İstanbul Sözleşmesi 10 yaşında: Kadınlar haklarından ve hayatlarından vazgeçmiyor!

Erdoğan'ın tek imzasıyla Türkiye'nin çekildiği İstanbul Sözleşmesi'nin imzaya açılmasının üstünden tam 10 yıl geçti. Kadınlar, hayatlarına saldıranlara karşı İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyor.



11-05-2021 14:47

Fotoğraf: İzel Sezer

İleri Haber

İstanbul Sözleşmesi'nin ilk imzacısı olan Türkiye, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla 20 Mart gecesi Resmi Gazete'de yayımlanan kararnameyle sözleşmeden çekilme kararı aldı. Meclis'te oy birliğiyle kabul edilen ve insan hakları başlığında hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğindeki İstanbul Sözleşmesi'nin imzaya açılmasının üstünden tam 10 yıl geçti.

Resmi adı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini amaçlayan, hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğinde. Türkiye, 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olmuştu ve Türkiye’de 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından, başta kadın örgütleri olmak üzere, tek adam tarafından verilen bu kararın hukuka, Anayasa’ya, uluslararası sözleşmeler hukukuna aykırı olduğu vurgulanmış, ‘yok hükmünde’ olduğu belirtilmişti. 29 Nisan tarihinde de yayımlanan bir başka Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye’nin 1 Temmuz 2021’de sözleşmeden çıkacağı duyurulmuştu.

SÖZLEŞME ETKİN UYGULANSAYDI EN AZ 3 BİN 336 KADIN YAŞIYOR OLACAKTI

Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin yıl dönümünde Eşitlik İçin Kadın Platformu'nun (EŞİK) yaptığı açıklamada, ''Sözleşme yürürlüğe girdiği 2014’ten bu yana etkin uygulansaydı en az 2 bin 336 kadın en yakınları tarafından öldürülmemiş olacaktı. Sadece son üç yılda 331 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmeyecekti, on binlerce kadın can güvenliği nedeniyle polise, savcılıklara, mahkemelere koşmayacaktı, hastanelerde beden ve ruh acılarıyla tedavi olmayacaktı'' ifadeleri yer aldı.

Peki kadınların vazgeçmediği İstanbul Sözleşmesi, kadınlar için neden bu kadar hayati öneme sahip?

'TOPLUMSAL CİNSİYET' TANIMI YAPAN İLK ULUSLARARASI SÖZLEŞME

İstanbul Sözleşmesi “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği taşıyor. Toplumun, kişilere, cinsiyete dayalı olarak biçtiği rollerin varlığına ve bu kapsamda kadınlara yönelik uygulanan şiddete dikkat çekiyor. Kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olduğunun altını çiziyor.

AVRUPA ÜLKELERİNİ HUKUKİ OLARAK BAĞLAYAN İLK BELGE

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin sağlanmasının kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.

SÖZLEŞME, HANGİ DAVRANIŞLARDA YAPTIRIM UYGULAMAYI ZORUNLU KILIYOR?

İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai ya da hukuki yaptırım uygulamayı zorunlu kılıyor. Sözleşme kapsamındaki suçlar şu şekilde sıralanıyor:

- Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)

- Taciz amaçlı takip;

- Tecavüz dahil, cinsel şiddet;

- Cinsel taciz;

- Zorla evlendirme;

- Kadınların sünnet edilmesi;

- Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

Sözleşme bu tip şiddet olaylarına sıfır tolerans gösterilmesini, mağdur olan kimse failin eşi, sevgilisi ya da ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların gizli kalmamasını amaçlıyor.

SÖZLEŞMENİN DEVLETLERDEN TALEPLERİ

Sözleşme ayrıca, taraf devletlerden belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını da talep ediyor. 

Sözleşmenin kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla devletten talepleri:

-Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;

-Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;

-Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;

-Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;

-Halka ulaşabilmek için STÖ’lerle, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.

Sözleşmenin şiddete uğrayan kadının korunması için devletten talepleri:

-Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;

-Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;

-Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.

Sözleşmenin şiddet uygulayan failin yargılanmasına yönelik devletten talepleri:

- Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;

- Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;

- Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;

- Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.

SOSYAL MEDYADA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ EYLEMİ

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir gece yarısı hukuksuz bir şekilde feshedilen İstanbul Sözleşmesi'nin 10. yılında binlerce yurttaş sosyal medyadan ses çıkardı.

"#İstanbulSözleşmesi10Yaşında" etiketiyle paylaşım yapan yurttaşlar, "İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmeyeceğiz" dedi.