Heybe Tiyatro'dan Şeyh Bedreddin Destanı

"Rüya, bir yolculuk, isyan ve sevda hikâyesi. Tek kişilik bir oyun. 60 dk. arası sürüyor, tek perde. Gezi Parkı hareketinden, 600 sene önce yaşanan Bedreddin ve Börklüce hareketine bir bakış..."



26-02-2020 15:10

Seçkin Barbaros

Heybe Tiyatro’yla yolumuz Şeyh Bedreddin Destanı ile kesişti. Aynı zamanda iklim aktivistleri olan ve gittikleri yerlerde oyuncu kimlikleri ile aktivist kimliklerini buluşturmaya çalışan Deniz ile Seda, Şeyh Bedreddin Destanı ile heybelerinde biriktirdiklerini birleştirmeye karar vermişler.

Biz de 09 Mart 2020 Pazartesi günü galası gerçekleştirecek olan Rüya / Şeyh Bedreddin Destanı adlı oyun vesilesiyle Heybe Tiyatro’suyla gerçekleştirdiğimiz röportajı İleri Haber okurlarına sunuyoruz:

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Deniz Gündoğmuş (D.G): Merhaba. Ben Deniz Gündoğmuş. Oyunculuk ve eğitmenlik yapıyorum. Bir de ekoloji aktivisti olarak tanımlayabilirim kendimi. 2008 senesinde Muğla Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Tiyatro alanında sahneleme, beden ve ses kullanımıyla ilgili çeşitli çalışmalara katıldım. Muğla Üniversitesi Tiyatro Topluluğu'nda çalışmalara katılıp, bir sezon oynadıktan sonra Muğla Duvar Sahnesi ile forum tiyatro, şiir uyarlamaları, çocuk tiyatrosu, fotoğraf ve kısa film çalışmaları ekseninde üretmeye başladık. Burada Duvar Sahnesi Oyuncuları’na ayrıca değinmek isterim. Duvar Sahnesi Oyuncuları, oyunlarını hem sahnede hem de sokakta, meydanda, parkta, fabrika önünde, otobüste, pazarda; daha yaşanılır bir dünya için oynayan bir topluluktu. O dönem benim için çok önemlidir. Birlikte öğrenmek, paylaşmak, mücadele etmek, üretmek ve bunu kolektif bilinçle sürdürebilmek çok değerliydi. Sonra İzmir Tiyatroevi’nde Mehmet Akan’ın Hikaye-i Mahmud Bedreddin oyununda rol aldım. Şeyh Bedreddin üzerine araştırmaya burada başladım.

Seda Elhan (S.E): Aslında Deniz ile benzer süreçlere sahibiz. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Ama sonra, çocukluğumdan beri bir şekilde ilişkili olduğum tiyatroyu profesyonel olarak yapma kararı aldım. Farklı birkaç yerden temel oyunculuk eğitimi aldım, çeşitli atölyelere katıldım. Öğrencilik hali tabii hiç bitmiyor ama bir yandan da oyunculuk ve eğitmenliğe devam ediyorum. Kuzey Ormanları Savunması aktivisti, feminist ve vegan biriyim.

Tiyatronuzun adını Heybe koymuşsunuz? Neden Heybe? Ve Heybe'ye giden süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

D.G: Bisiklet sürmeyi, uzun-kısa yolculuklar yapmayı seviyorum. Kendi çabanla bir yerden bir yere ulaşmak, yokuşlar aşmak, inişlerde rüzgâra kapılmak, bazen içsel yolculuklara çıkmak, bir türkü tutturmak, kuşlara eşlik etmek, derelerde mola verip ağaçlarla sohbet etmek hem eğlenceli hem de varoluşsal bir huzur kaynağı. Gittiğim yerlerde dinlediğim hikâyeleri, yolda yaşadığım zorlukları, tesadüfleri, tuhaflıkları bisikletimin heybesine dolduruyorum. Onları öbür gittiğim yerde çıkarıp paylaşıyorum, sonra orada dinlediklerimi yine heybeme atıyorum. Bisikletle tiyatro birbirine benziyor bence. İki kalas bir heves; iki teker bir heves. İkisinde de yoğun emek harcıyorsun, ikisi de özen istiyor, ikisiyle de yolculuğa çıkıyorsun. Heybe isminin hikâyesi de böyle. 2016'da Mutfak Söyleşileri isimli oyunda aynı sahneyi paylaştığım meslektaşım Seda ile yine ortak bir iş yapmak istiyorduk. Rüya oyunu vesilesiyle de birlikte Heybe Tiyatro'yu kurduk. Anlatı ve performans üzerine çalışmalar yapmak niyetindeyiz.

S.E: Bisikletle ilgili söylediklerine katılıyorum, bisikletle kurulan ilişki her zaman çok naif ve emektar olmuştur, karşılıklı bir efor vardır, adildir, bir bakarsınız yokuş aşağı birlikte akıyorsunuz, bir bakarsınız bacaklara yüklenilmiş pedallar çevriliyor, bir bakarsınız bisiklet omuzda bir yerden geçiliyor, bazen de yan yana yürüyorsunuzdur. Yani güzel bir ilişkidir. Bisikletin heybesi de bu anlamda ikimiz için de sıcak gelen bir isim oldu. Heybe aslında bir yanıyla kendimizde biriktirdiklerimiz, kendimize kattıklarımız, ihtiyaç halinde içinden çıkarıp paylaştıklarımız. Tecrübelerimiz, öğrendiklerimiz, sorguladıklarımız, gördüklerimiz. İşte biz de bu heybeden çıkacak hikâyeleri anlatalım dedik.

 Bize biraz oyununuzdan ve Destan ile Gezi arasında kurduğunuz ilişkiden bahseder misiniz?

D.G: Rüya, bir yolculuk, isyan ve sevda hikâyesi. Tek kişilik bir oyun. 60 dk. arası sürüyor, tek perde. Gezi Parkı hareketinden, 600 sene önce yaşanan Bedreddin ve Börklüce hareketine bir bakış. İki isyan da bu coğrafya tarihinde önemli bir yere sahip. Sınıfsal açıdan farklı zümrelerin katılıp söz söylediği ve farklı dinamiklerin söz konusu olduğu çağlarda yaşanan iki farklı toplumsal olay. (Hatta Osmanlı'da sınıf kavramı yok henüz o yıllarda). Ancak iki olayda da baskıcı, otoriter, talancı zihniyete karşı; başka bir dünyayı mümkün kılmak isteyen insanların mücadelesi, umudu var. Oyun, Gezi'den sonra günden güne karanlık bir atmosferde sıkışıp umudunu yitirmek üzere olan anlatıcının kendisini düşsel bir yolculukla Nazım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Destanı'nın içinde bulması ve ''galiptir bu yolda mağlup'' diyenlere eşlik etmesini, onların bitimsiz umudunu bugüne taşımaya çalışmasını konu alıyor.

S.E: Deniz’in sergilediği Rüya oyunu bir yandan da kişisel ve toplumsal rüyaları iç içe geçirip geçmişten gelen ve bugüne taşınan düşleri, özlemleri yeniden arıyor. Gezi Direnişi bizim kendi deneyim ve pratiğimiz. Bugünden bakınca bu direnişten çokça şey öğrendiğimizi ve direnişin bize etkisini çok daha ne görebiliyorum. Dile, söze, müziğe hatta gülümseyişimize etki etti. Biz de bu gülümseyişin köklerini aradık. Gezi'nin köklerini Bedreddin'de bulduk.

 Bu oyun aynı zamanda Heybe Tiyatro'nun da seyircilerle ilk buluşması olacak. Heybe olarak ilk oyununuzun Şeyh Bedreddin olması bir tercih mi?

S.E: Deniz’in uzundur gönlünde yatan bir metin bu. Benim içinse Nazım da, Bedreddin ve Börklüce isyanları da son derece önemli ve kıymetliler. Heybemize katkı sunan, beslendiğimiz kişiler ve olaylar. Herkesin heybesi, heybesinde biriktirdikleri var. Bizim Heybe'mizden Şeyh Bedreddin çıktı. Bunun Deniz aracılığıyla seyirciye yeniden anlatılacak olması beni heyecanlandırdı. Ben de bu projede asistan olarak arkadaşlarıma destek veriyorum.

D.G: Nazım'ın metni uzun süredir aklımda. 2013'ten bu yana farklı sahneleme biçimleri üzerine düşünüyorum. Seda ile Studio Oyuncuları’ndan sınıf arkadaşıyız; onun da içinde olduğu bir grup arkadaşla metnin bir bölümünü çalışmış ve bir tasarım çıkarmıştık. Bizi heyecanlandırmıştı ama devamını getiremedik. Sonra müzisyen arkadaşım Serkan Kırmızı ile kısa bir dönem denemelerimiz oldu, o piyano ile eşlik etti, bir iki bölümü besteledik ve diyaloglu hale getirip çalıştık fakat o da yarım kaldı. Sonra yine Sdudio Oyuncuları'ndan sınıf arkadaşım Bahan Gönce ile çalışmaya başladık. Sonrasında Celal Mordeniz'den danışmanlık aldık ve oyun şimdiki haline geldi. Oyuna ilişkin süreç böyle gelişti ve Heybe Tiyatro adıyla yola koyulduk.

 Oyunun gösterim yerleri ile Heybe'nin sosyal medya hesapları hakkında bilgi verebilir misiniz?

D.G: Oyunumuz 9 Mart Pazartesi günü 20.30'da Caddebostan Gösteri Merkezinde galasını gerçekleştirecek. Galamızdan önce 1 Mart 2020 Pazar günü ise saat 17.00'da Gazi Cemevinde canlarla buluşacağız. Detaylı bilgi, Oyun Takvimi ve çalışmalarımız için Instagram ve Facebook'tan @heybetiyatro hesabından takip edilebilir.

S.E: Deniz, oyunun ilk gösterimini aslında Kazdağlarında Altın Madenine karşı mücadele eden Su ve Vicdan Nöbetçilerine direniş gerçekleştiği Kirazlı-Balaban Köyü'nde yaptı. Sonrasında Balıkesir Edremit turnemizi gerçekleştirdik. İstanbul'da pek çok farklı sahnede gösterimlerimiz oldu. Heybemizde biriktirdiklerimizi görmek, heybesinde olanı paylaşmak isteyenlerle buluşmak bizi mutlu ediyor. 09 Mart Pazartesi günü Caddebostan Kültür Merkezi A Salonunda gerçekleşecek galamızda da seyircilerimizle buluşmaktan mutlu olacağımız bir kez daha söylemek isterim. 

Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.

D.G: Bize zaman ayırdığınız için biz teşekkür ederiz

S.E: Biz de bu yoğun dönemde bize ayırdığınız zaman için İleri Haber'e  teşekkür ederiz. Hepimize kolay gelsin