Kanın, gözyaşının, umudun kitabı: Bülbülü Öldürmek

"İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." (s.117) cümlesinin etrafında dönen “Bülbülü Öldürmek”adlı Harper Lee’nin anıt romanı, işlediği konuyla - ne acı ki - güncelliğini korumayı sürdürüyor.



08-11-2014 13:27

Öznur Özkaya - İleri Kültür Sanat

Kimi gözyaşıyla suladığı kendi yurdunda yabancıdır, kimi de yurt bellediği topraklarda. Hep oraya ait olmayandır. Ne de olsa yabancı olmak demek; umursanmaman, insan yerine konulmaman, öteki olman, "bizden değilsin" diyenlerin bakışlarına maruz kalman, kültüründen vazgeçmen, dilinden kopman demek. Yabancı olmak demek; mühürlenmiş dudaklar, zincire vurulmuş fikirler demek; çocukken senin milletinden ve / veya dininden, olmayan komşu çocuklarıyla oynayamaman demek. Yabancı olmak demek; öldürülen yakınlarına ağlayamaman, haklarını arayamaman, kendi ismini özgürce kullanamaman, öteki olmayan isimleri kullanıp, öteki olmayanlara ait elbiseleri giyip onlara benzemeye çalışman demek. 

Doğdukları topraktan zorla getirilen, üstüne köleleştirilen, sömürülen, aşağılanan siyah adam, yıllarca büyük acılar çekmiş ve kandırılmıştır. 1960’ta yayımlanan ilk ve tek romanı “Bülbülü Öldürmek” adlı anıt kitabında Harper Lee, 1930’lardaki ırkçı, faşizan hareketleri bir çocuğun gözünden anlatır. 1961’de Pulitzer Ödülü’nü, 1962’de ise uyarlanan filmi üç dalda Oscar Ödülü kazanmış olan “Bülbülü Öldürmek”, dönemin Alabama eyaleti, Maycomb kasabasındaki insanların yaşamlarına ayna tutup insanlığın en mühim sorunlarından birine, ırkçılığa işaret ediyor. Bir zencinin savunmasını üstlenerek nefret oklarının ucunda yaşamayı ve toplum tarafından dışlanmayı göze alan Avukat Atticus’ın kızı Scout’un gözünden sunulan panoramada,  yetişkinlerin doğrularının ne derece doğru olduğu da tartışılıyor.

Günlük hayatında tulumlarıyla gezip ağabeyi Jem ve arkadaşı Dill’le vakit geçiren, duyarlı, zeki, başkaldıran, insancıl ve sevgi dolu bir kız çocuğu olan Scout, halası tarafından hanım hanımcık yapılmaya çalışılsa da, erkeksi bir çizgide yürümeye devam ediyor. Toplumun kabullendiği normlara göre hareket etmeyi reddeden ama “gereken” yerlerde çarklara sıkışıp kalma rolünü “üstlenen” Scout’la yazar önemli bir mesaj veriyor. Ana temada yer alan “farklı” olmaktan duyulan korku Scout’la birlikte romana nüfuz ediyor. 

Ortada zenci bir adamın beyaz bir kadının ırzına geçmekle suçlandığı bir dava ve dava ekseninde “onlar” ve “biz” ayrımını derinleştiren kasaba halkı var. Siyah olmanın neredeyse hayvan olmakla eşleştirildiğini, suçlanan Tom Robinson’un ve ailesinin başına gelenleri okumak, tecavüze uğradığını iddia eden, yoksul olduğu için dışlanmış, ötekileştirilmiş, bir başka kişiyi, Bayan Mayella’yı, duyumsamak insana acı veriyor. “Beyaz insanların onunla ilişkisi olamazdı çünkü kız domuzların arasında yaşıyordu; zencilerin onunla ilişkisi olamazdı çünkü kız beyazdı.” (s.242)

Romanın eşsiz karakterlerinden Atticus Finch biraz da özlenen bir örneği canlandırıyor. Avukat Atticus; değişmez normlara karşı durabilen, mahalle baskısına boyun eğmeyen bir baba, bir hukukçu. Söylediği her sözle, sergilediği davranışlarla model alınması gereken bir karakter olsa da, yazar Atticus’u kahramana dönüştürmeden iyiyi, doğruyu betimliyor. Atticus’un siyahî Tom için yaptığı konuşmada eşitliği ve adaleti nasıl savunduğunu görüyoruz. “Bazı zenciler yalan söyler, bazı zenciler ahlaksızdır, kadınlarımızın çevresindeki bazı erkeklere güvenmemiz gerekir – ister siyah olsun ister beyaz-. Ama bu her türlü insan soyu için geçerlidir, belli bir insan soyu için değil. Bu mahkeme salonunda hiç yalan söylememiş, ahlaksızca bir şey yapmamış kimse yoktur, bir kadına hiç arzuyla bakmamış tek bir erkek yoktur.” (s.258)

Bayan Maudie'nin Scout'a söylediği "İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." (s.117) cümlesinin etrafında dönen roman, işlediği konuyla  - ne acı ki - güncelliğini korumayı sürdürüyor. Aynı hastalıktan mustarip insanoğlu varlığını devam ettiriyor. Zamanlar geçiyor, ülkeler değişiyor. İnsanoğlunun rezilliğinden kimi zaman Hrant Dinkler, Metin Altıoklar, Hasret Gültekinler, kimi zaman Çerkesler, Kürtler, Ezidiler nasibini alıyor. Dahası Anadolu'nun hoyratça değiştirilmiş demografisinden; tehcirler, sürgünler, kıyımlardan söz ettikçe içimiz burkuluyor. Mültecilere, travestilere, Alevilere, zayıf veya şüpheli gördüklerine işkencenin çeşitlerini sunmaktan çekinmeyen kolluk kuvvetleri, adaleti kalmamış mahkemelerimiz, daimi itaat karşılığında onları genişletilmiş vazife ve salahiyetler ile ödüllendiren iktidar, mutluluktan mutluluğa koşuyor. Ama endişelenmeyin. Kanın, gözyaşının olduğu kadar umudun da kitabı “Bülbülü Öldürmek.” Çünkü Atticus oğlu Jem’e şöyle özetliyor durumu: “Beyaz bir ada,m siyah bir adamı aldattığı zaman, o beyaz adam kim olursa olsun, ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar iyi bir aileden gelirse gelsin, beş para etmezin tekidir.” (s.278) Gençlerimiz gerçeği biliyor!

KÜNYE:  Bülbülü Öldürmek, Harper Lee, Çev: Ülker İnce, Sel Yayınları, Eylül 2014,  355 sayfa.