İLERİ ÇEVİRİ | Kapitalizm, Doğa Yasalarına Karşı (*)

"Bu krizin karşısında duracak her hareket Monsanto ve Cargill gibi tarım endüstrisi devlerinin kamulaştırılması ve de besin üretimi sektörünün tarım işçilerince/tüketicilerce demokratik kontrol ve düzenlenmesinin sağlanması için çalışmalıdır. Bu mücadele A.B.D ve dünya çapında emlak ve inşaat sektörünün kamulaştırılma talepleriyle de pekiştirilmelidir."



15-09-2020 01:53

John Reimann – Özel Sayı: Covid Krizi

Çeviri: Alper Önsu

Yarasalar ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi üzerine iki sene önce yayınlanmış bilimsel bir makalede (**) “ekolojik bir eşiğin aşıldığı” belirtilmektedir. Böylesine bir çalışma büyük resimle kıyaslandığında ufak ve öznel dursa da durum görüldüğünden daha karmaşıktır. Dünya işçi sınıfı ve sınıf içerisinde örgütlü sosyalist hareketlerin bu konuya dikkatlerini vermesi gereklidir. Bahsedilen eşik, kapitalist gelişimin kendi çelişkileriyle keskin bir şekilde çatıştığı yeni bir çağa girdiğine işaret etmektedir. Ancak, bu çağın ortaya çıkardığı çelişkilerin doğası öncüllerine kıyasla kökten farklılıklar taşımaktadır.

Benzer bir çağ, 20. yüzyılın başlarında emperyalizmin dünya çapında egemenliğini yayarak bütün gezegeni zapt ettiği bir zamanda açılmıştı. Dünyanın, büyük emperyalist güçler arasındaki savaşlarla yeniden bölünmesi dışında geriye hiçbir şey kalmamıştı. Ardından gelen ekonomik kriz (Büyük Buhran) ile perçinlenen bu durum onlarca milyon insanın felakete sürüklenmesine yol açtı. Bu felaket insanlığa iki dünya savaşı ve faşizmin yükselişi şeklinde yansıdı.

Bugün karşı karşıya olduğumuz kriz, güncelliğini koruyan geçmiş krizlere kıyasla kökten değişiklikler taşımaktadır: Kapitalizm yasaları gereği her hareketinde kendine dair yeni krizlere yol açar, ancak gelişmeler yeni bir kriz için yepyeni bir sebep oluşturmuştur: mevcut kriz kapitalist gelişimin doğa yasalarıyla çatışmasından doğmaktadır. COVID-19 küresel salgını da tam olarak bu noktada okunmalıdır.

Güncel küresel krizin ilk salgınına çözüm arayan kapitalist sınıf ve temsilcileri tıpkı Büyük Buhrandaki gibi iki kampa bölünmüş durumdadır. Zamanın kapitalistlerinin bir kanadını temsilen, bankacı ve “hırsız baron” (robber baron) Andrew Mellon dönemin A.B.D. başkanı Hoover’a: “emeği, stokları, çiftçileri ve gayrimenkulü tasfiye edin, sistemi çürümeden arındırın” tavsiyesinde bulunmuştur (***). Franklin D. Roosevelt ve temsil ettiği diğer kanat ise, krizin hafifletilmesi için gereken adımları anlayarak “Yeni Düzen” (the New Deal) ekonomik programını ortaya koymuştur. Ancak hiçbiri dünyanın gördüğü en büyük kapitalist felaketi, faşizmin yükselişini ve ikinci dünya savaşını, engelleyememiştir.

Günümüzde de durum pek farklı gözükmemektedir, kapitalizmin bir kanadı COVID-19’un topluma yayılmasına izin verme meylindedir, sonuçta “sürü bağışıklığı” kazanılacaktır, daha doğrusu kazanılacağı umulacaktır. Bu kanat Wall Street Journal gazetesinin editörlerince temsil edilmektedir. Politik sahnede Birleşik Krallık başbakanı Boris Johnson ve A.B.D. başkanı Donald Trump, düşünsel olarak ise muhafazakâr Hoover Enstitüsünden Richard Epstein (****) bu fikrin arkasında gözükmektedir. Görece daha makul duran diğer kanadın en iyi temsilcisi olarak salgının Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk ulaştığı ve en yakıcı sonuçlara yol açtığı New York eyaletinin valisi, muhafazakâr ve emek karşıtı tutuma sahip Andrew Cuomo gösterilebilir. Cuomo her gün televizyonlara çıkmakta, istatistiklerde bahsederek felaketin etkisinin azaltılması için gereken önlemleri sıralamakta, aklın ve mantığın sesini temsil eden bir görüntü vermektedir.

Kapitalizmin reformist kanadı 1930’lardaki stratejisini sisteme “yama yapma” üzerine kurmuş, krizin temel sebebi olan kapitalist ekonomik gelişim yasalarını görmezden gelmiştir. Benzer şekilde, Cuomo kanadı felaketin temelini oluşturan doğanın kanunları ile kapitalizmin çatışmasını yok saymakta, halı altına süpürme anlayışı ile krizin kontrolsüz şekilde devam etmesine izin vermektedir. Bu tutum ancak daha yıkıcı yeni krizlerin oluşmasıyla sonuçlanabilir.

Açılan yeni çağın ve işaret ettiği özgül krizin farkındalığı noktasında sosyalistlerin ileri düzeyde aktif olması beklenebilir, ancak mevcut durum, ne yazık ki, bundan çok uzak gözükmektedir. Bu durum tarihte eşsiz de değildir, geçmiş yüzyılın emperyalist hegemonya çağına sosyalist hareketlerin çoğu hazırlıksız yakalanarak adapte olamamış ve sonuç olarak birinci dünya savaşında kendi ülkelerinin kapitalistlerinin destekler konumda yer almışlardır.

Bugün de benzer bir “yakalayamama” durumuyla karşı karşıyayız. Sosyalist hareketin büyük çoğunluğu güncel problemlere; güvenli çalışma alanları, federal hükümetin mahkumları (kayıtsız göçmenler dahil) attığı riskli durum ve benzerlerine odaklanmış durumdadır. Doğal olarak günlük mücadele başlıklarında kavga verilmelidir. Ancak, aynı zamanda yeni krizin temellerinin tartışılması ve sınıf hareketinin geneline yayılması acil bir konu olarak önümüzde durmaktadır.

Evrimsel Biyolog Rob Wallace tarafından kaleme alınan “Big Farms Make Big Flu” kitabında (*****) belirtildiği üzere, son 30 yılda doğanın “neoliberalleşmesine” tanık olduk. Her şey gibi, doğa da anlık kar elde etme adına kullanılabilecek bir kaynak olarak görüldü ve bu durumun oluşturacağı uzun vade sonuçları “toplumsallaştırıldı”. Toplumsallaştırmak, ekonomik sonuçların ertelenmesi ve topluma yayılması olarak iktisatçılar tarafından tanımlanıyor olsa da esasında ise işçi sınıfı üzerine bindirilen uzun vade ekonomik yük anlamına gelmektedir. Doğaya da benzer şekilde yaklaşılmaktadır, ancak bunun bedelleri “doğa” tarafından değil, insanlığın tamamınca ödenecektir ve özellikle işçi sınıfı kısa çöpü çeken taraf olacaktır. Doğanın yasaları, kapitalist gelişimin yasalarıyla olan bu çatışmada her zaman kazanan tarafta yer alacaktır. Görüldüğü üzere, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sayısız yeni ilaç ve aşı bulunsun, doğanın “fethi” asla tamamlanamayacak. Tartışmasız olarak doğanın yasaları kapitalizmden güçlüdür. Doğa yasaları bir bölgede geçici olarak bastırılabilse de her seferinde kendini bir başka bölgede yeniden ve daha güçlü olarak yeniden üretmektedir.

Kapitalizm doğa ile birden fazla noktada çatışmaktadır, ancak iki temel gelişme mevcut küresel salgının temelini oluşturarak gelecekte benzer zoonotik- türler arası bariyerleri aşarak insana bulaşabilen- hastalıkların oluşumunu hızlandırmaktadır; doğal yaşam alanlarının yok edilmesi ve fabrika çiftçiliği. Eğer bu gelişmeler geriye döndürülemezse, çok daha yıkıcı salgınların ortaya çıkması sadece an meselesidir. Bu konunun yayılmasını sağlayabiliriz, sağlamakla yükümlüyüz. Yapamamamız durumunda kendimizi, sosyal demokrasinin 100 yıl önce düştüğü alakasız konumda bulacağımız kesindir.

FABRİKA ÇİFTÇİLİĞİ VE NAFTA GRİBİ

Küresel COVID-19 salgınının en erken uyaranı 1990’larda ortaya çıkan “domuz gribi” salgınıdır. Wallace, gribin sebebi olan H1N1 virüsünün türler arası geçişini Meksika’nın Veracruz şehri yakınlarındaki domuz üretim fabrikalarında gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Bu devasa fabrika çiftliklerinde yüzlerce, belki de binlerce domuz, New York metrosunun iş çıkış saatleri kalabalığını andıran yoğunlukta bir arada yaşamakta, yemek yemekte, nefes almakta ve dışkılamaktadırlar, göz önünde bulundurulması gereken bir diğer nokta ise bu topluluktaki genetik çeşitliliğin yok derecede az olmasıdır.

Büyük fabrika çiftlikleri, NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Alanı) tarafından da hızlandırılan bir süreç ile, Meksika’daki küçük çiftlik sahiplerinin rekabet edemeyerek kapanmalarına ve devasa A.B.D. tarımsal işletmelerinin ülkeye girişine yol açmıştır. Bu işletmeler A.B.D. hükümeti tarafından çiftlik senetleri ile sübvanse edilerek küçük çiftlik sahiplerinin rekabet gücü tamamıyla engellenmiştir.

Wallace kitabında bu durumu şu şekilde açıklamıştır:

“Endüstriyel çiftlik hayvancılığı, virüs kökenli patojenlerin gelişebilmesi için uygun ortamlar oluşturmaktadır. Evcilleştirilmiş hayvanların genetik monokültür ortamlarda yetiştirilmesi, hastalık yayılımını yavaşlatan bağışıklık bariyerleri ortadan kaldırmaktadır. Kalabalıklaşan ve nüfus yoğunluğu artan popülasyonlar bulaşma oranlarını arttırmaktadır. Aynı kalabalık koşullar bireysel bağışıklık tepkilerinin de zayıflamasına sebep olmaktadır. Yüksek çıktılı (metin içerisinde açıklanacaktır) endüstriyel üretimler, ortama düzenli olarak riske açık (virüse yakalanma riski) hayvan tedarikini sağlayarak, virülans (virüsün ölümcüllüğü) evrimine kaynak üretmektedir.”

Yukarıdaki alıntıyı dikkatlice inceleyelim. Öncelikle, genetik monokültür. Genetik çeşitliliği fazla bir sürüde kendine yer edinmeyi başaran bir patojenin (hastalığa sebep olan mikrop) aynı genetik farklar sayesinde, tıpkı ormanlarda ağaçsızlandırılmış yangın emniyet şeritlerinin tüm ormanın yanmasını engelleyebilmesi gibi, tüm sürüye yayılması engellenebilir. Monokültür, yani genetik olarak aynı hayvanların yetiştirilmesi, virüs yayılımını yavaşlatan ve engelleyen bu farkların ortadan kaldırmaktadır.

Bir başka önemli etken ise sıkıştırmadır, nüfusun kalabalık ve yoğun olması patojenin yayılımını hızlandıracaktır.

Aynı sıkıştırma durumu sürünün bireylerindeki bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına yol açarak, aynı şekilde” yayılımın hızlanmasına sebep olacaktır.

“Yüksek Çıktı” hayvanların giderek daha genç yaşlarda kesilmesine verilen teorik isimdir. Wallace bu konuda, tavukların eskiden 60 günlükken kesildiklerini ancak günümüzde sadece 40 gün beklendiği örneğini vermektedir. Bu durum daha hızlı ve daha etkili şekilde yayılabilen virüslerin seçilimine yol açmaktadır. Tüm bu uygulamalar – monokültür, nüfus yoğunluğu ve yüksek çıktı – salgına yol açabilecek virüslerin oluşmasına ve yayılımına katkı koymaktadır.

Bu durumda akla gelebilecek sorulardan biri de virüsün kendi çıkarı açısından konakladığı canlıyı öldürmeyecek şekilde evrimleşmesi ihtimalidir, nitekim konağı ölen bir virüs yayılamayacaktır (bu iddiayı Richard Epstein da yukarıda bahsedilen röportajda bilgisizce ortaya atmıştır). Ancak, virüs konağını öldürmeden önce yayılabildiği sürece ne kadar ölümcül olup olmadığı önem taşımamaktadır. Bunun hatırlanması, göreceğimiz üzere, hayati önem taşımaktadır.

Sonuç olarak; doğaya herhangi bir sömürülecek alan olarak bakmanın, yükselen dünya ticaretinin (NAFTA örneğinde olduğu gibi) ve yemek üretimi endüstrisinde büyük kapitalist şirketlerin egemenliğinin fabrika çiftliklere yol açması çok sayıda zoonotik hastalığın çıkmasına ön açtığını görebiliyoruz. Fabrika çiftliklerinin yayılması aynı zamanda doğal yaşam alanlarının kaybının yolunu da döşemekte ve bu iki olgu birbirileriyle etkileşerek zoonotik hastalıkların yayılımındaki etkilerini katlayarak arttırmıştır.

YAŞAM ALANLARININ KAYBI

COVID-19’a sebep olan yeni korona virüsün çıkışı yarasa kökenli olmuşa benzemektedir, ancak, henüz kimse türler arası bariyeri aşarak pangolinlere (karıncayiyenlere) ve insanlara nasıl sıçradığını açıklayamamaktadır. Burada ortalamanın çok üstünde sayıda virüse konaklık etmelerinden dolayı yarasalar önemli bir etken olarak karşımızdadır. Sonuçta yarasalar giderek hem insanlarla hem de evcil hayvanlarla daha çok etkileşime geçmektedirler.

Dünya çapında, özellikle Asya’da, yabani yaşam alanları tarım arazisi (yağ elde etmek için palmiye dikiminden, büyükbaş hayvancılığa kadar her şey) veya gayrimenkul gelişim alanları oluşturmak üzere yok edilmektedir. Bu durum yarasaları tüneme alışkanlıklarını değiştirmeye zorlamaktadır. Normalde geceleri yaban ağaçlarda tüneyerek geçiren yarasalar, yaşam alanlarının kısıtlanmasından ötürü bir evin veya ahırın saçaklarında geçirmek zorunda kalmaktadır.

Meyve yiyen yarasalar – meyve yarasaları veya uçarköpek olarak da bilinirler – burada özgün bir rol üstlenmektedirler. Döke saça yemek yemeleriyle ünlü bu yarasalar, yer yer yenmiş ve tükürükleriyle dolu meyveleri bir domuz çiftliğine düşürdüklerinde domuzlar gelen besini sorgulamadan tüketecektir.

Sulak alanların kaybı noktasında yabani av kuşları da benzer şeyler yaşamaktadırlar. Sulak alanların şehirleşmeye dahil edilmesi ile yabani av kuşları, monokültür yetiştirilen evcil av kuşlarıyla etkileşerek taşıdıkları patojenlerini evcilleştirilmiş kuzenlerine aktarmaktadırlar.

Bütün vakalarda hayvanların çok sıkışık ortamlarda yetiştirilmesinin de etkileri mevcuttur. Yüklü miktarda hayvanın dışkısının toplandığı noktalar temizlemekle sorumlu fabrikada işçilerine hayvanlarda yetişen mikropların geçişi noktasında köprü görevi görmektedir.

COVID-19

Yeni bir virüs olması sebebiyle bilim insanları hala COVID-19 (SARS-CoV2) hastalığına yol açan virüsün evrimsel sürecinin araştırılmasını tamamlamamışlardır. İlk bakışta Hunan Eyaletindeki hayvan pazarında evrimleştiği düşünülmüştür. Eğer bu doğruysa, üretim sırasında ortaya çıkan virüs evrimine elverişli koşulların besinlerin dağıtım ağında da gerçekleşebildiği anlamına gelecektir. Daha yeni çalışmalar (******) virüsün genetik materyalinin bir kısmının sadece pangolinlerle değil (bahsedilen hayvan pazarında satılmakta olan bir ürün) yarasalarla da paylaşıldığını gözlemlemiştir. Benzer sonuçlar elde eden bir çalışmada da (*******) virüsün evriminin yıllarca sürmüş olabileceğini önerilmektedir. Sebebi ne olursa olsun, virüsün başka hayvanlara özgü genetik materyal barındırması, virüsün bir laboratuvarda üretildiğini öne süren komplo teorilerinin geçersizliğini kuvvetlendirmektedir.

GELECEĞİN KRİZLERİ

Araştırmacıların virüse karşı bir aşı geliştirmeleri muhtemeldir. Bu gelişmenin ardından hükümetler tehlikenin geçtiğini ve her şeyin normale dönebileceğini söyleyeceklerdir. Ancak, zoonotik hastalıkların oluşturduğu tehditlerin sonu gelmeyecektir. Örneğin yakın geçmişten bir virüs – Nipah virüsü – dünya sağlık örgütüne göre 40-75%’e ulaşan ölüm oranına sahiptir. Şansımıza bu virüsün bulaşıcılığı son derece düşüktür. Yeni oluşabilecek bir virüsün Nipah virüsüne benzer ölüm oranları ve COVID-19’un bulaşıcılığına sahip olması durumunu hayal edebilmek bile güç. Veya başka bir örneği ele alalım: Büyükbaş hayvanların zorla mısırla beslenmeleri, aynı hayvanlara antibiyotik verilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim bu hayvanlar doğalında ot ile beslenen canlılar olarak zorla yedirilen mısır hasta olmalarının önünü açmaktadır. Bu durum antibiyotik dirençli bakterilerin yayılmasındaki önemli bir etkendir. Eğer antibiyotiğe dirençli bakterilerin yayılımı artar ise, artık gündelik ameliyatlar olarak gördüğümüz apandisit veya diz değişimi gibi uygulamaları ölümcül riskler taşıyacaktır.

Doğanın kanunlarından kaçamayacağımız ortadadır.

ŞEHİRLEŞME VE DOĞANIN 'FETHİ'

Elimizdeki durumu özetlemek gerekirse: Yüzyıllar önce milyonlarca insan şehirlerde sağlıksız koşullarda sıkı fıkı yaşamaktaydılar. Toplumlardaki bu şehirleşmeler ilk büyük salgınları için gereken koşulları oluşturmuştu. Şu anda bizim yaptığımız ise başka hayvanları (domuz, tavuk, inek gibi) şehirleştirmekten başka bir şey değildir. Sonuç olarak benzer bir durum yaratılmıştır.

Şehirleşme – insanların büyük kitleler halinde köylerden taşınması – aynı zamanda kültürel bir etkiye sahiptir. Bu durum doğadan bağımsız yaşadığımıza dair bir illüzyon oluşturarak, doğayı da tıpkı kapitalistlerin insan emeğini fethettiği gibi, fethettiğimiz düşüncesine yol açmıştır. Bunu düşünmemizin önünde bir engel de yoktu, nitekim bu dünyadaki her şeyin basitçe fethedilmek ve sömürülmek üzere var olduğu fikri kapitalist sisteme içkindi.

Karl Marx ile düşünsel üretim yapan Frederick Engels ise bu görüşe karşıydı. “Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü” kitabında (********) “Ancak kendimizi, insanlığın doğa üzerinde kazandığı zaferlerle fazla methetmemeliyiz, nitekim kazanılmış her zaferde, doğa intikamını alacaktır… Sonuç olarak bir fatihin ele geçirdiği topraklardaki yabancı insanlara davrandığı şekilde doğaya, sanki doğanın dışındaymışçasına, yaklaşamayacağımız her adımda bizlere hatırlatılmaktadır – ama bizler, etimiz, kemiğimiz ve beynimizle doğaya dahiliz, üzerinde kurduğumuz hükmün ve diğer canlılara kıyasla elde ettiğimiz avantajların onun kurallarını anlayıp doğru şekilde uygulayabilmemizden geçtiği her şeyin ortasında apaçık durmaktadır.”

Görebiliriz ki kapitalizminde en basit sosyal aktivitelerin – örneğin yemek üretimi – organizasyonu bile doğa ile çatışma üzerine kurulmuştur.

REJENERATİF (YENİLEYİCİ) TARIM

Monokültür tarım, toprağın verimliliğini ve sağlığını tüketmektedir. Uyguladığımız tarımsal yöntem olan sürmek ise toprağın uçup gitmesine sebep olmaktadır. Giderek artan tarım ilaçlarının kullanımı iste sadece insanları zehirlemekle kalmamakta, toprağı ve solucandan arıya kadar yaban hayvanlarını da etkilemektedir. Ancak başka bir yöntem daha mevcut: rejeneratif (yenileyici) tarım (*********). Rejeneratif tarımın temelinde doğanın fethinden ziyade taklidi yatmaktadır. Tıpkı bizonların gruplar halinde sürekli hareket edip avcılardan – kurt ve bozayı- kaçarak yeni otlak alanlar bulması gibi, rejeneratif tarımcılar da hayvanlarını bir alandan (“otlak”) başka birine her birkaç günde hareket ettirirler. Her otlağa başka hayvanları götürerek – tavuk, domuz ve diğerleri – her birinin toprağın yenilenmesinde oynadığı farklı rolleri gerçekleştirmelerini sağlarlar. Rejeneratif tarımcılar toprağı sürmemektedir, onun yerine tohumeker (toprağın kaldırılmadan tohumun ekilmesi cihazı) kullanırlar. Aslında benzer yöntemler olsalar da tohumeker toprağın sağlığı yenilemektedir, ayrıca bu yöntem toprağın yüksek miktarda karbondioksit tutmasına de izin vermektedir.

Bu yöntem Amerika Birleşik Devletleri’nde de hâkim olan büyükbaş hayvan endüstrisiyle birebirde etkileşmektedir. Devasa besi yerlerinde inekler nerdeyse zorla mısır ve türevleriyle beslenmektedir ki mısır ineklerin tükettiği bir besin değildir. Bu zorla beslenmeden dolayı hayvanların hastalık kapma olasılıkları yükseldiğinden antibiyotik takviyesi gerekli olmaktadır. Sonuçta, antibiyotik dirençli bakterilerin oluşumuna alan açmaktadır.

Rejeneratif tarıma karşı büyük tarım endüstrisi ve kimyasal/ilaç firmaları da dahil çok sayıda grup yer almaktadır. Rejeneratif tarımın hâkim yöntem olması için büyük bir kitle hareketi gerekli gözükmektedir.

Esasında temel nokta, sosyalistlerin – içerisindeki Marksistler dahil – birtakım sorular yöneltmeleri ve dönüştürücü talepler ortaya koymaya başlamaları gerekmektedir. Bu kolay olmayacaktır, nitekim mevcut işçi sınıfı hareketine yabancı bir olgu gibi gözükmektedir. Bu durum tüm bu konuların konuşulmasını daha da önemli kılmaktadır. Evet, mevcut ve acil sorunların çözümü için mücadeleden geriye düşülmemelidir, ancak bu sırada daha derin meselelerin de sınıf mücadelesine bağlanmasının yolları yaratılmalıdır.

Bazı dönüştürücü talepler; hükümetlerin rejeneratif tarımın desteklenmesi üzerine kamuoyu oluşturulması, bildiğimiz tarım destek programlarının sona erdirilmesi (mevcut durumda milyonerlere dağıtılmaktan başka bir işlevi yoktur) ve yerine federal hükümetin çiftçilere rejeneratif tarıma geçişlerinde destek olması gibi taleplerin yükseltmesinden geçecektir. Aynı zamanda şehirli işçiler ve gençlerin, kırsaldaki kardeşleriyle aralarındaki bağları kuracak ve şehirli işçi ve gençlerin tarımsal üretimde rol almasını sağlayacak programlara ihtiyaç duymaktayız. Bu bağların kurulması dünya çapındaki gerçekleştirilmelidir ki Amazon yağmur ormanlarından, Borneo’nun vahşi ormanlarına uzanan doğa talanının engellenmesi ve geri döndürülmesi sağlanabilsin.

Sonuç olarak, bu krizin karşısında duracak her hareket Monsanto ve Cargill gibi tarım endüstrisi devlerinin kamulaştırılması ve de besin üretimi sektörünün tarım işçilerince/tüketicilerce demokratik kontrol ve düzenlenmesinin sağlanması için çalışmalıdır. Bu mücadele A.B.D ve dünya çapında emlak ve inşaat sektörünün kamulaştırılma talepleriyle de pekiştirilmelidir.

Kaynakça

* Reimann, John. Capitalism vs. The Laws of Nature. Socialist Forum. [Alıntı Tarihi: 11/09/2020.] https://socialistforum.dsausa.org/issues/special-issue-the-covid-crisis/capitalism-vs-the-laws-of-nature/?fbclid=IwAR1iNVcdIINrdJKiyQEH2Cu2rxlzvP51RhRMOxtsPROhypF0uNYjYHFaNrM.

** Bats and Emerging Zoonoses: Henipaviruses and SARS. Field, H E. Brisbane, Qld, Australia : Zoonoses and Public Health, 2009, Cilt 56.

*** Andrew Mellon#Great_Depression. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Andrew_Mellon#Great_Depression.

**** Chotiner, Isaac. The Contrarian Coronavirus Theory That Informed the Trump Administration. The New Yorker. 30/03/2020. https://www.newyorker.com/news/q-and-a/the-contrarian-coronavirus-theory-that-informed-the-trump-administration.

***** Wallace, Rob. Big Farms Make Big Flu. : Mothly Review Press, 2016.

****** Thomas, Liji. SARS-CoV-2 has been evolving for at least 7 years. News Medical Sciences. 2020.

******* Letzer, Rafi. The coronavirus didn't really start at that Wuhan 'wet market'. Live Science. 2020.

******** Engels, Frederick. The Part played by Labour in the Transition from Ape to Man. Moscow : Progress Publishers, 1934.

********* Reimann, Rob. Global warming, “grass” farming and a planned economy. oaklandsocialist. 14/09/2020. https://oaklandsocialist.com/2019/09/17/global-warming-grass-farming-and-a-planned-economy/.