Kapitalizmin sinematik eleştirisi



05-04-2021 00:08

Çeviren: Yaren Kardelen Budun

Michael Douglas’ın “Borsa” filminin ünlü repliği olan “Hırs iyidir” cümlesini kim hatırlamaz?

Gerçekte, sinemada kapitalizm tanımı olduğundan çok daha karmaşıktır. Marksist film eleştirisi, neredeyse tüm piyasa filmlerini kılık değiştirmiş kapitalist propagandadan ibaret görür. Kapitalist tüketici toplumda, bu propagandanın işlevi bizi olabildiğince çok, tercihen kapasitemizden çok daha fazlasını tüketen mutlu ve hoşnut tüketicilere dönüştürmektir. 

James Bond filmleri izledikçe, tıpkı Bond gibi giyinmeye ve araba kullanmaya özenmeliyiz. Casino Royale filmini izledikten sonra, Bond’un kullandığı dizüstü bilgisayarın aynısını almak için acele etmeliyiz. Aslında filmdeki bilgisayarın, bilgisayar üreticisi Sony tarafından yapılan bariz bir ürün yerleştirme olduğu gerçeği anlaşılmaz. Yıldız sistemi -hangi film yıldızının ne giydiği, nerede alışveriş yaptığı, neler yediği ve neler tükettiği- her ne kadar imaj tasarımcıların, tekstil imalatçılarının, stilistlerin, makyaj sanatçılarının, reklamcıların ve menajerlerin mini-piyasası içinde yaratılmış olsa daistek uyandıran bir model olur.

Film yapımcıları, kontrolsüz kapitalizmi körükleyen tutkuların insanlara ne yaptığı konusunu uzun zamandır ele alıyor. Friedrich Murnau’nun sessiz şaheseri olan “Son Adam” filminde, şatafatlı Berlin otelinin sadık kapıcısı Emil Jannings yaşlandıkça rütbesi tuvalet görevlisine düşürülür. Murnau’nun yaşam felsefesine göre insan sermayesi harcanabilir. Murnau’nun yoldaş hemşerisi ErichvonStroheim’ın klasik eseri olan ve paranın üç masum insanı yozlaştırıp yok edişini anlatan ahlaki öyküsü “Hırs” filminde bu durum daha da ortadaydı. Charlie Chaplin’in, kör bir kızın görme yetisini geri kazanmak adına geçirmesi gereken ameliyat için para toplamaya çalışan bir milyoneri canlandırdığı Modern Zamanlar ve Şehir Işıkları filminin doğasında kapitalizm eleştirisi var.

Büyük İtalyan film yönetmeni, filozof, eleştirmen, şair, romancı ve provokatör PierPaoloPasolini, belki de kapitalizmin en büyük film eleştirmeniydi. Pasolini tüketici kapitalizmin, faşizmden daha kötü olduğu sonucuna vardı. Sebebi ise şuydu: Faşizm açıkça baskıcıydı. Çok görünürde olduğu için karşı çıkılacak bir şey sundu. Ancak tüketici kapitalizmi çok daha tehlikeliydi, çünkü kurbanlarını asimile ediyordu. İnsani değerleri sarstı ve vatandaşların aslında kendi sömürüsüne istekli olduğu bir toplum yarattı.

Pasolini, yalnızca bir tespitle tatmin olmuyordu. Çözümü de vardı. Kapitalizmin belkemiği geleneksel aile yapısıydı. Aile kavramı ataerkil değerlere dayanıyordu. Ataerkil aile değerleri nasıl yok edilir? Elbette cinsiyet yoluyla, geleneklere ne kadar aykırı o kadar iyi. Pasolini’nin bu duruma en iyi örneği, bir tanrı misafirini canlandıran Terence Stamp’in bir fabrikatörün evine geldiği ve anne, kız, hizmetçi, oğul ve babayı baştan çıkararak her aile üyesine alışılmadık bir mutluluk getirdiği Teorema filmidir. Hem Pasolini hem Luchino Visconti, özellikle Salo ya da Sodomun 120 Günü filminde kapitalizm ve faşizm arasındaki ilişkiyi incelemeye çalıştı. Visconti’nin şatafatlı, zenginleri anlatan bir opera filmi ve çökmekte olan fabrikatör Alman ailesini anlatan Lanetliler filmi; Hitler için silahlar yapan Krupların ince örtülü bir portresidir. Visconti'nin kimin yaşlanan aile babasının yerini alıp aile servetini ele alacağını anlatan melodramı, Helmut Berger'in art arda kuzenine ve ardından annesine tecavüz eden oğlan canlandırmasıyla ünlendi.

Michelangelo Antonioni için kapitalizmin verdiği zarar duygularaydı. Roma Menkul Kıymetler Borsası’nda geçen muhteşem bir sahnede, borsa saygın bir merhum üyesi için bir dakikalık sessizliğe bürünmüşken, Alain Delon sahtekârlıklarla kendine bir servet elde etmişti. Bunun ona maliyetini daha sonra görüyoruz: Bir daha sevemiyor ya da bağlanamıyor. Antonioni’ye göre, kapitalizm ruhun ölümü demektir. Bu yabancılaşma benzetmesini ilk renkli filmi olan Kızıl Çöl’de psikolojik olarak zarar görmüş ve gerçeklikle boğuşan Monica Vitti; endüstriyel, dumanları güzelce renklendirilmiş bacalarıyla etrafındaki herkesi zehirleyen bir sanayi manzarasına bakarken daha iyi açıklıyor. Bir meleğin şeytani gözlerine bakmak gibi korkunç derecede güzel bir sahnedir.

Belki de en ders verici olanlar, Nazi döneminin propaganda filmleridir. VeitHarlan’ın yönettiği gibi filmlerin alt metni; Almanların sarışın, destansı, iyi niyetli, her zaman mutlu, vatansever ve neşe ile kahkaha dolu bir Aryan cennetinde yaşadıklarıydı.

Kapitalizmin eleştirisi olarak da yorumlanabilecek olan Kan Dökülecek filmi gibi ciddi manada dramatik filmlerle dolu bir sezon sonrasında, Hollywood’un şimdi bir bahar-yaz komedi sezonuyla bizleri mutlu etmeye hazır olduğunu düşünmek ilginçtir.

Kapitalist bir filmde, gerçeklik kârlı bir meta değildir.

 

Kaynak: WBEZCHICAGO