Kapital’e politik bakış

Harry Cleaver’ın bu çalışmadaki amacı; Marx’ın Kapital’inin 1. Bölüm’ünün soyut kavramlarını, Marx’ın kapitalist toplumda sınıf mücadelesi analizinin bütünü içine yerleştirerek, değer analizinin politik işlevini açığa çıkarmaktır. Cleaver’e göre Marx, Kapital’i işçilerin eline bir silah vermek için yazdı. Kapital’de kapitalist sınıfla işçi sınıfı arasındaki mücadelelerin temel dinamiklerine dair bir analiz sunulmuştur. İşçiler; Kapital’i politik bir belge olarak okuyarak, kapitalist sınıfın işçileri egemenlik altına almaya yönelik farklı arayışlarını olduğu kadar, bu egemenliğe karşı bizzat işçi sınıfının mücadele etmek için kullandığı yöntemleri de derinlemesine inceleyebildiler.



07-02-2021 00:05

Ufuk Akkuş

Marx’ın Kapital’inin elbette pek çok farklı okuma biçimi vardır. Bu onun birden çok disiplini içermesinden kaynaklanabilir. Ekonomi politiğin eleştirisi alt başlığına ve İngiliz ekonomi politiğine teorik ve pratik pek çok eleştiri getirmesine bakılarak onun bir ekonomi kitabı olduğu söylenebilir. Ama her ne kadar Marx eserinde ona ilişkin pek bir şey söylemese de metne sinen ve argümanlarını ortaya koyarken kullandığı diyalektik yöntemi ve Marx’taki Yunan ve Alman felsefesini özellikle de Hegel etkilerini dikkate aldığımızda pek ala felsefe kitabı olarak da okunabilir. Bireyler arası ilişkiler ve birey toplum ilişkisi bağlamında düşünüldüğünde, sosyolojik açıdan da okumak mümkündür. Marx tüm bu bilimleri içeren konuların yanı sıra Kapital’de antropoloji, edebiyat, şiirler, masallar, mitolojiler ve  romanlardan da yararlanmıştır. Kitabın içeriğinin pek çok disipline ilişkin verilerden oluşması onu o disiplinlerden birine özgü yapmaz, ama yine de Marx’ın diyalektik yönteminde önemli bir araç olan soyutlama aracılığı ile farklı okumalar yapılabilir.

Harry Cleaver, “Kapital’i Politik Olarak Okumak” adlı kitabında Marx’ın bu eserini politik olarak okumaya girişiyor. Cleaver, Kapitalin 1. cildinin en zor anlaşılan 1. Bölüm’ü üzerine ayrıntılı bir çalışma yaparak Kapital’i yeniden inceliyor ve bu çalışmanın amacının; 1. Bölüm’ün soyut kavramlarını, Marx’ın kapitalist toplumda sınıf mücadelesi analizinin içine yerleştirerek, değer analizinin politik işlevini açığa çıkarmak olduğunu söylüyor. Böylece Marx’ın asıl amacı olduğuna inandığı şeye geri dönmeyi amaçladığını: yani Marx’ın Kapital’i işçilerin eline bir silah vermek için yazdığını ve Kapital’de kapitalist sınıfla işçi arasındaki mücadelelerin temel dinamiklerine dair bir analiz sunduğunu vurguluyor. Cleaver’e göre; Kapital’in ekonomi politik, ekonomi tarihi, sosyolojik veya felsefi olarak okunması onu politik bir araçtan ziyade akademik bir çalışmanın konusu yapar. Bu da kitabı sınıf mücadelesinin savaş alanından çıkarması anlamına gelir.    

Cleaver’in politik okumadan kastettiği; Kapital’in işçi sınıfının bakış açısından stratejik olarak okunmasıdır. Bu, yaklaşımını bilinçli ve tek taraflı bir biçimde, her bir kavramın işçi sınıfı mücadelesinin mevcut gelişimi için anlamını ve bununla ilişiğini belirlemek üzere yapılandıran bir okumadır. Bu okuma; kavramları, belirlenimlerini ortaya koydukları mücadelenin somut bütünlüğü içinde kavramak adına, kopuk bütün yorumlardan ve soyut teorileştirmelerden uzak duran bir okumadır. Cleaver, işçi sınıfının bakış açısından yapıldığı söylenebilecek tek okumanın ancak bu tür bir Marx okuması olduğunu öne sürüyor. Çünkü, işçi sınıfının kendi gücünün ve stratejisinin kapsamını ve yapısını netleştirmek için işçi sınıfının ihtiyaçlarına doğrudan seslenen tek okuma budur.

Cleaver kitabında, Kapital’in ekonomi politik yönden okunmasının İkinci Enternasyonel döneminde (1898-1914) başlayan uzun bir geleneğe sahip olduğuna değinir. Ona göre, İkinci Enternasyonel, Kapital’i ve nihayet Marx’ı ekonomi alanına hapsetmiştir. Bu açıdan Marx’ı okuyanların çoğu sermayenin yeni gelişen boyutlarını dikkate almış olmalarına rağmen, Kapital’in ve bundan türetilmiş kriz ve emperyalizm teorilerinin kapsamını ekonomi politiğin alanına sıkıştırmaları, sistemin önemli boyutlarını eleştirmeden bırakarak hem analizlerinin kapsamını sınırlamışlar, hem de analizlerini tek yönlü hale getirmişlerdir. Bu yazarlar, Kapital’i ekonomi politik bağlamında okuyarak kendilerini kapitalizmin anarşik istikrarsızlığı ve sömürüye dayalı doğası hakkında bir eleştiri ile sınırlamışlar ve ekonomi ile politika arasında keskin bir ayrım çizmişlerdir. Marx’ı felsefi olarak okuyanların başında gelen Althusser, Marx’ın “1844 El Yazmaları” gibi ilk dönem çalışmalarını ele almayı; genç, yanlış yola sapmış Hegelci Marx ile olgun Marx, yani Kapital’in Marx’ı arasında epistemolojik bir kopuş olduğunu iddia ederek bir kenara bırakmıştır. İkincisi ve daha önemlisi ise; Althusser, Marx’ın olgun bilimsel çalışmasının, Kapital’in konusunu, yani kapitalist üretim biçimi kavramını soyut anlamda analiz eden salt teorik bir çalışma olduğunu öne sürmüştür.

Cleaver, Kapital’i politik olarak okumaya ilişkin iki yöntem sunar: birincisi her kategorinin ve ilişkinin, sınıf mücadelesinin doğası ile nasıl ilişkilendiğini ve onu nasıl aydınlattığını göstermek, ikincisi işçi sınıfının politik strateji açısından bunun ne anlama geldiğini göstermektir. Her kategorinin sınıf mücadelesi ile açıktan ilişkili olması gerektiği yönündeki bu talep her şeyi sınıf mücadelesine indirgemek anlamına gelmez. Çünkü sınıf mücadelesi, kategorilerden ve ilişkilerden bağımsız ve onların dışında bir amaç değildir. Onlardan türetilmiş harici bir sonuç da değildir. Sermaye sınıf ilişkisidir ve bu ilişki bir mücadele ilişkisidir. Sınıf mücadelesi, sermaye sınıfının bütün kategorileri ve belirlenimleriyle kendi toplumsal düzenini dayatma girişimi ile, işçi sınıfının kendi otonom çıkarlarını öne sürme çabasının karşılaşmasıdır. İşçi sınıfı mücadelesi, kapitalist toplumda oyunun kurallarını sorgulayan devrimci bir etkinliktir. Filozofların ve ekonomi politikçilerin bilimi, sadece sermayenin kendi bakış açısıdır. Kapital’in politik olarak okunması işçi sınıfının stratejik bir etkinliğidir. Marx, 2. Bölüm’de insanlar arasında bir etkinlik olarak mübadele ve sonra kitabının geri kalanında sermayenin toplumsal ilişkilerinin bütün boyutlarını analiz etmeye giriştiğinde tam olarak kendi tanımladığı şeyi yapar. Yani metaları ve onların bütün belirlenimlerini sınıf ilişkisi içine yerleştirir.

Cleaver’a göre; 1. Bölüm’deki değer teorisini anlamak, Marx’ın bize yapmamız gerektiğini söylediği şeyi anlamaktır: meta biçimi tartışmasını, daha sonra Kapital’de geliştirdiği ve bugün bizim daha da genişlettiğimiz sınıf ilişkileri anlayışı ile birleştirmek. Bunu yapmak için bu ilk bölümün okumasını, Kapital’in geri kalanı ve analiz ettiği sınıf mücadelesiyle ilgili bütün bilgilerimiz ve yorumlarımızla ilişkilendirmemiz gerekmektedir.

Marx, Kapital’de analizine meta ile başlar. Çünkü kapitalist toplumdaki zenginliğin temel biçimi metadır. Kapital’in geri kalanını okuduğumuzda, burjuva toplumda bütün zenginliğin niçin meta biçimin aldığını keşfederiz. Bu niçin metalarla başlanması gerektiğini daha açık hale getirir, çünkü meta biçimi sermayenin temel biçimidir. Marx’a göre, sermaye her şeyden önce toplumsal bir ilişki, özellikle de burjuva toplumun sınıfları, yani kapitalist sınıf ile işçi arasındaki mücadeleye özgü bir toplumsal ilişkidir. Eğer sermaye en temel anlamda sınıf mücadelesinin dinamiği ise, o halde sermaye üzerine çalışmaya bu mücadelenin en temel niteliklerini ele alarak başlamak gerekir. Marx’ın yaptığı tam olarak bu olmasına rağmen, metalar ve sınıf mücadelesi arasındaki ilişki doğrudan ortaya koyulmuş değildir. Bu ilişkiyi açığa çıkarmak için sınıf mücadelesinin, kapitalist sınıfın, insanları yaşamlarını devam ettirmek ve toplumsal zenginliğin bir kısmına ulaşabilmek için yaşamlarının bir kısmını emek gücü olarak satmaya zorlayarak, nüfusun çoğunluğuna meta biçimini dayatması üzerinden yürüdüğünün anlaşılması gerekir. İnsanların büyük çoğunluğu aç kalmamak için çalışmak zorundadırlar. Kapitalist sınıf toplumsal zenginliği üreten bütün araçlar üzerinde bütünlüklü bir kontrol geliştirerek bu zorunluluk durumunu yaratır ve devamını sağlar. Meta biçimin zorla dayatılması zorunlu çalışmanın, toplumsal kontrolün temel aracı haline gelmiş olması demektir. Bu, yaşamını ancak çalışma kapasitesini satarak devam ettirebilen insanlardan oluşan bir sınıfın yani işçi sınıfının yaratılması anlamına gelir. Aslında sermaye meta biçimi aracılığıyla, işin dayatılmasına dayalı bir toplumsal sistem olarak tanımlanabilir. Ölü emeğin canlı emeğe hükmetmekle kalmayıp aynı zamanda bu hükmetmenin içinde ölü emeğin kendi gücünü genişletmek için canlı emeğin yaşam gücünü emmesi anlamında Marx, sermayenin sıklıkla vampire benzediği gibi göndermelerde bulunmuştur. Sermaye açısından zenginlik, birikmiş emek ve bu emek tarafından üretilen ürünler dışında bir anlam taşımadığından ve hem emek hem de emek ürünleri sermayede meta biçimini aldığından başlı başına meta, bu zenginliğin temel biçimi olarak görünür.

Emek gücünün kullanım değeri; onun çalışma, değer ve artı değer üretme yeteneğidir. Emek gücünün mübadele değeri emek gücünün satılması karşılığında işçi sınıfının elde ettiği değerdir. Emek gücünün kullanım değeri ve mübadele değeri kesinlikle çelişkilidir. Çünkü emek gücü, işçi sınıfı açısından kullanım değeri değil, mübadele değeri olabilir. Ancak aynı emek gücü, emek gücünü satın alan ve işe koşan kapitalistler açısından kullanım değerine sahiptir. Kullanım değeri ve mübadele değeri kategorileri, sadece analitik soyutlamayı kullanarak bir zihinsel akıl yürütmeyle ulaşılan soyut kavramlar değildir. Bu iki boyut aynı zamanda kapitalizmdeki sınıf mücadelesinin iki yönlü çelişkili karakterini de ifade eder. Tıpkı kapitalist sınıfın ve işçi sınıfının hem birbirinin karşıtı hem de birlik içinde olması gibi, kullanım değeri ve mübadele değeri de çelişkili bir birlik içinde birbirinin karşıtıdır.    

Harry Cleaver, Marx’ın Kapital’inin en zor anlaşılan bölümü olarak kabul edilen 1. Bölüm’ün ilk üç kısmı üzerine odaklanarak, Kapital’i politik olarak okumaya girişiyor. Böylece, Kapital’in sadece kapitalist sistemin işleyişini ve çelişkilerini anlatan bir akademik çalışma olmadığını, işçi sınıfı için bir eylem kılavuzu olduğunu ortaya koyuyor. Marx’ın dediği gibi; “Dünyayı anlamak, yorumlamak yeterli değildir. Aslolan dünyayı  değiştirmektir.”

KÜNYE: Harry Cleaver, Kapital’i Politik Olarak Okumak, çev: Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, 2008, 254 Sayfa.