Kadınların okuma pratikleri: 'Feminist okumalar' atölyeleri



03-05-2021 14:17

Onur Bütün

“Burjuvazi hoşgörülüdür oysa: İnsanları oldukları gibi sever, çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir” diyordu Adorno, Minima Moralia’da. Bu bilgelik dolu söz, şöyle çevrilebilir pekâlâ: “Erkekler hoşgörülüdür oysa: Kadınları oldukları gibi severler, çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedirler.”1

Kadınların ve queerlerin “olabilecekleri” ya da potansiyelleri üzerine geliştirilen nefret konusunda büyük bir hayal gücüne ihtiyacımız yok neyse ki… Bize karşı geliştirilen horgörü dili, gazete haberlerinden televizyon dizilerine ve tartışma programlarına, otobüs koltuklarından ev içlerine kadar “erkeklerle asla eşitlenemeyeceğimizi” duyururcasına kullanılıyor.

Biz akıl alanında hakiki yerler edindikçe, duygular alanına, zayıflıklarımıza, beceriksizliklerimize daha çok gönderme yapılıyor. Hatta hiç bulunmadığımız yerlerde dahi bizim adımıza konuşuyor erkekler… Nerelerde, nasıl temsil edildiğimiz meselesine hiç girmeyeceğim, temsiliyet çok önemli ama hâlâ bizi yok sayan bir bakış açısı her yerde asli unsur olarak görünüyor. Hal böyleyken “okuyan kadın”ın çok da hoşgörüyle karşılanmayacağını iyi kötü herkes kestirebilir.

“Bu çağda kadınların okumasına kim ne der ki!” diyenleri duyabiliyorum ama işin aslı öyle değil. En iyi örneklerde bile;

“Okuyun ama bize -iktidarımıza- bulaşmayın!” mantığı tıkır tıkır işliyor.

Oysaki bu büyük bir yanılgıdır, okumak kadınlar, queerler açısından ölüm kalım meselesidir. Eleştirel okuma yapmak bir gün mutlaka eril iktidara dokunur, değer, bulaşır.

Ankara Feminist Okumalar Atölyesi ile başlayan yolculuğumuz, Sakarya, Gebze ve İzmir “Feminist okumalar” gruplarının kurulmasıyla devam ediyor. Temmuz ve ağustos aylarında buluşmalara ara verip -okumaya devam ederek- en az bir yıllık okuma-tartışma-izleme programını kabul eden kadınlarla çalışıyoruz. Pandemi hepimize, Zoom, podcast gibi kavramları, programları öğretti. İnternet üzerinden çalışma yapabilmek büyük bir avantaja dönüştü, bazen hepimizi bunaltsa da… Örneğin Gebze’de Eğitim-Sen'li kadınların kurduğu “Feminist Okumalar Grubu”na Kocaeli, Kırşehir, Antalya, İzmir ve Ankara’dan da kadınlar katılıyor. Her ay düzenli kitap okumaya çalışan bu kadınlar farklı işlerde çalışıyor. Kendilerine odalar, kütüphaneler, çalışma masaları ve en önemlisi okuyabilmek için zaman ayırıyorlar ve özel alanlar açıyorlar. Ev içi emeğinin organizasyonundaki yüklerini azaltarak ve paylaşarak. Çok az sayıda arkadaşımız ücretli bir işte çalışmıyor. Yaklaşık 100 kadınla yürüttüğümüz bu çalışmaların önemli yöntemlerinden bazıları şöyle: “Queer/feminist bilinç yükseltme” ve “queer/feminist filtreleme”. Okuduklarımızı konuştuğumuz kadar deneyimlerimizi de paylaşıyoruz. “Özel alan politiktir” şiarı bizim için sadece bir laftan ibaret değil.

Her ay ortalama dört kitap okuyoruz, en az iki video (söyleşi vb.) veya film izliyoruz. Bazen rahat bazen çok zor okuyor kadınlar… İş, güç bir türlü bitmiyor. Kadınların konuşma zamanlarını rahatça ve eşitlikçi bir biçimde kullanabilmesine, kendilerini ifade edebilmelerine çok dikkat ediyoruz. Kurumlar aracılığıyla kurulmuş atölyelere erkeklerin ilgisi de yüksek oluyor. Kadınların kütüphanelerindeki kitapları karıştırıyor, sorular soruyorlar. Ya da gizli kapaklı bakıyorlar kitaplara… Feminizm ve queer kuram/edebiyat üzerine klişeleşmiş fikirlerinin, kadınlar tarafından nasıl yok edildiğini deneyimliyorlar. Tabii her zaman bu kadar olumlu gelişmiyor kadınların okuma ve düşünme pratikleri.

Atölyelerimizde kadınlar iki aydır, o ayın okuma listesinden bir kitabı seçiyor, eşleri, sevgilileri ya da erkek arkadaşlarından birine, o kitabı okumalarını ve onlarla tartışmalarını öneriyorlar. Erkekler genellikle en ince kitabı seçiyor okumak için ya da okumuyorlar.  Bizim çalışmalarımıza bakıştaki ortaklıkları ise şöyle:

“Aman bana bulaşmasınlar da kendi kendilerine okusunlar!”

Bu cümle -ki kurulmuş en iyi cümlelerin başında geliyor, daha kötüleri de var- birbirinden habersiz ortaklaşan erkeklerin örtük seslerinden oluşuyor. Meseleye kendilerince en sert yerden girişip;

“Buralara gelene kadar, ülkede ve dünyada çok daha önemli sorunlar var” diyenlere de rastlıyoruz.

Ve yine tüm bu sohbetlerin, tartışmaların ardında klişeler var. En sık karşılaştıklarımızdan bir diğeri, “kadın sorunun sosyalizmle çözebileceğimiz fikrinin” bize açıkça bir dayatma haline gelmiş olması. Elbette sınıfsal, kültürel, ideolojik ve politik yaklaşımlarımız var. Sorun feminizmin sınıfı bölen bir yaklaşıma sahip olduğunu düşünmekle ilgili… Ama daha önemlisi queer/feminist kuram ve hareketle ilgili okumamak erkeklerin en büyük eksiği… Önünde sonunda kulaktan dolma bilgileri bir gün onları gerçekten zor duruma düşürüyor. Bu tür örneklere de rastlıyoruz.

Bizim politik vurgumuz ise, “sınıfı bölen feminizm değil, patriyarkadır” şiarı ve tartışmalarına gönderme yapıyor. Bu tartışmayı biz de daha iyi anlamak ve anlamlandırmak üzere, Sylvia Walby’nin Patriyarka Kuramı adlı kitabını döne döne okumak ve tartışmak üzere kütüphanelerimizin en kolay ulaşabileceğimiz raflarına koyuyoruz. Edebiyat, feminist tarih yazımcılığı ve politika metinleri okumaya, her ayın kitap ve izleme listeleri arasında bağlantılar kurmaya, farklı queer/feminist yaklaşımları tanımaya da gayret ediyoruz.

“Marx’ın 11. Tezi’nden yola çıkarak, bizden öncekiler romanları, öyküleri ve kuram metinlerini okumakla yetindiler ama esas olan bugün onları queer/feminist ihtiyaçlara göre yorumlamaktır” demiş oluyoruz.

Pandemi evden çalışabilme ya da evde kalabilme olanağı olan bizlere başkaca şeyleri de düşünme olanağı sundu. Neden sendikaların, partilerin veya genel olarak “muhalif” kimlikleriyle bilinen kurumların üyelerine, çevrelerine toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine eğitimler, broşürler hazırlamadığını ve neden queer/feminist meclisler, kolektifler kurmadığı üzerine düşünüyoruz.

“Okuyan kadınlar”ın Türkiye’de kurdukları bu tarz atölye çalışmaları azımsanmayacak bir nicelik ve nitelikle artıyor. Birbirini gerçekten dinleyen, eril tahakkümün tüm şiddet veçhelerine tanık olan ya da maruz kalan kadınlar, bağımsız yapılar içinde, sendikalarında, partilerinde ve bulundukları her yerde istekli, bilinçli ve eksiklerinin farkında olarak yeni bir yaşam inşa ediyorlar. Geç olmadan erkeklerin de bu türden çalışmalar yapması gerekiyor. “Eleştirel erkeklik çalışmaları”, inisiyatifleri Türkiye’de keşfedilmeyi bekleyen bir disiplin ve alan olarak onları bekliyor.

1 - Kadınlar Dile Gelince/Küçük Hanımefendi’nin Edebiyat Atölyesi, Yayına Hazırlayan: Aslı Güneş, AMARGİ Yayınevi, s: 13