'İstihbaratın bilgisi dışında bu katliamın gerçekleşmesi imkansız'

Karar duruşması öncesi İleri Haber'e konuşan 10 Ekim Katliamı davası avukatı Nuray Özdoğan takip altındaki katliamcıların rahatlıkla Ankara'ya geldiklerini, Antep'e geri döndüklerini anlatırken bu katliamın istihbaratın bilgisi dışında gerçekleşemeyeceğinin altını çizdi.



29-07-2018 14:29

Nazlı Eda Piyade / @nazliieda_

10 Ekim 2015'te sendikaların çağrısıyla Ankara'da düzenlenen 'Barış' mitinginde IŞİD'ın canlı bomba saldırısı sonucunda 100'den fazla yurttaş hayatını kaybetmiş, onlarca yurttaş yaralanmıştı. Bombalı saldırının ardından polis olay yerinde hem silah hem gaz bombası atmış, ambulansların girişini engellemiş ve bir çok yaralının da olay yerinde hayatını kaybetmesine neden olmuştu. 

19 IŞİD üyesinin tutuklu yargılanıdığı davada hiçbir kamu görevlisinin ihmali ve kastı dosyaya dahil edilmemişken dava apar topar kapatılmak isteniyor. 31 Temmuz'da başlayacak karar duruşması öncesi davanın avukatlarından Nuray Özdoğan ile dava sürecini konuştuk. Özdoğan bu katliamın istihbaratın bilgisi dışında gerçekleşmesinin imkansız olduğunun altını çizerken, her duruşmada yeni delillerin ortaya çıkmasının davanın hızlıca kapatılmaya çalışılmasında etkili olduğunu söyledi.

- Davanın başlangıç sürecinden bahsedebilir misiniz? İlk duruşmaya kadar giden süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Davayı başından sonuna kadar 10 Ekim aileleri ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği ile birlikte 10 Ekim avukat komisyonu olarak takip ediyoruz. 

Biz avukatlar açısından yargılama süreci 10 Ekim 2015 günü Ankara Gar’ındaki patlama ile başladı. Avukat komisyonunda yer alan bir kısım avukatlar o gün katliamdan sağ kurtulanlar bir kısmı ise olay akabinde alana yardım için ulaşanlardı. Yani aslında bizlerde olayın aynı zamanda müştekisi ve tanığıyız. Yoldaşımızı, eşimizi, kardeşimizi, annemizi, babamızı, dostumuzu, sevgilimizi kaybedenleriz. 

‘BU KATLİAMIN İSTİHBARATIN BİLGİSİ DIŞINDA GERÇEKLEŞMESİ İMKANSIZ’

Patlama öncesi ve sonrası şahit olduklarımıza ve savcılığın olay anından itibaren olayı soruşturma usulü, davayı bizden saklama girişimlerini değerlendirdiğimizde 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan gece avukatlar olarak bir ön rapor hazırladık ve bu raporda katliamın nasıl bir ağır ihmaller zinciri ile gerçekleştiğini, bu katliamın güvenlik ve istihbaratın bilgisi dışında gerçeklemesinin imkansız olduğunu anlattık. 

Aynı şekilde 21 Ekim tarihli Özgürlük Hukukçular Derneği Ankara Şubesi adına hazırladığımız raporda bu tabloyu daha ayrıntılı özetledik. 

‘OLAY YERİ İNCELEME DEĞİL,KATLİAMIN İZLERİNİ ORTADAN KALDIRMAYDI’

Geldiğimiz aşamada,dosyaya giren deliller tüm tespitleri fazlasıyla haklı çıkardı ve ne yazık ki kamu görevlileri açısından ağır ihmal diye tanımladığımız olguların aslında kasıt içerdiğini anladık ne yazık ki .
Soruşturma yayın yasakları,gizlilik kısıtlılık kararları ile devam etti.

Bu süreçte yaptığımız tüm başvurular itirazlar sonuçsuz kaldı. Soruşturmayı yürüten savcılar bırakın dosyayı görmemizi,CMK gereği zorunlu olan belgeleri evrakları dahi bize vermekten imtina ettiler.
Olay yeri hızlıca temizlendi.Yapılan bir olay yeri incelemesi değildi, katliamın izlerini hızlıca ortadan kaldırma idi. Olaydan 3 gün sonra alandan topladığımız insan parçalarını götürüp savcılığa teslim ettiğimiz bir soruşturma süreci ile karşı karşıya kaldık. 

‘TAKİP ALTINDAKİ KATLİAMCILAR ANKARA’YA GELDİ, ANTEP’E GERİ DÖNDÜ’

Bu katliam çıkar ve suç örgütü olarak tanımladığımız ve artık dünyada insanlığa karşı suç işlediğine dair yargı kararlarının çıktığı IŞİD örgütü tarafından emniyetin,istihbaratın ,devletin gözü önünde gerçekleştirildi. 103 insan hayatını kaybetti binlercesi ağır yaralarla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. 

Bu yargılamada adaletin gerçekleştiğine ikna olmamızın tek yolu; sanıkların bu suçuna iştirak eden devlet görevlilerinin yargılanmasının önünün açılmasıdır. Dosyada yer alan birçok delil bu katliamı örgütleyenlerin fiziki teknik takip altında olduklarını, sınır geçişlerini askerle birlikte yaptıklarını, devletin bir kısım birimleri  ile yoğun bir bağ içerisinde olduğunu göstermektedir.

Takip altında olan katliamcılar Ankara’ya gelip, sivil resmi tek bir polisin olmadığı alanda bu bombaları patlatmış,taşıyıcı örgüt üyeleri aynı yolu kullanarak Ankara’dan Antep’e gitmiş ve Antep’te 5 gün boyunca depo ve evlerini rahat rahat hiç acele etmeden boşaltmışlardır.Mahkeme,savcılıklar bu delilerin hiçbirisini görmek istemiyor,19 IŞİD’liye verilecek cezayı yeterli görmemizi bekliyor.

Bizler bunu kabul etmiyoruz etmeyeceğiz. Bu süreçte müsamaha gösteren, IŞİD’lilerin soruşturmalarında ihmalleri olan yargı mensupları ve katliamın soruşturmasını yürüten savcılar  hakkında suç duyurusunda bulunduk. 

'TEK BİR GÖREVLİ HAKKINDA DAHİ SORUŞTURMA İZNİ ÇIKMIYOR'

Tüm tespit ve raporlamalar rağmen tek bir görevli hakkında bırakın davayı soruşturma izni dahi çıkmadı. Bu katliamda ağır ihmali olan Ankara Valiliği soruşturmaya izin vermeme kararları verdi. 

IŞİD ‘li sanıklar açısından ise mahkemeden beklentimiz TCK madde 77 gereği yani insanlığa karşı suç maddesinden de cezalandırma kararı vermesidir. Ancak gelinen aşamada mahkemenin böyle bir eğilimi görünmüyor. Nihayetin bu katlam politik saiklerle ,toplumun belli bir kesimini ,siyasi, dini gruplarını hedef aldı.

Hedef alınanlar savaşın sona ermesini istediği için alanlarda olan iktidara muhalif kesimlerdi. 10 Ekim Katliamı barış istemeyenler,savaşa devam etmek isteyenlerin örgütlediği bir katliamdır. 

Hala hiçbir devlet görevlisinin yargılanamadığı bu davada hukuk üzerindeki iktidar baskısını nasıl hissettiniz?

Başkentin göbeğinde binlerce insanı öldürmek, yok etmek amaçlı bir katliamda devletin sorumluluğu gereği tek bir kişi hakkında dahi soruşturma açılmamış olması,ihmali ve sorumluluğunun olup olmadığının araştırılmasının engellenmesi hukukun iktidar elinde evrilip büküldüğünün bir göstergesi.

Bu dava dosyası devam ettikçe yeni delillerle bu sorumluluklar daha da görünür hale gelmektedir. Açık ve nettir ki devletin içindeki belli unsurların dahil olduğu ,kolaylaştırdığı bir katliam söz konusu.Yargıda, Ankara Valiliği’de bunu bilmektedir ve bu nedenle dosyaların üzerini kapatmak istemektedirler. 

Örneğin İçişleri Bakanlığı’na bağlı Mülkiye Müfettişleri olaydan sonra yaptıkları incelemede kimi emniyet müdürleri ve amirlerinin en azından ihmal iddiası ile bile olsa haklarında soruşturma başlatılmalıdır dediği bir rapor var. Savcılık makamı da mahkeme de bu raporu görmezden gelmektedir. 

Söz konusu rapor katliam davasının görüldüğü mahkemeye 1 sene sonra ısrarlı yazışmalar sonucu gelebildi. Ancak delillerin yer aldığı klasörlerin hiçbirisi gönderilmedi. Ağır Ceza Mahkemesi’nin taleplerine rağmen ,savcılık makamı mahkemeden delil sakladı.

-Soma, Suruç, Diyarbakır örneklerinde gördüğümüz mahkeme heyetlerinin hızlıca dosyayı kapatmaya çalışması davaya bakan mahkeme heyetinin bu dosyaları iktidar tarafından ‘ödüllendirilecekleri’ bir 'fırsat' olarak gördükleri şeklinde yorumlanıyor. 10 Ekim dosyası için de davaya bakan heyetin Yargıtay’a atanacağı söylentileri duyuldu. Bu konu hakkında bilginiz var mı? Bu yoruma katılıyor musunuz?

Mahkeme başkanının Yargıtay’a terfi edeceğine dair çıkan bir haber olmuş.Geçen celse aileler bu nedenle çok tepki gösterdi. 

Tabi ki yargının şu andaki durumuna bakıldığında,özellikle bu şekildeki büyük katliam davalarında davayı hükümete,iktidar odaklarına ve onların yandaşlarına dokundurmadan bitirebilen heyetler başarılı görülmekte ve terfi alabilmekteler. 

Suruç davasının tek sanığı 10 Ekim katliamının da sanığı. Bu sanık Silvan Cezaevi kampüsünde gerçekleştirilen duruşmaların hiçbirisinde hazır bulundurulmamıştır. 

Diyarbakır katliamında, Brüksel katliamcıları ile bağı olan çok önemli bir sanık tahliye edilmiştir.Yargının da siyasi iktidarında  katliamları bakışı ne yazık ki katliama uğrayanların kimliğine göre değişmektedir.

'DEVAM EDEN HER DURUŞMADA GELEN YENİ DELİLLER SANIKLARLA DEVLET GÖREVLİLERİ ARASINDAKİ BAĞI GÖSTERİYOR'

-100’den fazla insanın hayatını kaybettiği bu kadar büyük bir katliam dosyasının en kısa sürede kapatılmaya çalışılması sizce ne ifade ediyor?

Yargının acelesi, devam eden her duruşmasının yeni delillerin elde edilmesine sebep olması ve her gelen yeni delilin sanıkların bir kısmının devlet görevlileri ile bağlarını gösteriyor olmasıdır. Bir diğer yanı da  2 yıldır süren yargılamada ailelerin ve kamuoyunun  adalet talebinin hiç sona ermemiş olması,katliamın unutturulmamasındaki ısrarıdır. 

Süreci daha da hızlandırmak için duruşma salonu değiştirildi, Sincan Cezaevi kampüsüne taşınma kararı alındı. 50 celsedir yer ve güvenlik problemi olmadan devam eden yargılamada mahkeme heyeti karar aşaması için yer ve güvenlik sorununu gerekçe yaparak davayı merkez adliyeden alıp 40 km uzaktaki Sincan Cezaevi kampüsüne aldı. 

Cezaevi kampüs koşulları ve oradaki salonların yer sınırlığı  nedeni ile esas orada yer ve güvenlik sorunu yaşanacaktır dedik itiraz ettik,itirazımız reddedildi. Duruşma 31 Temmuz 1-2 Ağustos tarihlerinde Sincan Cezaevinde yapılacak. Tüm engellemelere ve cezasızlıklara rağmen tüm yurttaşları o gün orada davayı bir kez daha sahiplenmeye ve takip etmeye davet ediyoruz.