IŞİD – YPG Savaşı’nın merkezindeydik

Birkaç gündür Kobane’ye bağlı köylerden ve Kobane merkezinden Türkiye’ye yoğun bir göç yaşanıyor. IŞİD saldırılarından kaçan onbinlerce insanın Türkiye’ye göçünü yerinde izlemek üzere dün Kobane sınırına giden muhabirlerimiz Metin Cihan ve Necat Çiçek sınırın öte yanına geçerek Kobane kent merkezine ve YPG karargâhına ulaştılar. Metin Cihan, Kobane izlenimlerini İleri Haber için yazdı.



21-09-2014 13:12

Metin Cihan - İleri

Suriye sınırlarında bir Kürt yönetim bölgesi olan Rojava’nın 3 kantonundan biri olan bu kent, Temmuz 2012’den beri Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) kontrolünde yer alıyor. Ancak, IŞİD’in Kobane’ye dönük saldırıları geçtiğimiz günlerde hız kazandı. Özellikle son iki gündür bölgeye ilişkin kimi yorumlarda YPG hakimiyetinin son bulmak üzere olduğundan ve bölgenin tamamen IŞİD kontrolüne geçebileceğinden bahsediliyor. Kobane sınırına giderken asıl amacım yaşanan büyük göçü haberleştirmekti ancak sınırın öte yanında neler olup bittiğini daha detaylı (ve mümkünse, yerinde) öğrenme isteği de içten içe büyüyordu. Biraz rastlantıyla bu fırsata sahip oldum. Necat ile birlikte sınırı geçerek, yaklaşık 5 km uzaktaki Kobane merkezine ulaşmayı başardık. Görüştüğümüz YPG gerillaları bizi askeri merkezlerinden birine götürdü ve silah seslerinin ortasında IŞİD-YPG savaşına ilişkin sorularımıza yanıt aradık.


KOBANE SINIRINDA GÖÇ KAFİLELERİ

Bilindiği gibi, IŞİD saldırılarının yoğunlaştığı ilk gün sınırda büyük bir sığınmacı yığınağı oluşmuştu. Türkiye kapıları açmıyordu ama gelen insanlar da sınır çizgisinden bir adım geri gitmiyordu. Sınırın Türkiye tarafında da durumu protesto eden kitlesel bir yığılmanın oluşmasıyla birlikte, devlet sığınmacılara sınırların açılması kararını vermişti. Bu kararın hemen ardından da sonu gelmeyen bir göç akını başladı. Onbinlerce insan Kobane köylerinden sınıra doğru yürüyor ve Kobane’ye yaklaşık 5 km mesafedeki sınır noktasında açılan koridordan Türkiye’ye ulaşıyordu.

Bölgeye sevk edilen askeri birlikler ile bölge halkı arasında gergin ve çatışmalı saatler yaşandığını biliyoruz ancak en azından benim bulunduğum saatlerde herhangi bir engelleme yoktu. Askerler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri koordinasyonlu bir şekilde göçün sağlıklı bir şekilde yaşanmasını sağlamaya çalışıyordu.


Fotoğraf: Necat Çiçek

SINIRI NASIL GEÇTİK?

Önce açılan sınır koridorundaki manzarayı anlatmaya çalışayım. Kobane tarafından insanlar kesintisiz geliyor, askerlerin tuttuğu sınır noktasında bir yığılma oluşuyor ve askerler onay verince topluca içeri giriyorlar. Suruç tarafında ise çok büyük bir kalabalık bekliyor. Dev çadırlar kurulmuş durumda. Basın var. Kitle örgütleri var.  Suruç halkı var. Gelenlerin Türkiye tarafındaki akrabaları var. Sığınmacılar sınırı geçtiği anda bu taraftaki insanlar onların yardımına koşuyor. Kimisi yükünü omuzluyor, kimisi çocukları kucaklıyor, kimisi yaşlı ya da engelli insanları sırtlanıyor. Böyle bir yardımlaşma söz konusu. İşte bu faaliyet çoğu zaman sınırın öte tarafına da uzanıyor. Yani, oradan gelenler daha Türkiye’ye girmeden, buradaki gençler o tarafa geçip yardım eli uzatıyor. Askerlerin sözlü uyarıları haricinde bu ters yönlü geçişlere dönük bir engelleme görmedim. Ve karşı tarafa geçenlerin hepsinin geri döndüğünü söyleyemem.

Bizim geçişimiz de bu şekilde oldu. Göç görüntülerini alıyorken, karşı taraftan “buraya su lazım” anonsu duydum. Anlık bir kararla elimdeki kamerayı çantama attım ve hemen yanı başımdaki bir su kolisini yüklenerek karşı tarafa yürümeye başladım. Arkadaşım Nejat da aynı şeyi yaptı. Birkaç adım sonra sınırın öte tarafındaydık. Kısa bir süre sonra artık Türkiye’de değildik. Kobane içlerine doğru yürüyorduk.


Bizi götüren araçtan çarşının görünümü. Dükkanlar kapalı.

“BURADA KALACAKSANIZ BENİMLE GELİN”

Yaklaşık 50 metre ilerledikten sonra elimdeki su dolu koliye uzanan bir genç kulağıma eğilerek “burada kalacaksanız benimle gelin” dedi. Tahmin ettiğim şeyin yaşandığını anladım. Benim kullandığım yöntemle bazı gençler sınırın öte tarafına geçiyor, YPG’ye katılıyordu. Bu gençlerin hepsinin Türkiyeli olduğunu söyleyemem. Sonradan öğrendik ki, birçok genç Kobaneli, ailesini Türkiye tarafına geçirdikten sonra yeniden Kobane’ye dönüp IŞİD’e karşı verilen savaşa katılıyordu.

Bizi saflarına çağıran gençle biraz yürüdükten sonra, “burada kalmaya değil, haber yapmaya geldik” dedim. Önce biraz duraksadı, sonra yetkili kişilerle görüştürebileceğini söyledi. Hep birlikte daha içlere doğru yürüdük. Çok geçmeden silahlı YPG’liler ile karşılaştık. Görüntü almadan önce izin istememiz söylendi. Bazı gerillalar için görüntü vermek sorun teşkil etmiyordu ama bazıları için bunun bir güvenlik sorunu olabileceği söylendi. Bu kısımda gördüğümüz YPG’liler üniformalı ve silahlıydı. Göçün Kobane yakasındaki organizasyonu yürütüyorlardı. Bir yandan da kendileri ile hatıra fotoğrafı çektirmek isteyen sivillerin taleplerine yanıt veriyorlardı. Bu kısımdaki görüntüler gerçekten ilginçti. Onların ellerini sıkmak, sarılmak, iki çift laf etmek ve birlikte bir fotoğraf çekmek için etraflarında kümelenen ve birbiri ile yarışan insanlar gördüm. Normaldi. Çünkü bu insanlar hayatlarını onlara borçlu olduklarını düşünüyordu. IŞİD zulmünden onlar kurtarmıştı.


Karargâh girişi

YPG KARAGAHINA GİDİŞ

Her görüştüğümüz kişi, kim olduğumuzu sorduktan sonra bizi daha yetkili bir kişiye havale ediyordu. Türkçeyi ve anadilim olan Zazacayı bilen kimseye rastlamadığımız için, ben iletişimimi Nejat’ın ve diğer gençlerin yardımı ile sağlayabiliyordum. Bu sırada yanımıza gelen silahlı ve yaşı diğerlerinden daha ileri olan bir YPG’liye röportaj teklifinde bulundum. Kabul etti. Biraz şehrin içine doğru yürüyüp orada görüntü almayı önerdim. Bunu da kabul etti. Eski bir silah tamircisi iken Rojava’da kurulan Kürt Yönetimi ile birlikte silahlı birliklere katılan bu kişi ile şehre doğru yürürken genç bir YPG’linin kendinden emin sesiyle durdurulduk. Kürtçe “selam vermeden gitmek ayıp değil mi” diye soruyordu ama orada ne aradığımızı ve kim olduğumuzu sorduğu çok belliydi. Kürtçe bilmediğimi söyledim ve umutsuzca Türkçe bilip bilmediğini sordum. Biliyordu. Hem de gayet iyi biliyordu. Durumu anlattım. Ne için orada olduğumuzu söyledim. Burada bekleyin dedi. Bir arabanın içindeki komutanı ile görüştü. Geri geldi ve bizi karargâha götürebileceklerini söyledi. Arabaya atladık ve karargâha doğru yol aldık. Nejat lehçe farkı nedeniyle iletişimde bazı güçlükler yaşadığı için, orada tanıştığımız Adıyamanlı Şeyho Dayı da bizimle birlikte geldi. Gün boyu bize tercümanlık yaptı.


YPG’nin propaganda amaçlı buraya getirdiği insanlar IŞİD’lilerin esir tutulduğu söylenen cezaevi binasının içine bakıyor.

IŞİD’Lİ ESİRLERİN TUTULDUĞU SÖYLENEN CEZAEVİ

Vardığımız yer YPG’nin askeri tesislerinden biriydi. Girişte kontrol noktası var. İçeride ise birkaç binadan oluşan bir tesis. Onlar kale diyorlar. Bir de cezaevi var. İçeride üç tane IŞİD’li esir olduğunu söylediler. Esirlerle görüşme talebimi YPG’lilere ilettim. Kendi aralarında kimi görüşmeler yaptılar. Ama sonunda izin çıkmadı. Bizi götürdükleri bölgeye sivil halktan başka insanları da getiriyorlar. Bu insanlar cezaevi dedikleri binanın demir dış kapısındaki küçük bir pencereden içeri bakabiliyor ama oradan görünen kimse yok. YPG bu binayı bir propaganda aracı olarak kullanıyor. Gelen insanlar o penceren içeriye küfürler savuruyor. Bir YPG’li, “Sizi duyamazlar. Sizi ancak içerideki görevliler duyar. Çok küfür etmeseniz iyi olur.” diye uyarma gereği duyuyor. Belki de içeride esir yoktu. Bunun bir propaganda yöntemi olabileceğini düşünmeden edemedim.


Eski bir silah tamircisi. Şimdi savaşçı olmuş.

Çevresindekilere İstanbul’dan geldiği söyleyen bir kadın ile karşılaşıyorum. Yanına gidip ben de İstanbul’dan geldim diyorum. Bunu duyunca sohbet edelim diyor. İsim ve görüntü vermeyi reddediyor. “Çünkü belli olmaz, belki bir gün İstanbul’daki normal hayatıma dönerim” diyor.  Ailesi ile birlikte yaşıyormuş. Örgütün şehirdeki çalışmalarında yer alıyormuş. Rojava’ya destek için çağrı yapılınca birkaç arkadaşı ile birlikte savaşa katılmaya karar vermiş. İki buçuk ay önce buraya gelmişler. Askeri eğitim almışlar. Ve Kadın Asayiş adını verdikleri birlikte yer almış. IŞİD’in kadın savaşçılardan çok korktuğunu özellikle belirtiyor. Ayrıca, Türkiye’nin hem siyasi hem askeri olarak IŞİD’i desteklediğini söylüyor.


YPG’liler kobane sokaklarında

Türkçe bilen başka birileri olup olmadığını söylüyorum. Çevresindekilerin Ferhat Komutan diye hitap ettiği biri ile tanıştırılıyorum. Bu kişi ismini ve görüntüsünü vermekten çekinmiyor. “Benim tüm hayatım artık burası” diyor. 15 dakika önce cephedeki savaştan geldim diyor. Ve kamera önünde anlatmaya başlıyor.

KOBANE’DEN İZLENİMLERİM

Kobane merkezinden çok sayıda insan göç etmiş. Ancak yine de günlük hayat akışı devam ediyor. Ekmek fırınları çalışıyor. Ekonomik hayat kısmen sürüyor. Evlerin önünde çocuklar oynuyor. Bu haliyle köylerdeki durumdan büyük farklılık arz ediyor. Köyler boşaltılmış durumda. Boşalan köyler ya IŞİD’in eline geçmiş ya da orada bulunan YPG’liler ile IŞİD’liler arasında çatışmalar sürüyor. 3 noktada yoğun çatışmalar olduğunu söylüyorlar. Özellikle doğu cephesinde ciddi bir savaş varmış. Yükselen dumanları görmek mümkün. Konuştuğum YPG’lilerin hepsi IŞİD’in kente kesinlikle giremeyeceğini söylüyor. Önceki gece 1500 kişilik destek birlik Kobane’ye ulaşmış. Bunu bir zafer olarak görüyorlar. Kobane’de bir savaş atmosferinden çok bir kutlama atmosferi var.


IŞİD ile YPG arasında çatışmaların yaşandığı köylerden yükselen dumanları görmek mümkün. Tepenin üstünde ise nöbetteki YPG’lileri görüyorsunuz.

SİLAH SESLERİ HER ZAMAN ÇATIŞMA ANLAMINA GELMİYOR

Türkiye tarafından duyduğumuz silah seslerini çatışmalardan geliyor sanmıştık. Gerçek öyle değilmiş. Şehir içinde araçlarla turlar atıp, zafer kutlaması amacıyla havaya ateş açıyorlar. Henüz savaş sürerken böyle davranmalarına şaşıyorum. Nedenini soruyorum. “Kobane düşerse tüm Rojava’yı kaybederiz. Böyle bir ihtimal yok.” diyorlar.


Kobane’de bir sokak

PEKİ TÜRKİYE’YE NASIL GERİ DÖNDÜK?

Gidişimiz gibi dönüşümüz de yoğun bir görüşme trafiğinin yaşanmasını gerektirdi. Sonunda bir araç ayarlayarak giriş yaptığımız sınır bölgesinin 1 km yakınına bırakıldık. Buradan sınıra doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde çocuklu bir ailenin yüklerle beklediğini görünce bazı yükleri de biz sırtlandık. Büyük torba ve çantaları sırtımıza yüklenerek sınır noktasına yürümeye başladık. O andan itibaren artık Türkiye’ye göç eden Kobaneli’ler gibiydik. Zaten yoğun günün sonunda kılık kıyafetimizle sefil bir hal almıştık. İçeriye girerken o göçün bir parçası gibi göründük. Sınır noktasına gelince bekletildik. Ve askerler koridoru açınca içeri doğru yürümeye başladık. Gazeteciler görüntümüzü alıyordu. Bilmiyorum, belki de göç eden Suriyeli Kürt sığınmacılar olarak kimi haberlerde yer almışızdır.


Türkiye'den IŞİD'e silah sevkıyatı iddiasına konu olan demiryolu hattı. Resimde sınırın iki tarafından Kürt gençleri var.
 

Not 1: Bu yazıyı kaleme aldığım sırada sınırda askerler ile halk arasında yeniden çatışmalar başladığını öğrendim.

Not 2: Kobane mi, Kobani mi? Türkçe’de hangisinin kullanılacağı konusunda bir fikir birliği yok. Mesele Kürtçedeki ê harfinden kaynaklanıyor. Bölgenin ismi Kürtçede Kobanê olarak geçiyor ve Kobani’ye benzer bir şekilde okuyorlar. Biraz araştırınca “ê”nin yine de daha çok “e”ye benzer bir şekilde okunduğunu öğrendim ve ben de Kobane demeyi tercih ettim.