İngiltere'nin Trump'ı neden kazandı? 

Corbyn dümeni sola kırdığı için değil, gündem paradoksunu aşamadığı için...



13-12-2019 15:10

İleri Haber

İngiltere’de son dört yılda üçüncü kez yapılan genel seçimlerde Başbakan Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakâr Parti, 364 sandalye ile seçimi ilk sırada tamamladı. Böylece Muhafazakârlar, salt çoğunluk olan 326'yı geçerek 2 yıl aradan sonra yeniden tek başına iktidara geldi. Öte yandan, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından istifa edeceğini duyurdu.

İleri Haber yazarlarından Erdoğan Gün, İngiltere'deki seçim sonuçlarını, Brexit sürecini ve seçim sonuçlarının İşçi Partisi'nde yaratabileceği etkileri değerlendirdi. Gün'ün değerlendirmeleri şöyle:

Muhafazakârlara tek başına iktidarı kazandıran Boris Johnson'ın erken seçimde ısrarcı olması mıydı? Seçimi Johnson'ın kazanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İngiltere gibi, sömürgeci geçmişe sahip, güçlü devlet gelenekleri olan bir ülkenin 3,5 yıl boyunca çok temel bir siyasi meselede adım atamaması alışık olduğumuz bir tablo değil. Avrupa Birliği'nden (AB) çıkış (Brexit) konusunda irade sergileyemediği için koltuğundan olan Theresa May yerine Muhafazakâr Parti'nin ve hükümetin başına geçen Boris Johnson'ın kendi adına başarısı öncelikle "kararlı" olduğunu göstermek oldu. İngiltere siyaseti ve halkı, Haziran 2016'da yapılan Brexit referandumundan bu yana hayata geçmeyen "boşanma" konusunda artık daha fazla beklemek istemediğinin işaretlerini fazlasıyla veriyordu. "Anlaşmasız da olsa AB'den çıkacağız" diyen Boris Johnson, geleneksel sermaye sınıfından ve ABD Başkanı Donald Trump'tan aldığı muazzam desteğin yanı sıra bu kararsızlık halinden çıkışın aktörü olacağını gösterdiği için tek başına iktidarı sağlayacak bir oya ulaştı. 

İşçi Partisi'nin, 2017'de kazandığı 262 sandalyeden 59’unu kaybetmesinin ardından, İşçi Partisi lideri Corbyn istifa edeceğini duyurdu. Bu istifa kararı İşçi Partisi'ni nasıl etkileyecek?

İşçi Partisi'nin lideri Jeremy Corbyn, partisine destek veren seçmenler arasında AB'de kalma taraftarlığının ciddi bir karşılığı olduğunu bildiği için oyunu Brexit üzerinden kurmamayı tercih etti. Sosyalizan mesajlara ağırlık vererek kendi gündemini oluşturmaya çalıştı. Ancak Corbyn'in gündeminin, ülkeyi yıllardır kasıp kavuran ve taraflaşmaya neden olan "ana gündemi" aşacak bir ağırlık yaratamadığı görülüyor. Üstüne, ikinci bir referanduma gidilebileceği yönündeki açıklamaları, belli ki Brexit kararsızlığını da derinleştirmek olarak algılandı.

Bundan sonrası için en güçlü ihtimal, İşçi Partisi’ne “dümeni fazla sola kırdığı” yönünde yoğun bir propaganda yapılacak. Sorun bu olmasa da, sermaye sınıfı buradan yüklenecek ve bunun parti içinde etkisi olacağını öngörmek mümkün. 

Oysa burada, benim gündem paradoksu olarak kodladığım bir mekanizma işledi. Sol siyasette, ki bu ülkemiz için de geçerli, ülkenin gündemiyle emekçilerin gündemini birbirlerinden apayrı başlıklar olarak görmek gibi bir davranış başgösterebiliyor zaman zaman. "Bu yapay gündem, emekçinin derdi başka" sözlerine aşinayızdır. Oysa, ülkenin gündemi ne ise çoğu zaman emekçinin gündemi de o oluyor. Zira, emekçilerin tek gündemi olduğu zannedilen "emek sorunları" çoğu zaman ülke gündeminde oluşan kutuplaşmalara tabi oluyor. Sermaye sınıfı tarafından örülen perdeler veya yaratılan ideolojik iklim emekçilerin doğrudan karşı karşıya kaldığı koşulları belirliyor, tercihlerini etkiliyor veya bazen işçi sınıfının hareketini felç ediyor. Bu bakımdan, Corbyn'in bu paradoks içinde, emekçiden patrona tüm kesimleri etkileyen bir asli gündeme, "emekten yana, anlaşılabilir ve keskin bir yanıt" vermediğini görüyoruz. Yukarıda da söylediğim gibi, bu aslında, kendi tabanındaki bölünmüşlükten kaynaklanan bir tercihti. Yine de çok yaşamsal bir başlıkta emekçi sınıfların çıkarlarını esas alan ve "emekçilerin yönettiği ülkede AB politikamız şu olacak" kararlılığını yansıtan bir politikanın örgütlenememiş olması, üzerine uzun tartışmalar gerektiren kötü bir deneyimi ortaya koymuş oldu.  

Seçim sonuçlarına bakıldığında seçmenlerin yaşı büyüdükçe muhafazakarlara verilen oy oranının yükseldiğini, gençlerin ise yüksek oranda İşçi Partisi için oy kullandığını görüyoruz. Ülkenin genç dinamiği göz önüne alındığında, muhafazakaflara karşı bir hareketin ortaya çıkması ihtimalinden bahsedilebilir mi?

Gençlerle ilgili analiz, seçim öncesinde yapılan anketlere dayanıyor. Yanlış diyemem ama biraz daha kapsamlı verilere ihtiyacımız var. Öte yandan, BBC tarafından seçim sonuçlarına ilişkin yapılan bir analiz daha var ki; İşçi Partisi'nin geleneksel emekçi tabanında sarsıntı yaşandığını ve referandumda Brexit yanlısı oy veren bölgelerde İşçi Partisi'nin düşüşte olduğunu gösteriyor. 

Ben buradan şu sonuçları çıkarıyorum. Birincisi, AB, ekonomik başlıklardan ziyade genç seçmende uluslararası entegrasyon, sınırların kalkması gibi çağrışımlarla anılıyor. Ayrıca, İşçi Partisi lideri Corbyn'in genç olmamasına rağmen solun değerlerini gençler açısından sempatik hale getirmeye başladığını söyleyebiliriz. Ancak, özellikle yaşanan ekonomik yıkıma bir sorumlu arayan emekçi kesimlerin arayışını ve kaderini Avrupa'dan çok ABD ile birlikte çizmek isteyen geleneksel sermayenin beklentilerini Boris Johnson "başarılı şekilde" manipüle etti. 

Johnson, tek başına iktidara gelmesi durumunda ilk işinin Brexit anlaşmasını parlamentoya getirmek olacağını söylüyordu. Brexit'le İngiltere'yi nasıl bir sürecin bekleyeceğini öngörüyorsunuz?

İngiltere'yi nasıl bir geleceğin beklediği sorusuna Independent yazarı Sean O'Grady şöyle yanıt veriyor. İsterseniz bu soruya onun sözleriyle yanıt verelim:

(...) Kendinizi Johnson liderliğindeki ahbaplar ve dalkavuklar hükümeti fikrine alıştırmanız gerekiyor.

Yapacakları diğer şeyler arasında şunlar var: Brexit sonrası uzun süreli resesyona başkanlık etmek; sterlinde çöküş, kapsamlı harcama incelemeleri gelip çattığında yerel hizmetler ve refah devletini finansmandan mahrum bırakmak; AB ile ticaret anlaşmasını zamanında sonlandırmayı başaramamak; 2024'e kadar (özellikle) Trump'ın korumacı Amerikası dahil olmak üzere kimseyle avantajlı ticaret anlaşmaları yapamamak; Muhafazakar manifestosunun 48'inci sayfasında yer aldığı üzere Avam Kamarası ve mahkemelerce desteklenen anayasal kontrol ve denge mekanizmalarını bozmak; Channel 4'ü kapatmak; BBC'yi etkisizleştirmek; zenginlere vergi indirimleri sağlamak; Lordlar Kamarası'nı daha fazla Muhafazakarla doldurmak ve sivil hizmetlerin, kordiplomatiğin, İngiltere Bankası'nın ve yarı bağımsız kurumların en üst mevkilerine görevliler atamak; manifestolarında özellikle hariç bırakılmamış her şeyi özelleştirmek.