İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Onaran: Umarım bir 19 Aralık daha yaşatmazlar

İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu Hatice Onaran ile açlık grevleri ve ölüm oruçlarında gelinen nokta üzerine konuştuk.



02-05-2019 19:43

Özgür Yılmaz - @ozguryilmaz344

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu üyesi Hatice Onaran ile cezaevlerindeki açlık grevleri ve ölüm oruçlarında gelinen son durum üzerine konuştuk.

Öncelikle, açlık grevlerinde gelinen nokta nedir?

Açlık grevlerinin insani ve siyasi boyutunu çok tasvip etmiyoruz. Özellikle hapishane koşullarında açlık grevi politik mahpusların bir direniş yolu, son çare olarak başvurdukları bir direniş mekanizması, bir araç olarak kullanılıyor . Açlık grevlerine insani boyutta, başka bir yöntem kalmadığı şeklinde de değerlendirebiliriz. Var olan koşulların tıkandığı, başka koşulun olmadığı bir anda insan bedeninin mücadelede ses getirecek bir ortam durumuna getirilmesi bir insanın kolaylıkla karar verip uygulayacağı bir şey değil.

Açlık grevlerini tarihsel olarak biliyoruz. Ancak bu açlık grevinin hem dünya hem de Türkiye konjonktürü açısından, talebin de çok doğrudan ve tek olması, siyasal olması, var olan ülke koşullarının özellikle bu talep özelinde adım atılmayacağı fikrini akıllara getiriyor. Bu açıdan bu açlık grevlerine Hapishane Komisyonu olarak çok da olumlu bakmadık. Genel anlamıyla zamanlamanın doğru olmadığı noktasında bir düşüncemiz var ancak bu ayrı bir mesele. Biz olayın siyasal yönünden bakamayız.

HAPİSHANELERDEKİ AĞIR BASKI ORTAMI

Biz olayın insani yönünden bakmak durumundayız. Bu sadece İmralı hapishanesindeki tecrit değil, bir çok hapishanede yoğunlaşan bir süreç. Bize gelen özellikle OHAL’den sonraki süreçte, hapishanelerde hele hele yeni açılan Elazığ, Trabzon, Kayseri gibi T Tipi hapishanelerde tüm mahpuslardan çok fazla şikayet aldık. Bir diğer örnek de Düzce; tekmil dayatmasından tutun, şoven, dışlayıcı bir yaklaşım söz konusuydu. Maltepe’de mesela, çekçeklerin saplarıyla uğraşmaya başladılar. Hapishanelerde çok yoğun bir tecrit politikası uygulanıyor. İmralı’nın tabi ayrı bir özelliği var, uzun zamandır tecrit var, görüş yok, haber alınamıyor. Yaşam hakkının ihlali var, hiçbir iletişimin olmaması… Yaşadıklarından dahi haberimiz yok. Bu kaygı verici bir durum. Bizim yönümüzden böyle. Tecritin ortadan kaldırılması gerekiyor.Bbu anlamda siyasal konjonktürden önce insani olarak böyle bakıyoruz.

Sayısal olarak çok doğru bulmasak da, Merkezi Hapishane Komisyonmuz, geçen açıklamasında 3 bine yakın politik mahpusun açlık grevi yaptığını açıkladı. Açlık Grevini İzleme Heyeti var bir de Marmara bölgesinde. Ortalama iki haftada bir açlık grevindeki direniş yapan mahpuslarla görüşülmeye çalışılıyor. Gelemeyecek durumda olanların olduğunu biliyoruz.

Ölüm oruçları hakkında neler söylemek istersiniz?

Ölüm oruçlarında bir değerlendirme yapmak siyasal anlamda bize düşmez. Ancak bu da bir arayıştır. Doğru yanlış diyebileceğimiz bir şey değil, kelimeler çok önemli. Ailelerin, duyarlılık sağlayan kişilerin çok hassas olduklarına dikkat edelim. Feda eylemleri diye adlandırılan bireysel eylemler gibi düşünebiliriz, onlar da farklı bir çığlıktı. Bir görünür kılma çabasıydı. Bunca zaman olmuş, açlık grevlerinde insanlar bedenlerini ölüme yatırmışlar. Ölüm oruçları da, bu açıdan dışarıda yeteri kadar ses çıkmadığı için; bu eylemin kararlılığı, ciddiyeti, netice alınması noktasında gündeme geldi. 30 Nisan’dan itibaren 15 arkadaşımız ölüm orucuna başladı.

‘MAHPUSLARIN BU KADAR YOĞUN KATILMASINDA ÖNEMLİ OLAN TECRİT KOŞULLARININ TÜM HAPİSHANELERDE ARTMASIDIR’

Açlık grevleri ve ölüm oruçlarında temel nokta İmralı Hapishanesi’dir, ağırlaştırılmış tecrit koşullarının kaldırılması amaçlıdır ama bir Hapishane Komisyonu üyesi olarak bir değerlendirme yaparsam, mahpusların da bu kadar yoğunlukla katılmasının sebebi tüm hapishanelerde tecrit koşullarının artmasıdır. Birçok yerde açlık grevindeki arkadaşlarımıza verilmesi gereken sıvı ve vitaminlerin verilmediği, hapishane yönetiminin buna bilinçli bir şekilde izin vermediğini görüyoruz. Bu aşamada belli periyodik sağlık kontrollerinin yaptırılmadığını görüyoruz. Hala mahpusların revire götürülmesinin dayatıldığını görüyoruz. Kaygımız çok açıkçası. Umarım bir 19 Aralık daha yaşatmazlar.

Hatice Onaran

Eylemlerin geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?

‘ÇOK KARARLILAR’

Ölüm orucuna dönüşen açlık grevi eylemlerinin, tecridin kaldırılması açısından çok kararlı olduklarını gördüğümüzü söyleyelim. Bu kararlılığı bir kez daha göstermek amacında olduklarını gösteriyoruz. Dışarıda gereken duyarlılığın gösterilmediğini söyleyebiliriz. Daha yaygın bir hale getirmemiz gerekiyor.

Cumartesiden itibaren biz de birebir yaşam nöbetlerine başlayacağız 5 günlük. Bu çığlığa, çok daha güçlü bir şekilde cevap olmak gerekiyor. Annelerin yerlerde sürünmesine dur dememiz gerekiyor, yanlarında olmamız gerekiyor. Çok insani bir talep bu.

Hukuksal görüşünü, aile görüşünü yapamıyorlar. Tüm sağlık problemlerinden tutun, haberleşmelerine kadar… Gardiyan bile bir adalet bakanı pozisyonuna sokulmuş durumda. “Git istediğin yere şikayet et, ben ne dersem olur” dediği bir anlayış var. Böylesi bir ortamda, mahpusların kendi bedenlerini açlığa yatırması kadar doğal bir şey yok.

Mahpuslar bu insan hakları ihlallerini bize gösteriyor. Halk nezdinde demek ki görülmesi gereken bir şeyler var. Bu kadar insanlık dışı bir ortam var ki, insanlar bedenlerini açlığa yatırdılar. Biz de insan hakları aktivistleri olarak, mahpusların taleplerinin karşılanması noktasında adım atılmasını istiyoruz. Görmezden gelmelere son verilmesini istiyoruz. Ankara’da her gün hemen hemen başvurular var ama artık görüşülmüyor, bir açıklama yapılmıyor. Artık bu duruma bir son verilmeli.