İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe: İstanbul 1999’dan daha iyi durumda değil

İMO Başkanı Cemal Gökçe, İstanbul'un olası depremlerde 1999'dan daha iyi durumda olmadığını söyledi. Erdoğan'ın, “İstanbul'da on binlerce toplanma alanı var” sözlerini de yorumlayan Gökçe, "Dalga geçiyorlar" ifadesini kullandı.



26-09-2019 20:36

Tugay Candan - @TugayCandann

Mail: tugaycandan@ilerihaber.org

İstanbul’da bugün meydana gelen 5.8’lik deprem, AKP’nin rantçı politikalarıyla ‘beton yığınına’ çevirdiği kentin depreme hazırlıksızlığını gözler önüne serdi. İMO Başkanı Cemal Gökçe, yaptığı durum tespitinde “İstanbul 1999’dan daha iyi durumda değil” dedi.

İstanbul’da bugün saat 13.59'da deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi'nin verilerine göre 6.0, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre ise 5.8 büyüklüğünde olan deprem, Silivri açıklarında yerin 6.99 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

Depremin ardından İstanbul halkı büyük panik yaşarken, toplanma alanlarının eksikliği dolayısıyla ana caddelere akın etti. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise deprem sonrası yaptığı açıklamada, “İstanbul’da on binlerce toplanma alanının bulunduğu” şeklinde bir iddiada bulundu.

‘İSTANBUL 1999’DAN DAHA İYİ DURUMDA DEĞİL’

Konuyla ilgili ulaştığımız Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Başkanı Cemal Gökçe, İstanbul’u depreme hazırlamak amacıyla İstanbul Valisi başkanlığında 17 Ağustos depreminin ardından kurulan İl Afet Merkez Kurulu’nda 1999-2003 yılları arasında görev alan 14 kişiden biri olduğunu hatırlattı.

Gökçe, “En son 2003 yılının başında yaptığımız toplantının notlarında 493 yerin toplanma alanı olarak belirlendiği yazıyor” derken, bu sayının bile yeterli olmadığını ve her mahallede en az bir kaç tane toplanma alanı olması gerektiğinin belirlendiğini ifade etti.

Gökçe, “Oysa bugün bu 493 alana yenileri ilave olmadığı gibi bunların 3/4 ü yapılaşmış. Bugün İstanbul 1999’dan daha iyi durumda değil” dedi.

‘DALGA GEÇİYORLAR’

Erdoğan’ın söylediği, “İstanbul'da on binlerce toplanma alanı var” sözlerini de yorumlayan Gökçe, şu ifadeleri kullandı:

“Dalga geçiyorlar. Toplanma alanları en yakın bina yüksekliğinin bir buçuk katı kadar uzakta olmalı ki olası bir bina yıkımından etkilenme olmasın.

Ayrıca toplanma alanlarının altyapısı olmalı. Su, elektrik, WC, duş, temiz su jeneratör vs. varmı bir tane böyle bir yer.

Biz bunlardan da vazgeçtik, ‘boş alan var mı’ diye soruyoruz.”

'TOPLANAN PARA AYNI AMAÇ İÇİN HARCANMAZ MI?'

AKP'lilerin otoyol yapımında kullanıldığını açıkladığı deprem vergilerine de değinen Gökçe, "1999 depremi sonrası deprem vergisi olarak toplanan 60 milyar TL nereye gitti. Bir bilen var mı? Toplanan para, aynı amaç için harcanmaz mı?" diye sordu.

Gökçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Niye başka yere harcıyorsun? İnsanları aldatarak vergi topla sonra amaç dışı kullan... Olur mu?"

'NE YAPMALIYIZ?'

İMO’nun, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin 20. yılında yaptığı açıklamanın “Ne yapmalıyız?” kısmında şu ifadeler yer alıyor:

“Öncelikle yapı sektöründe çalışan insanların başta mühendisler ve mimarlar olmak üzere iyi yetişmiş olmaları, iyi bir eğitim sürecinden geçmeleri gerekir. Oysa üç öğretim üyesinin imzasıyla mühendis ve mimar yetiştiren okullar açılmaktadır. Laboratuvarı olmayan, yeterli öğretim kadrosu bulunmayan ve fiziki şartları yetersiz okullar öğrenci alıyor ve diploma veriyor. Oysa can ve mal güvenliğini sağlaması gereken mühendis ve mimarların öncelikle iyi yetişmiş olmaları gerekir. Yapı sektöründe çalışan diğer unsurlarında bilgili ve sertifikalı olmaları kayıt altına alınmalıdır (Formaliteyi tamamlamak için değil).

Bilimsel ve çağdaş bir anlayışla ortaya konmuş bölge ve kent planlarının yapılmış olması gerekir.

Mesleki ve ahlaki yetkinliği esas alan ve meslek Odaları tarafından belgelendirilen Mühendis ve Mimarların "Özne olduğu" bir Yapı Denetim Sisteminin kurulması zorunludur.

Bu sistem bütünlüğü ile birlikte yapı envanterinin çıkarılarak;

- İmar Barışı gibi yapı güvenliğinin yapı sahiplerinin beyanına bırakıldığı kaçak kat ilaveli veya tümüyle kaçak olan yapılar bugün kayıt altına alınmış bulunmaktadır. Bu yapıların deprem güvenliklerinin olmadığı açıktır. Bu yapılar yıkılmalıdır.

- Mevcut yapı stokunun durumu tespit edilerek iyileştirilmesi, onarılması, güçlendirilmesi veya yeniden yapılmasına karar verilmesi  gerekir.

- Yeni yapılacak olan yapıların, ‘Bina Deprem Yönetmeliği’ dikkate alınarak bilim, teknoloji ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılması can ve mal güvenliği açısından zorunludur.

- Açıkçası planlama ve tasarım aşamasından yapının kullanıma açılmasına kadar geçen tüm süreç, mesleki ve etik yeterliliğe sahip mühendisler tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.

- Ortaya çıkması muhtemel risklerin transfer edilmesi bakımından yapı sigortası ve mesleki sorumluluk sigortası yapılmalıdır.
  
Halen zorunlu olması gereken DASK kapsamında %52 mertebesinde yapının sigortalı olması, ülkemizde kaderci bir anlayışın devam ettiğini de ortaya koymaktadır.
  
Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken Meslek Odalarının yetkileri giderek bilinçli bir şekilde azaltılmış, hatta ortadan kaldırılmıştır. Meslek Odaları Anayasal kurumlardır. Devlet işlerinin düzenli yürümesi için Anayasal Kurumların işlerini iyi ve doğru yapmaları gerekir. Oysa devleti yönetenler, Meslek Odaları gibi önemli kuruluşların görevlerini yapmaması için her türlü olumsuzluğu onların karşısına dikmektedir.

Açıklıkla söylenebilir ki ticari kaygı teknik kaygının önüne geçmiş, bilgi, beceri ve liyakat sahibi yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri almıştır. Meslek odası, üniversiteler ve endüstri kuruluşları arasında olması gereken işbirlikleri görmezden gelinerek yok sayılmıştır.
  
İstanbul, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, İzmir, Denizli, Çanakkale ve diğer büyük şehirler başta olmak üzere kentlerimiz doğal afetlere karşı duyarlı olmadığı gibi hazırlıklı da değildir. Üstelik İstanbul ve Kuzey Anadolu Fay Hattının etki alanında bulunan kentlerimizin mutlaka bir deprem yaşayacağı ve bu kentlerimiz de bulunan yapı stokunun depreme hazır olmadığı açıktır. Deprem sonrası insanların dışarı çıktıktan sonra gidebilecekleri ve toplanıp ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri boş alanlar kalmamıştır. Bu alanlar AVM ve gökdelenlere dönüşmüştür.

Bu kapsamda kentlerimiz başta İstanbul olmak üzere 5 (beş) afetle karşı karşıya bırakılmıştır.

1- Sel ve su baskınları doğal bir hal aldı, afete dönüştü.

2- Isı adaları oluştu iklim değişti.

3- Havalar düne göre çok daha fazla kirlendi.

4- Kentlerimiz depreme hazırlıklı değil.

5- Yeni inşaat ve kentsel dönüşüm uygulamaları sosyal ve toplumsal sorunları artırır.

ÖNEMLİ NOT: Afet, Bir Olayın Kendisi Değil, Doğurmuş Olduğu Sonuçlardır.”

Açıklamanın tamamına ulaşmak için tıklayın.