunu düşündü" diye yazmıştır.

TOPLU HİSTERİ VE ZULÜM

Felaketle karşı karşıya kalan orta çağ tıbbının hiçbir tedavi yolu (hıyarcık inzisyonları, kan akıtma, hasta izolasyonu) işe yaramamıştır. Vebadan etkilenen ve bu salgına mantıklı bir açıklama getiremeyen insanlar tinsel olana yönelerek vebayı ilahi bir ceza olarak yorumlamıştır. Böylece 14. yüzyılın ortalarına, kefaret için kendilerine toplum içinde zarar veren flagellantların dinsel ayinleri ve benzeri yaygın toplu histeri olayları damga vurmuştur.

Hayatını kaybeden topluluklar günah keçisi olarak görülmüştür. Batı ve Orta Avrupa'da anti-semitik pogromlar artmış ve bu da 14 Şubat 1349 Cumartesi günü Strazburg kentinde 900 ila 2 bin Yahudi'nin canlı canlı yakılmasıyla sonuçlanmıştır. Dilenciler, hacılar ve genel olarak yabancılar gibi Müslümanlar da vebayı kasıtlı olarak topluluklara yaymak, Şeytan’ı yanlarına çekmek veya kuyu suyunu zehirlemekle suçlanıp hedef alınmıştır.

1352 yılında salgın bittiğinde, ardında altüst olmuş ekonomiler ve parçalanmış toplumlar bırakmıştır. Yaşanan travma hayatta kalanlar için o kadar büyük olmuştur ki, bazı tarihçilere göre kara veba, Orta Çağ'dan Batı Avrupa'daki Rönesans'a geçiş sürecine katkıda bulunmuştur.

Kaynak: GEO