İran'a Yaptırımlar ve Trump Dünyayı Nasıl Tehdit Ediyor?

"ABD’nin uygulayacağı bir başka yaptırım dalgasının Kasım 2018’de yürürlüğe gireceği bildirildi. Böylece kasım yaptırımlarıyla birlikte İran Merkez Bankası ile yapılan tüm trans aksiyonlar ve petrol ithalatı engellenecek; çünkü İran, devlet giderlerinin büyük bir bölümünü petrol gelirleri ile karşılıyor."



11-08-2018 20:29

Makale: Peter Symonds

Almanca'dan Çeviri: Özer Erdin

İran’a ABD tarafından getirilen yaptırımlar 7 Ağustos Salı günü yürürlüğe girdiğinde, ABD Başkanı Trump eş zamanlı olarak tüm dünya ülkelerini ve şirketlerini tehdit etti ve şu ifadeleri kullandı: “Kim İran ile iş yaparsa, ABD ile iş yapamaz.” Gerçi Trump hükümetinin 2015’de İran ile yapılmış olan nükleer program anlaşmasını geçtiğimiz mayıs ayında tek taraflı olarak iptal etmesi bu cezai önlemlerden önce gerçekleşmişti. Şimdiki ABD yaptırımları İran ile yapılmakta olan uçak, otomobil, değerli metal, kömür, alüminyum, çelik ticaretinin yanı sıra İran’ın halı ve Antep fıstığı ticaretini de kapsıyor.

Amerikan hükümeti aynı zamanda yaptırımları ihlal edecek olan her firmayı ABD pazarından kovmak ile de tehdit ediyor. ABD’nin uygulayacağı bir başka yaptırım dalgasının Kasım 2018’de yürürlüğe gireceği bildirildi. Böylece kasım yaptırımlarıyla birlikte İran Merkez Bankası ile yapılan tüm trans aksiyonlar ve petrol ithalatı engellenecek; çünkü İran, devlet giderlerinin büyük bir bölümünü petrol gelirleri ile karşılıyor. Trump salı günü attığı bir tweet’te ise şunları açıkladı; “Bunlar şimdiye kadar getirilmiş en sert yaptırımlardır. Ben dünya barışını destekliyorum, ne az ne de çok.” Bu durumda Trump hükümeti dünya barışı adı altında ticari ve silahlı savaşların hazırlığına girişmiş oluyor. Bu hazırlık sadece İran’ı değil, ABD’ye karşı tavır alan her potansiyel rakibi de hedef alarak, kapsamına Avrupalı ve Asyalı ABD müttefiklerini de katıyor.

Yine 7 Ağustos günü Avrupa Birliği’nin çıkarttığı “ekonomik savunma yasası” yürürlüğe girdi. Bu yasaya göre Avrupalı firmalara ABD’nin taleplerini yerine getirmeleri ve İran ile kurdukları iş bağlantılarını iptal etmeleri yasaklanıyor. Başka bir deyişle ABD yaptırımları nedeniyle İran ile yapmış oldukları iş anlaşmalarından geri çekilmek isteyen bir Avrupa firmasının AB’den onay alması gerekecek. Aksi takdirde üye ülkeler bu firmaya hukuki işlemler ile karşılık verebilecekler.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olup, devlet sekreterliği görevini sürdüren Alistair Burt BBC’ye verdiği bir demeçte; “Amerikalılar bu konuda hatalılar.” dedi. “İran’da kalıp, kalmayacağı orada iş yapan firmayı ilgilendirir.” diyen Burt, İngiltere’nin 2015 yılında İran ile yapılan anlaşma hakkında olumlu düşündüğünü ve bu anlaşmanın sadece Ortadoğu için değil tüm dünyanın güvenliği için faydalı bir anlaşma olduğunu da sözlerine ekledi. AB dışişlerinden sorumlu Federica Mogherini’nin danışmanı olan Nathalie Tocci ise pazartesi akşamı BBC radyosuna yaptığı bir açıklamada şunları ifade etti; “Eğer AB firmaları ABD yaptırımlarını takip edecek olurlarsa, buna karşın bizzat AB yaptırımları ile muhatap olacaklardır.” Tocci ayrıca alınan önlemlerin önemli olduğunun İran’a açıkça söylenmesi gerektiğini belirtti ve Avrupa’nın İran ile yapılmış olan anlaşmaya uyulması konusunda ciddi oluğunu da sözlerine ekledi.

Ne var ki birçok Avrupa firması ABD yaptırımlarını şimdiden onayladı. Alman otomobil firması Daimler Benz henüz 7 Ağustos’ta İran’daki tüm faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu. Boeing, Airbus, Total ve Siemens gibi diğer firmaların da aynı yolu takip edecekleri düşünülüyor.

Öte yandan İran ile 2015’de yapılmış olan nükleer program anlaşmasının iptal edilmesinden sonra ABD, Avrupalı rakiplerine karşı, ama özellikle Almanya’ya karşı bir savaşa girişmiş durumda. İran ile uzun bir zamandan beri iyi ilişkiler yürütmekte olan Alman firmaları sözleşme karşılığında elde edecekleri yatırım olanaklarını değerlendirmede pek tereddüt etmediler. Geçtiğimiz yıl Almanya’nın İran’a gerçekleştirdiği ithalat % 16 oranında arttı ve üç milyar Avroya yükseldi. Ancak bu ticaret Trump’ın yeni yaptırımları açıklamasından sonra, yani 2018’in başından itibaren % 4 azaldı.

Adını açıklamak istemeyen bir ABD temsilcisi 6 Ağustos’ta şöyle bir demeç verdi; “AB’nin çıkartmış olduğu savunma yasası hakkında hiçbir kaygımız yok.” Bir diğer ABD’li politikacının verdiği bilgiye göre şimdiden yaklaşık 100 kadar uluslararası firma İran pazarından geri çekileceklerini açıkladı. Bu durumda AB’nin ve üye devletlerin gerçekten Avrupalı firmalara hukuki yasaları kabul ettirip, ettiremeyeceklerini zaman gösterecek.

Yukarıda da vurgulandığı gibi İran petrolünü de kapsayan diğer ABD yaptırımları kasımda yürürlüğe konacak; fakat Çin şimdiden İran ile olan petrol ticaretine son vermeyi çok katı bir ifadeyle reddetti. Medyada çıkan haberlere göre ise Çin, petrol ticaretini arttırmayacağı konusunda söz verdi. Çin bugün İran’dan ham petrol satın alan en önemli ülke konumunda.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan pazartesi günü yapılan bir açıklamada yaptırımların Birleşmiş Milletler’in kararlarını zedelediği ve ABD’nin uluslararası hukuk ile saygısızca bir ilişkisinin olduğu ifade edildi. Buna ilaveten Rusya, İran nükleer programı anlaşmasının Amerikan siyaseti sunağında kurban edilmesine diğer ülkelerin izin vermemelerini de talep etti. Rusya ayrıca nükleer anlaşma ile hiçbir ilgisi olmayan çatışmaların bu şekilde çözülemeyeceklerini de vurguladı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) İran’ın anlaşma şartlarını tam olarak uyguladığını yeniden doğrulamış olmasına rağmen Trump hükümeti anlaşmayı iptal etti. Söz konusu anlaşma ile İran nükleer programını çok katı bir biçimde sınırlayacağını onaylamıştı. Buna karşılık olarak İran’a karşı uygulanmakta olan uluslararası yaptırımlar adım adım azaltılacaktı. Anlaşmayı onaylamadığını sürekli dile getirmiş olan Trump hükümeti, İran’dan roketli silahlar ve nükleer programını tamamen durdurmasını istemişti. İran ayrıca ABD hükümetine göre UAEA’nın daha katı kontrolüne tabi tutulmalıydı. Böylece bu son talep ile İran’dan boyun eğmesi ve Orta Doğuda Amerikan hâkimiyetine kayıtsız şartsız teslim olması istenmiş oldu. Bu istek Suriye’den tüm İran birliklerinin geri çekilmesini ve Suriye’nin müttefiklerine olan desteğin kesilmesini de içermekteydi. İran’ın müttefikleri arasında Lübnan’da konuşlanmış olan Hizbullah, Gazze Şeridi’ndeki Hamas ve Yemen’de aktif olan Husi isyancıları yer alıyorlar.

Trump’ın güvenlik danışmanı John Bolton pazartesi günü ABD hükümetinin hiçbir suretle Tahran’da rejim değişikliğini hedeflemediğini; ancak hiç örneği görülmemiş bir biçimde İran’a yoğun bir baskı uygulayarak tutumunu terk etmesini istediklerini öne sürdü. Elbette bu tür bir ifade pek inandırıcı değil. Bolton, ABD’nin Tahran’da itaatkâr bir rejim kurmak zorunda olduğunu ima eden militarist yorumları ile adı zaten kötüye çıkmış biri.

Öte yandan Trump hükümetinin yaptırımları çok açık bir biçimde İran’da ağır bir ekonomik ve toplumsal bir krizi provoke etmeyi amaçlıyor. Hatta mayısta nükleer anlaşmadan geri çekilme kararı bile daha şimdiden İran ekonomisinin üzerine çok olumsuz yansıdı. İran para birimi gayri resmi piyasada dolara karşı değerinin yarısını kaybetti. Bu değer kaybı gıda ve diğer temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatının artmasına yol açtı. Başka bir deyişle Trump hükümeti İran’da hükümete muhalif güçlerin sokaklara dökülüp, eylem yapmalarını umarak, bu eylemleri kendi çıkarları için kullanmak istiyor. Bilindiği üzere bu tür huzursuzluklar geçtiğimiz aylarda patlak vermişlerdi. Son çıkan protesto gösterilerinde ise birbirinden çok farklı olan toplumsal tabakalar dikkat çekiyorlar. Örneğin bunların arasında daha yüksek maaş talep eden işsizler ve öğretmenler olduğu gibi hükümetin döviz kontrolünü protesto eden ekonomik durumu iyi tabakalar da var.

Son olarak işçi sınıfında dünya çapında grev ve isyan hareketleri artmaya başladı. Bu sayede yalnızca baskıcı İran rejimine karşı değil, hırsız ABD emperyalizmini de hedefine alan bir işçi hareketinin gelişebileceği de söylenebilmektedir.

Orjinal makale için tıklayın