'JİTEM davasında savcı, katilleri aklamak için sanık avukatlarından çok çalıştı'

Dün Ankara’da görülen JİTEM davasında mahkemenin, birçok ifadeye, delile ve tanığa rağmen tüm sanıkların beraatine hükmetmesinin ardından Cumartesi Anneleri, "JİTEM davasında savcı, katilleri aklamak için sanık avukatlarından çok çalıştı" dedi.



14-12-2019 13:39

Emre Orman - @eemreorman

Cumartesi Anneleri'nin 768’inci hafta oturumunda kayıp yakınları, 1991 yılında Şırnak/İdil’de askerler tarafından gözaltına alınan, bir gün sonra işkence görmüş ve gözleri bağlı haldeki cansız bedenlerine bir mağarada ulaşılan Agit Akipa ve İbrahim Demir için adalet talebiyle buluştu.

Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasağı nedeniyle İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen Cumartesi insanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ile birlikte birer kırmızı karanfil de taşıdı.

'GALATASARAY BİZİM DERTLEŞME MEKANIMIZ'

İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir, 28 yıldır katillerin peşinde olduklarını ve onlar cezalandırılmadıkça bu mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. 700’üncü hafta oturumunda yasaklanan Galatasaray Meydanı’nın kendileri için bir ‘dertleşme mekanı’ olduğunu ifade eden Demir, şöyle devam etti:

“Galatasaray’ı bize yasakladılar. Avukatımız Tahir Elçi’yi yok ettiler. Her türlü yasaklamalarına karşın bizi durduramayacaklar. Bu yasaklamalarla onları kalbimizden söküp atamayacaklar.”

'CUMARTESİ ANNELERİ, TÜRKİYE'DEKİ ADALET ARAYIŞININ RESMİDİR'

Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa, 28 yıldır tüm hukuk yollarını kullanmalarına rağmen aldıkları tek cevabın ret olduğunun altını çizdi. Cumartesi Anneleri’nin, Türkiye’deki adalet arayışının bir resmi olduğuna işaret eden Akipa, şunları söyledi:

“Bizi bu dar sokağa sıkıştırdıkları yetmemiş gibi bir de etrafımıza etten duvar örüyorlar. Bu, Türkiye’nin resmidir. Var olduğumuz müddetçe barışa, demokrasiye, insan haklarına olan inancımızla yılmadan ve usanmadan mücadelemizi sürdüreceğiz.”

'JİTEM DAVASINDA MAHKEME, KATİLLERİ AKLAMAK İÇİN SANIK AVUKATLARINDAN DAHA FAZLA ÇALIŞTI'

13 Aralık’ta görülen Ankara JİTEM davasında tüm sanıklar “delil bulunamadığı” gerekçesiyle beraat etti. Davada bulunan ailelerden Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım, 1993-96 yılları arasında işlenen bu cinayetlerin Kürtleri sindirme politikasını bir parçası olduğunu vurguladı. Herkesin biliyor olmasına rağmen cinayetlerin mahkemece siyasi olarak değerlendirilmediğine de değinen Yıldırım, tüm ifadelere ve delillere rağmen bu cinayetlerin “insanlığa karşı suçlar” kapsamında değerlendirilmediğini söyledi. Mehmet Eymür’ün ölüm listeleri ve devlet yetkililerinin bundan haberdar olduğu şeklindeki ifadelerinin de yok sayıldığını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:

“Doğan Özkan’ın, cinayetlerin kimler tarafından işlendiğine dair ifadelerine rağmen mahkeme bunu görmezden geldi. Cinayetlerden en az 4 tanesi, yalnızca Özel Harekat Daire Başkanlığı’na bağlı birimlerde bulunan Uzi marka özel çekirdekli silahlarla gerçekleştirildi. Mahkeme bunu da delil olarak görmedi. Mahkeme, elinde fırsat varken karanlık bir dönemi aydınlatmak yerine katilleri aklamak için sanık avukatlarından daha fazla çaba sarf etti. Kürt olan babalarımızın ölümlerinden dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan Tansu Çiller ve çete başı Mehmet Ağar sorumludur.”

'BASKIN'DAN BERAAT ETTİRİLEN JİTEM SANIKLARINA: 'ÜSTÜNÜZDE AHIMIZ VAR!'

Davadaki ailelerden Mecit Baskın’ın oğlu Av. Eren Baskın ise bu durumu annesine bile anlatamadığını, burada sevdikleriyle göz göze gelemediğini belirtti. Savcının, Kenan Evren’in dediği gibi “elleri bile titremeden” mütalaayı okuduktan sonra sanık avukatıymış gibi davrandığını aktaran Baskın, şunları söyledi:

“Savcı, var olan çok sayıda delili görmezden gelerek yalnızca itirafçı Ayhan Çarkın’ın ifadelerindeki çarpıklıktan dem vurarak sanıkların beraatini istedi. Hakim de talebi onaylayarak adeta kaçıp gitti. Çok zor bir durumdu. Amcam bana sarılamadı, çünkü ağlayacaktı. Eve gittiğimde annem hemen odaya kaçtı. Bunu unutmaması gereken insanlar şunu bilsinler ki, üzerlerinde ah var. Bu ah benim, Maside’nin, Besna’nın, Diyar’ın, Leyla’nın ahı. Bu ah mutlaka onlardan çıkacak. Ayaklarına taş değse bizim ahımızı bilsinler. Eğer içlerine en ufak bir karamsarlık girerse, bilsinler ki o bizim ahımızdır. Bizden çıkan ahtır.”

Basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Maside Ocak okudu. Dün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Ankara JİTEM davasının tanıklara, delillere, belgelere, kamu görevlilerinin beyanlarına rağmen tüm sanıkların beraat etmesi ile sonuçlandığını aktaran Ocak, “Bu kararı verenler, verdirenler bilsinler ki kayıplarımıza ilişkin adli bir yargılama süreci sağlanmadığı sürece devletin unutturduğu soruları sormaya devam etme sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Bize yapılan bu kolektif zulmü ifşa etmekten vazgeçmeyeceğiz. Son derece açık ve ağır sonuçları olan ve kimsenin savunamayacağı bu zulme itirazımızı sürdüreceğiz.” şeklinde konuştu.

NE OLMUŞTU?

36 yaşındaki İbrahim Demir ve 39 yaşındaki Agit Akipa, Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Çukurlu Köyü'nde yaşıyordu. Agit Akipa aynı zamanda köyün muhtarıydı.

Köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı vardı. Köye giriş ve çıkışlar asker kontrolü altındaydı. Köy okulu karakol haline getirilmiş, bazı köylülerin evlerine el konmuş ve askerler yerleştirilmişti.

Agit Akipa ve İbrahim Demir, askerlerin okulu ve evleri boşaltmaları için Kaymakamlığa ve İçişleri Bakanlığı'na başvurdu. Başvurudan sonra üzerlerindeki baskı daha da arttı ve Karakol Komutanı tarafından "sizi yaşatmayacağız” diye tehdit edildiler.

12 Aralık 1991 tarihinde İbrahim Demir ve Agit Akipa İdil'deki bir taziyeden evlerine dönmek için diğer köylülerle birlikte traktöre bindiler. Traktör yolda askerler tarafından durduruldu. İbrahim Demir ve Agit Akipa Dargeçit Anıtlı Tabur Komutanlığı'na bağlı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı ve askerleri tarafından gözaltına alındılar.
Jandarma karakoluna giden ailelere, Karakol Komutanı "Onları hiç görmedik” dedi. Bir asker gizlice aileleri "mağaralara gidin” diye yönlendirdi. Bölgeyi köylülerle birlikte karış karış arayan aileler, 13 Aralık 1991 günü girişi taşla örülerek kapatılmış bir mağarada, kayıpların işkence görmüş, gözleri ve elleri bağlanmış haldeki cansız bedenlerine ulaştı.

Olay hakkında başlatılan soruşturmada İdil Cumhuriyet Başsavcılığı Ağaçlı mezrasında bulunan Piyade Bölük Komutanı Üsteğmen ve ilgili er ve erbaşların "adam öldürme” suçundan şüpheli olduğuna kanaat getirdi ve 18 Aralık 1991 tarihinde soruşturma açma izni almak için dosyayı Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu'na gönderdi. Dargeçit Kaymakamlığı İlçe İdare Kurulu 20 Mayıs 1992 tarihinde "men'i muhakeme” kararı verdi.

2011 yılında aileler avukatları Tahir Elçi aracılığıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığı'na tekrar başvuruda bulundu. Savcılık dosyaya ulaşmak için ilgili kurumlara başvurdu. Ancak bütün kurumlar arşivlerinde herhangi bir dosya, bilgi veya belgeye rastlamadıklarını bildirdi.

Bunun üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Agit Akipa ve İbrahim Demir' in zorla kaybedilmesi ve dosyayı kaybeden Dargeçit Kaymakamlığı görevlileri hakkında "görevi kötüye kullanmak”tan yeni bir soruşturma başlatıldı. (2011/646) Ancak yürütülen soruşturmalardan bugüne kadar bir sonuç alınmadı…