İşçi olimpiyatlarına!

İşçi olimpiyatlarına!

Tokyo Olimpiyatları atletlerin fiziksel başarının doruk noktalarını, sporun en iyi ve en kötü yanlarını göstermeleri için bir fırsat, ancak aynı zamanda tekinsiz bir kapitalist ve aristokrat zümresinin kontrolünde bir etkinlik. Peki, alternatifi nasıl görünürdü? Bunun için eski İşçi Olimpiyatlarına göz atalım.

Yazar: Nathaniel Flakin

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Tokyo Yaz Olimpiyatları başlarken Japonya’nın %60’ı oyunların ertelenmesi ya da tamamen iptal edilmesi gerektiği kanısındaydı. Tribünlerde izleyiciler olmasa bile Olimpiyat çoktan Covid-19’u yayıyordu. Japonya işçilerine en az 27 milyar dolarlık bir fatura kesilirken Japon hükümeti geçici bir jeopolitik reklam için halklarının evlerini kaybedip ölmelerine göz yumdu.

Her iki yılda bir olduğu gibi Olimpiyatlar yine sporun en iyi ve en kötü yanlarını göz önüne getiriyor. Gençler dünyanın en iyi atletleriyle yarışmak için yıllarca çalışıyor. Ancak fiziksel başarının bu en yüksek noktası, kendilerine Uluslararası Olimpiyat Komitesi (UOK) diyen tekinsiz bir kapitalist ve aristokrat zümresi tarafından kontrol ediliyor. Olimpiyatlara ev sahipliği yapan şehirler akıl almaz paralar harcayıp insanları evlerinden atıyor, bittikten sonra ise ellerinde sadece çürümeye bırakılan boş gösteri yerleri kalıyor. Bunun yanı sıra Olimpiyatlar hala boğazına kadar ırkçılık, cinsiyetçilik ve transfobiye batmış halde.

Peki sosyalistler Olimpiyatlar hakkında ne düşünüyor? Reform önerileri açıkça yetersiz kalıyor. Ancak iptalini istemek de Olimpiyatları takip eden dört milyara yakın insanın içine sinmiyor. Öte yandan sosyalistler uzun yıllar boyunca işçi sınıfı için spor müsabakaları düzenliyor.

1896’daki ilk Olimpiyat Oyunlarından itibaren UOK hep aristokrat bir kurum oldu. Kurucusu kadınların spora katılmasına karşı olmanın yanı sıra bariz bir beyaz ırkçısıydı.

Bize, burjuva Olimpiyatlarına alternatif olacak İşçi Olimpiyatları gerek! Bu size boş bir slogan gibi gelebilir, ancak Uluslararası İşçi Olimpiyatları 1921’den 1937’ye kadar düzenlendi. İşçi hareketi hep kendi spor müsabakalarını düzenlemiştir. İşçi Olimpiyatları dünyanın dört yanından işçilere bir arada çalışma ve yarışma olanağı sundu. Katılımcılar ulus bayrakları altında yürümedi; aksine herkes emeğin evrensel sancağı olan kızıl bayrağı kullandı.

Bunlar öyle ufak etkinlikler de değildi. 1931’deki Viyana İşçi Olimpiyatlarına 100 bin atlet ve çeyrek milyon seyirci katıldı, bu sayılar 1932’de düzenlenen resmi Los Angeles Olimpiyatları’ndakinden çok daha fazlaydı. Bu, burjuva ve proletarya sporunun arasındaki önemli bir farka işaret ediyor; işçi hareketi herkesin müsabakalara katılmasını isterken, burjuvazi kitleleri edilgen izleyicilere çevirmeyi sürdürüyor.

1936’da resmi Olimpiyatlar Berlin’de, Nazi Almanyasının başkentinde yapıldı. Berlin Olimpiyatları Nazilere geniş bir propaganda zemini sağladı, onlar da bunu stadyumları swastika bayraklarıyla doldurarak kullandı, hatta Lenni Riefenstahl Olimpiyatları kullanarak boğazına kadar faşist imgelerle dolu bir propaganda filmi yaptı. Ancak o yılın Olimpiyatları siyahi koşucu Jesse Owens’a da, hem Almanya hem de ABD’nin savunduğu “üstün ırk” teorilerini ezip geçme olanağı sağladı.

Bir dizi ülke Berlin Olimpiyatlarını boykot etti. Onun yerine, Barselona’da bir hafta önce başlayacak şekilde bir Halk Olimpiyatları etkinliği planlandı. 22 ülkeden ülkeden atletler bu Olimpiyata katıldı, aralarında Almanya ve İtalya’dan sürgün edilenler de vardı. Müsabakalar 19 Temmuz’a başlayacaktı. Ancak iki gün öncesinde, İspanya’nın sağcı generalleri askeri darbe düzenledi. İşçiler karşı koydu ve İspanya İç Savaşı başladı. Halk Olimpiyatı iptal edildi, atletlerin çoğu ülkeyi terk etti ancak 200 kadarı ülkede kalıp işçi milislerine katılıp darbeye karşı savaştı.

İşçi Olimpiyatlarının nasıl olabileceğine dair pek çok örnek var. Öncelikle İşçi Olimpiyatı, dünyanın her yerinden emekçilerin yarışabilmesini ve etkinliğin Olimpiyata özgü yolsuzluk ve ticaret arayışından arındırılmasını gerektirmeli. Kapitalist spor müsabakalarının ırkçı tarihi, siyahi atletler başta olmak üzere ırkçılık ve emperyalizmden muzdarip halkların katılımını teşvik ederek telafi edilmeli. Böyle bir etkinlik emek örgütlerince düzenlenip katılmak isteyen herkese açık olmalı. İşçi Olimpiyatlarında atletler, stadyuma herkesi kendi burjuvazisiyle özdeşleştiren ulusal bayraklarla girmemeli. Aksine herkes dayanışma ruhu içinde bir araya gelmeli.

Kaynak: Left Voice