İşçiler yanan şantiye önünden seslendi: 'Cinayetlerin üzerini el birliğiyle kapatıyorlar'

Ümraniye'de Yapı&Yapı İnşaat’a ait bir şantiyede işçilerin kaldığı koğuşlarda çıkan yangında 1 işçi hayatını kaybetmiş, 5 işçi de yaralanmıştı. Dev-Yapı-İş, siyasi partiler ve emek örgütleri, Finans Merkezi şantiyesi önünde eylem yaptı.



27-05-2020 14:37

İleri Haber

İstanbul'un Ümraniye ilçesinde 22 Mayıs'ta Yapı&Yapı İnşaat’a ait İstanbul Finans Merkezi şantiyesinde işçilerin kaldığı konteynerde yangın çıkmıştı. Yangında 1 işçi hayatını kaybederken, 5 işçi de yaralanmıştı.

DİSK'e bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve yol İşçileri Sendkikası (Dev-Yapı-İş), siyasi partiler ve emek örgütleri, Finans Merkezi şantiyesi önünde eylem yaptı.

Eylem'de "Çarkla dönüyor, işçiler ölüyor. Çalışırken ölmek istemiyoruz" pankartı açılırken, basın açıklaması okundu ve sık sık "Kaza kader değil bu bir cinayet" sloganı atıldı atıldı.

'CİNAYETLERİN ÜZERİNİ EL BİRLİĞİYLE KAPATIYORLAR'

"İşçi hayatını sermayenin karından değersiz gören poltikaların ürünü olan bu olay işçi sınıfına layık görülen hayatın da özeti niteliğindedir" denilen basın açıklamasında, son 6 ayda onbini aşkın işçinin önlenebilir nedenlerle hayatını kaybettiğine vurgu yapıldı.

Basın açıklamasında "Siyasi iktidarın patronlardan yana politikası bu ülkeyi bir işçi mezarlığına çevirdi. Son 6 yıl içinde  onbini aşkın işçi önlenebilir nedenlerle hayatını kaybetti.  Adı konulmamış bir savaş boyutuna varan bu kayıplar, patronlar ve siyasi iktidar tarafından aklımızla alay edilircesine fıtrat, kader yada iş cinayeti gibi terimlerle geçiştirilmeye çalışıldı / çalışılıyor. Çünkü biliyorlar ki her cinayette kendi sorumlulukları var. Bu nedenle patronların kasalarını ve kendi koltuklarını korumak için cinayetlerin üzerini el birliğiyle kapatıyorlar" ifadelerine yer verildi.

'DİRENMEKTEN BAŞKA YOLUMUZ YOKTUR'

"Buradan, cinayet mahalinden haykırıyoruz. Kaybedecek bir canımız kalmıştı. Ona da göz diktiler. O zaman bizimde direnmekten başka yolumuz yoktur. Hakkımız olanı almak, yani emeğimizin karşılığı olan insanca yaşama hakkımızı her bakımdan elde etmek için sermayeye ve onu koruyan siyasi anlayışa karşı birleşelim ve sınıf dayanışması ruhuyla mücadeleyi büyütelim" denilen basın açıklamasının tamamı şu şekilde:

"İstanbul Ümraniye’de bulunan Finans Merkezi şantiyesinde 22 Mayıs Gece yarısı 2.30’da başlayan yangında 1 arkadaşımız yaşamını yitirirken 5 arkadaşımız da yaralandı. İşçi hayatını sermayenin karından değersiz gören poltikaların ürünü olan bu olay işçi sınıfına layık görülen hayatın da  özeti niteliğindedir.

Siyasi iktidarın patronlardan yana politikası bu ülkeyi bir işçi mezarlığına çevirdi. Son 6 yıl içinde  onbini aşkın işçi önlenebilir nedenlerle hayatını kaybetti.  Adı konulmamış bir savaş boyutuna varan bu kayıplar, patronlar ve siyasi iktidar tarafından aklımızla alay edilircesine fıtrat, kader yada iş cinayeti gibi terimlerle geçiştirilmeye çalışıldı / çalışılıyor. Çünkü biliyorlar ki her cinayette kendi sorumlulukları var. Bu nedenle patronların kasalarını ve kendi koltuklarını korumak için cinayetlerin üzerini el birliğiyle  kapatıyorlar. 

Bunun en genel ve somut halini salgın süresi boyunca hep birlikte izliyoruz. Bir yandan evde kal çağrıları yapılırken diğer yandan söz konusu olan işçiler olunca çarklar dönmeli denilerek açlık kırbacıyla çalışmak zorunda bırakıldık. Hatta salgın gerekçesiyle hafta sonu ve özel günlerde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında patronlara çıkarılan özel izinle işçiler muaf tutuldu. İşçilerin yaşamının patronların karlarından daha değersiz olduğu bir düzende yaşadığımız gerçeği heppimizin gözlerinin içine sokuldu. İşçilerin virüs kapma oranının ortalamanın en az 4 kat fazlası olması ve yaşamını yitirenlerin ezici çoğunluğunun işçi ve işçi ailelerinden olması  bu gerçeğinin altını çizercesine önümüzdeyken aynı gemide olduğumuz ya da virüsün sınıf ayrımı bilmediği yalanlarına inanmamızı bekliyorlar. Salgının ne zaman biteceği konusundaki belirsizliği bir yana bırakacak olsak bile işsizlik ve gerekli güvenlik önlemleri olmadan çalışmak zorunda bırakıldığımız bu koşullarda bize layık görülen hayat olsa olsa ücretli bir kölelik oluyor. Gerçek işsizliğin yüzde ellilere doğru tırmandığı koşullarda açlık kırbacıyla salgın ve insani olmayan çalışma koşullarına mecbur bırakılmanın başka bir ismi olamaz. Bugün önünde bulunduğumuz şantiye de bu kölelik kamplarından biri işte. Finans merkezi adı verilen bu alanda birden çok firmanın şantiyesi var.  Ve üç hafta önce yangının çıktığı şantiyeden başka bir şantiye de 33 işçide pozitif vaka tespit edildi. Virüs çıkan şantiyede iş bayrama kadar durduruldu ama şantiyelerin birbiriyle ilişkide olduğu açıkken diğerlerinde çalışma devam etti. İşçilerin ve sendikaların talep ve uyarıları görmezden gelindi. Bu alandaki tüm şantiyelerde çalışan işçiler hayati risk altındayken patronların karı için üretime devam etme ısrarı  1 arkadaşımızın yaşamına ve 5 arkadaşımızın ise ölümüne kapı aralayan nedenlerden biriydi. Üstelik buradaki kayıpların daha fazla olmamasının nedeni işçilerin bir bölümünün bayram tatili nedeniyle burada olmamasıydı. Ne var ki  sorun bununla sınırlı değildi. Her zaman olduğu gibi burada da işçi güvenliğini maliyet olarak gören akıl  cinayetin taşlarını birer  birer döşedi. Bunlardan bir kaçını bile saymak göz göre göre gelen cinayeti anlamaya yetecektir.

Mesela yangın ve kaçak akım röleleri olsaydı bu yangın olmayacaktı.

Mesela, konteynerlerin içinde kalan işçilerin temel gereksinimleri için gerekli elektriğin seyyar çoklu prizlerden verildiği ve kabloların güvensiz olduğu durumlar yapılan denetimler ile ortadan kaldırılsaydı yangın çıkmazdı.

Mesela, şantiyelerde acil bir durum anında uyarı sistemi olsaydı ve itfaiye gelene kadar müdahale edilmesi için standartlara uygun yangın söndürücüleri olsaydı müdahale edilir ve yangın büyümezdi.

Mesela, yatak sayısı 200’ü geçen yerlerde Yağmurlama (sprinkler) sistemi (yangını söndürmek, soğutmayı sağlamak ve gelişen yangını itfaiye gelinceye kadar sınırlamak amacı ile kurulan ve su püskürtmesi yapan otomatik sistem) bulunsaydı yangın büyümez ve işçi Hüseyin Yurtsever yaşıyor olurdu.

Mesela, bir koridor içindeki iki kaçış merdiveni arasındaki mesafe ilgili yönetmeliğin belirttiği aralıkta olsaydı bu kampta ölüm ve yaralanma yaşanmazdı.

Ama bunlar ve daha bir çok önlem alınmadı. Çünkü bunlar patron için maliyet demekti.

Ve önlem alınmasıını denetlemekle sorumlu kurumlar işlerini yapmadı. Çünkü bu kurumlar kendini işçilerin hayatını değil, patronların çıkarlarını korumakla yükümlü gören bir siyasi iktidarın yönetimindeydi. Yaşananın bir kaza değil adıyla sanıyla organize bir cinayet olduğu ortadadır. Ve sorumlular hesap vermeli cezalandırılmalıdır.

Bu ülkenin bütün zenginlikleri bizim emeğimizin ürünü. Bu ülkenin hazinesine giden vergilerin yüzde sekseni bizim emeğimizden kesiliyor. Ama salgında korunan, milyarlarca teşvik alan patronlar oluyor. Patronların biraz daha fazla kazanması uğruna cenazelerimiz kalkıyor. Sermaye düzeninin çarkları arasından kan damlıyor.

Açlık, salgın, yoksulluk ya da iş cinayeti bize giydirilen deli gömleği olan sermaye düzeninin sonucudur. Biz artık bu deli gömleğinden kurtulmak istiyoruz. Çalışırken iş cinayetinden,salgından yada işimizden olarak açlıktan ölmek istemiyoruz. Emeğimizle ve insanca koşullarda yaşamak istiyoruz. Buradan, cinayet mahalinden haykırıyoruz. Kaybedecek bir canımız kalmıştı. Ona da göz diktiler. O zaman bizimde direnmekten başka yolumuz yoktur. Hakkımız olanı almak, yani emeğimizin karşılığı olan insanca yaşama hakkımızı her bakımdan elde etmek için sermayeye ve onu koruyan siyasi anlayışa karşı birleşelim ve sınıf dayanışması ruhuyla mücadeleyi büyütelim. 21. yüzyılın ortasında bize köle muamelesi yapanlara, canımızı sudan ucuz sayanlara birliğimizin gücüyle karşı koyalım."