İran İslam Devrimi'ne bakış

Rejim yanlısı çeteler Hoy, Kirmanşah ve Hemdan gibi şehirlerde öğrencilere, öğretmenlere, çarşılardaki dükkanlara ve camilere saldırıyordu. Bu saldırıların amacı rejim muhaliflerini sindirip susturmaktı. Fakat sonuç bundan ziyade rejime duyulan güvensizliğin daha da artması ve ülkedeki kanunsuzluğunun ve Şah’ın kontrolü kaybettiği gerçeğinin iyice belirginleşmesi oldu. Bu saldırılar muhalefeti sindirmek yerine birçok durumda halkı kendi öz savunmasını örgütlemeye sevk ediyor, yeni bir rejim karşıtı şiddet dalgasını kışkırtıyordu.



06-06-2021 00:30

Ufuk Akkuş

İran’ın tarihini MÖ ikinci bin yıldan bu yana bütün bir insanlık tarihini temsil eden mikro evren olarak görmek mümkündür. Bu evreni Michael Axworthy, “Devrimci İran İslam Cumhuriyeti'nin Tarihi” kitabında; İmparatorluklar, devrimler, işgaller, sanat, mimari, savaşçılar, fatihler, büyük düşünürler, büyük yazar ve şairler, kutsal insanlar, kanun yapıcılar, karizmatik liderler ve en kötüler diye sıralar. Axworthy, kendisini İran’ı irdelemeye sevk edenin Batılı için eski kesinliklerin ve geçmişin kadim tanrılarının kaidelerinden devrilip düşünsel belirsizlik, kuşku, karmaşa ve muğlaklığın hüküm sürdüğü bir dünyada İran’ın düşünsel kültürünün söyleyeceği çok şey olması olduğunu belirtir. İranlılar bilinenin aksine Arap değildirler ve kökü Hint-Avrupa dil ailesine dayana kadim bir dilde Farsça konuşurlar. İranlılar birçok hususta kendilerini Ortadoğu’nun geri kalan bölgesine hakim durumdaki Arap kimliği karşıtlığı üzerinden tanımlamak gibi bir geleneğe sahiptir. İran’ın 1979’dan bu yana yaşadığı İslami hükümet tecrübesi birçok İranlı’yı siyasal İslam’a karşı durmaya ve daha seküler tavırlar takınmaya itmiştir.

 İran’ın tarihini 1979 İslam Devrimi'ne odaklanarak inceleyen yazar, İran Devrimini Fransız ve Rus Devriminin ardından modern çağın üçüncü büyük devrimi olarak görür. Devrim, 1970’lerin başında yükselen petrol gelirlerinin sağladığı ekonomik canlanmanın duraklamasından sonra enflasyonun ve işsizliğin arttığı ekonomik belirsizlik döneminde meydana geldi. Ocak 1978’de hükümetin desteklediği bir gazetenin sürgündeki Ayetullah Humeyni aleyhinde yayın yapması kutsal Kum şehrinde dini eğitim gören öğrencilerin bir protesto gösterisi düzenlemelerine sebep oldu ve pek çok gösterici polis tarafından vurularak öldürüldü. “Kara ve Kızıl Emperyalizm” başlıklı yazıda; Humeyni’nin komünistler ve İngilizlerle bir olup Şah hükümetine karşı komplo düzenlediği ve Hindistan’da doğmuş olması hasebiyle Humeyni’nin bir yabancı ve bir şair olduğu (Bu doğruydu ve bunu söylemelerinin amacı Humeyni’nin din adamı ciddiyetine gölge düşürmekti, zira pek çok ulema Kuran’daki hükümlere dayanarak şiiri reddediyorlardı.) ve hatta bir eşcinsel olduğu iddia ediliyordu. Giderek öğrencilerin ve çarşı mensuplarının katıldığı gösteriler büyüdü ve gösteride ölenlerin sayısı da arttı. Düşük ücretlere öfkeli işçiler de gösterilere dahil olup grevler düzenledi. Kara Cuma olarak anılacak 8 Eylül günü sıkıyönetim ilan edildi ve Tahran’da çok sayıda gösterici öldürüldü. Askerlerin firar etmeye başlamasıyla birlikte Şah 16 Ocak 1979’da ülkeyi bir uçakla terk etti. Axworthy, Şahın kontrolü neden yitirdiği, devrime hizmet etmenin neden Şii ulemaya kaldığı, halkın şikayetlerinin ne olduğu ve neden bu kadar güçlü bir tepkiye dönüştüğü sorularına yanıt bulmak için İran’ın, İslam’ın ve Şiiliğin tarihine ayrıntılı olarak bakar.

1970’lerde önceki dönemlerde yaşananlardan dersler çıkaran Humeyni, din adamlarının kendi başlarına liderlik etmeleri için yeni yanıtlar ve net ilkeler ortaya koydu. Batılılaşmaya ve yabancı müdahalelere karşı halkın coşkuyla İslam’a sarılması da bunlara eklendi. Ayrıca İran halkının geniş kesimlerinin 1906’dan beri öne sürdüğü özgür toplum ve temsili hükümet talebi vardı. İran devriminde Şah hükümetinin başarısızlığının yanı sıra insanlar yönetimin kendisini sorun olarak görmüşler ve ortadan kaldırmak istemişlerdir. İnsanlar yönetime meydan okumuşlar ve hayatlarını tehlikeye atmaya hazır hale gelmişlerdir. Gelişmekte olan devrimci harekette çabalarının bölünmesine neden olacak bir parçalanmadan kaçınmışlar ve tüm bunları hükümetin pes etmesine ya da çökmesine yetecek kadar bir süre sürdürmüşlerdir. Bir dizi olay halkın mevcut pozisyonunu değiştirmiş, yavaş yavaş hükümete olan saygılarını tüketip öfkelerini ve Şah’ın gitmesi yönündeki kararlılıklarını büyütmüştür. Devrimin ilk aşamalarında rejimin kendine olan inancı ve kendisinden memnun olma hali paradoksal bir biçimde devrimci hareketin büyümesine katkı sunmuştur.   

İran Komünist Partisi (TUDEH) İslam Devrimi'ne destek veren grupların başında geliyordu. Ancak 1982 yılında İngiltere’ye iltica eden bir Sovyet vatandaşının TUDEH’in Sovyetler Birliği ile ilişkileri ve İran’daki 400 Sovyet ajanı hakkında bilgi vermesinin yanı sıra ve Sovyetler Birliği ile silah alımı alanında ilişkilerin bozulması ile din adamlarının komünistlere yönelik geleneksel nefretinin etkisiyle İCP (İslami Cumhuriyetçi Parti) TUDEH’e karşı harekete geçti. TUDEH devrimi desteklediği gibi Bezirgan, Beni Sadr, Halkın Mücahitlerine karşı da İCP’yi desteklemişti. Bu desteğin gerekçesi, Marksist teoriye göre Humeyni’nin devriminin bir burjuva devrimi olması ve kaçınılmaz olarak bunu sosyalist devrimin takip edeceğiydi. TUDEH’e yönelik bir dizi tutuklamadan sonra Parti yasaklandı. TUDEH’in 1983’te yasaklanmasından sonra İCP içindeki bölünmeler ve hizipleşmeler daha büyük bir önem kazandı. Bu hizipleşmeler 1987 yılında Partiye karşı geniş yığınlarda hayal kırıklığı yaratmış ve Humeyni İCP’yi 2 Haziran 1987’de feshetmiştir. 1980-1980 arasındaki İran-Irak savaşı ve bu savaşta emperyalist ülkelerin tavırları ayrıntılı bir biçimde işlenen kitapta; Humeyni’nin 1989’da ölümünden sonra Rafsancani ve diğer devlet başkanlarının yönetimi sonrası reformların çeşitli biçimlerde devam ettiğine vurgu yapılır. 1997 yılında reformcu siyasi hareketi tamamlamak ve ona dayanak oluşturmak üzere yeni bir düşünsel hareket türedi. Bazı bilim adamları İslam’ın yeni koşullara uyarlanması ihtiyacını vurguluyordu. İster din ister akıl kaynaklı olsun farklı bilgi türleri arasında bir diyalog olması gerektiğini öne sürüyorlardı. 

Xworthy’ye göre İslam hızla değişen dünyada yeni içtihatlara ihtiyaç duyuyordu. Ve bu da yalnızca özgür ve demokratik bir toplumda mümkün olabilirdi. Özgürlük ve adalet idealine ulaşmak için tek sistem demokrasidir ve insanlık onsuz gerçek potansiyelini hayata geçiremezdi. Ayrıca demokrasi olmaksızın Kadir-i Mutlak'a karşı da sorumlulukların yerine getirilemeyeceği anlayışı hakimdi. Bütün bunlarla bağlantılı olarak ortaya çıkan bir fenomen de İran sinemasında yaşana hızlı değişimdi. Sinemacıların çoğu reform hareketini destekliyordu. Abbas Kiyarüstemi, Cafer Penahi, Muhsin Mahbelbaf, Samira Mahbelbaf, Mecid Mecidi, Tahmine Milani, Kermal Tebrizi, Davud Pir Bakıri, Bahman Gobadi, ve Asger Ferhadi gibi yönetmenler eşsiz bir şiirsel sanatla yüklü evrensel albeniye sahip sinema sanatının olanaklarını ve potansiyelini bir kez daha gözler önüne seren filmler yaptılar. Bu yönetmenlerin yönettikleri filmlerin çoğu kadınlara yönelik kötü muamele, çocukların savunmasızlığı, savaşın etkileri, İran siyasetindeki ve toplumundaki çarpıklıklar gibi İslami rejime karşı eleştirel eğilimli konuları temel alıyordu. 2003 yılında İran’da reformu destelemiş pek çok kişi ciddi bir hayal kırıklığı içinde idi. Hatemi ve yönetimi siyasi reformlarda ilerleme kaydedebilmek adına ekonomik reformlar doğrultusunda büyük adımlar atmaktan kaçınmıştı. Hatemi’nin en sadık destekçisi olan gençlerin durumu daha sıkıntılıydı. 1,5 milyon liseli üniversite sınavına girmiş ve bunların yalnızca 150 bini yerleştirilmişti. Üniversiteden mezun olanların sadece 5’te biri iş bulabiliyordu. 2001 ve 2002 yılında gençler bir dizi ayaklanma gerçekleştirdi. Bunlardan bazıları futbol maçlarından çıkan kalabalıklar sokakları doldurduğunda isyan rejim ve Hamaney eleştirisine dönüştü. 25 yaşın altındaki İranlı gençlerin % 85’i işsizdi. İşsizlik yaygın yoksulluğu ve umutsuzluğu daha da şiddetlendiriyordu. Afganistan-Avrupa eroin yolunun ilk durağı olan İran’da toplam nüfusun % 5’inin eroin, afyon, kokain vb bağımlısı olduğu ve bu oranın dünyadaki en yüksek oran olduğu söyleniyor. İsfahan’da cuma namazı kıldıran reformcu din adamı Ayetullah Taheri, yönetici kliğin yolsuzluklarını ve açgözlülüğünü, reformları engellemelerini protesto etmek amacıyla 2002 Temmuz’unda istifa etti. Bu istifayı iki gün süren bir ayaklanma izledi. Mahkemeler müdahale edip isyanla ilgili her türlü habere ve Taheri’nin istifasını açıkladığı mektubuna yayın yasağı getirdi. Hatemi, Devlet Başkanının yetkilerini artırmak amaçlı yasa tasarısı hazırlattı ancak tasarı “Koruyucular Konseyi” tarafından reddedildi. Hatemi, 2004 Nisan’ında tasarıyı geri çekerek fiilen yenilgiyi kabul etti.

2009 seçimlerinde Musavi’ye karşı seçimi hileli biçimde Ahmedinejad’ın kazanması üzerine büyük şiddet gösterileri oldu. Musavi kampanyasının rengi olan yeşil eşarplar ya da bandanalar giymiş binlerce İranlı protesto amacıyla Tahran’da ve diğer kentlerde alanları doldurdu. Göstericilerin sayısı kısa sürede 1 milyonu bulmuştu. Ahmedinejad, gösterilerin ilk bir haftası boyunca göstericiler için çerçöp, süpürülecek atılacak ıvır zıvır ifadesini kullandı (diktatör davranışlarının her ülkede büyük benzerlikler taşıdığını da söylemeden geçmeyelim). Fakat göstericilerin dövülmesine, tutuklanmasına ve rejimin protestoların haberleştirilmesini engelleme yönündeki çabalarına rağmen protestolar devam ediyordu. İranlılar bu protestoların varlığını sosyal medya kanalı ile İran dışına duyurmanın yolunu buluyorlardı. 

Tutuklamalar ve katliamların yanı sıra, göz altındakilerin işkenceye uğradığına ve öldürüldüğüne dair söylentiler yayıldı. Aralarında gazeteciler, siyasetçiler, reformcuların bulunduğu çok sayıda İranlı 2009 Haziran’ından sonra ülkeyi terk etti. Rejimin küçük grupların toplanıp büyük topluluklar oluşturmasını engelleme ve telefon ile internet erişimin kesme gibi taktikleri etkili oldu. Musavi ev hapsine alındı ve pek çok kişi cezaevlerine dolduruldu. Axworthy’ye göre; bütün bu baskı ve şiddet politikasının nedeni, İran’ın egemenlerinin halkın özgürlüğüne daha fazla izin verilirse Batı kültürünün ve etkisinin durdurulamaz ivme kazanarak rejimi devirmesinden korkulmasıydı. İran’ın bin bir güçlükle kazanılmış bağımsızlığını, kendi kaderin belirleme hakkını ve Şii İslami karakterini kaybetmekten korkuyorlardı.

İran’ın tarihinden yola çıkarak 1979’daki İslam Devrimi'ne ve sonraki etkilerine odaklanan Axworthy; İran-Irak savaşı, uluslararası ilişkiler İran halkının talepleri ve özgürlük mücadelesi, yönetenlerin kendi aralarındaki çekişmeleri ve halka uyguladığı baskı ve şiddet politikalarını gündelik hayat, kültür, sanat temalarını da işleyerek ortaya koyuyor.

Künye: Devrimci İran İslam Cumhuriyeti’nin Tarihi, Michael Axworthy, Çev. Ali Karatay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2020, 549 sayfa.