Haydar Taştan ile ‘Bir Sokak Dayanışması’nın hikâyesi

Taştan, ''Hem benim evde olduğum zamanları, yani ev ile kurduğum ilişkinin beni saran ve dönüştüren ev mevhumunu, görsel imajlarla belgelemeye ya da kaydetmeye çalışırken bir taraftan da dışarı çıkarak sokağı, değişen kenti, değişen hayatı fotoğraflıyordum'' diyerek pandeminin hayatı nasıl değiştirdiğini kendi gözlemleri üzerinden anlattı.



07-07-2020 08:30

Tilbe Akan

Altyazı sinema dergisinin Altyazı Fasikül ekibinin hazırladığı “İçeriden Dışarıya” kısa film-video serisi kapsamında, yeni tip koronavirüs (Covid-19) pandemisinde yaptığı aktif çalışmayla semt dayanışmasının güzel bir örneği olan Kadıköy Dayanışma Ağı'na ve çalışmalarına odaklanan “Bir Sokak Dayanışması” kısa belgeselini çeken belgesel fotoğrafçısı ve sinemacı Haydar Taştan, deneyimlerini İleri'ye anlattı.

''Pandeminin ilk zamanları, bütün bir ülkenin, insanların ne yapacağını kestiremediği büyük bir korkunun olduğu zamanda işçilerin toplu bir şekilde işe gitmesi, hayatlarına devam etmek zorunda bırakılmaları çok ilginç gelmişti'' diyen Taştan, ''Hem benim evde olduğum zamanları, yani ev ile kurduğum ilişkinin beni saran ve dönüştüren ev mevhumunu, görsel imajlarla belgelemeye ya da kaydetmeye çalışırken bir taraftan da dışarı çıkarak sokağı, değişen kenti, değişen hayatı fotoğraflıyordum'' diyerek pandeminin hayatı nasıl değiştirdiğini kendi gözlemleri üzerinden anlattı.

İçerden dışarıya video serisi nedir?

İçeriden dışarıya video serisi nedir sorusunu yanıtlamadan önce Altyazı Fasikül'den bahsetmek gerekir. Altyazı Fasikül, Altyazı dergisinin sinemada ifade özgürlüğüne katkı sunmak amacıyla hayata geçirdiği matbu ve dijital bir yayın. Altyazı Fasikül pandemiyle birlikte “İçeriden dışarıya” isimli bir video serisi tasarlayarak belgesel ve video ile uğraşan sinemacılarla iletişime geçti. Biri de bendim. Bu kişilerden birer video, kısa film üretmesini istedi.  Üretilecek işlerin hem evde kalabilme lüksü olanların -yani bizlerin- ev içi deneyimlerimize ya da evde kalamayanların hikayesine dönen ve onları hikayesini anlatan bir kamerayla olması bekleniyordu. Bu ikisinin de olduğu fakat bu hikayelere hem evin içine hem evin dışında sokağa hayata pandeminin üzerimizde yarattığı -yeni bir göz diyeceğim- o yeni gözle nasıl baktığımızı ve nasıl işlerin çıktığını merak ederek tasarladığı video serisi. Bu video serisi aslında bir biçimiyle üretim pratiği ile de ilişkili. Yeni bir üretim pratiği diyebiliriz buna. Evde kaldığımız ve çekimleri yapanların hem çektiği hem kurguladığı ya da arşivindeki görüntüleri yeniden kurguladığı, yeniden montaja oturduğu bir süreç olduğu için bu biçimsel olarak da bir form kazanmış oldu. Bu yüzden aslında tüm bu üretilen işlerde beraber pandemide yeni bakışı kolektif bir üretime dönüştürmeyi amaçladığını düşünüyorum Altyazı ekibinin. İçeriden dışarıya video serisi ile ilgili bunları söyleyebilirim. Her salı yeni bir film yayınlanıyor Altyazı sinema dergisinin YouTube hesabında. Ve sonrasında filmin yaratıcısıyla kısa bir canlı sohbet gerçekleştiriliyor. Benim filmim “Bir sokak dayanışması” yayınlanan 5. film oldu.

Kadıköy Dayanışma Ağı (KDA) ile nasıl tanıştınız?

Bir arkadaşım vesilesiyle tanıştım. Yakın bir arkadaşım KDA’nın gönüllülerinden biriydi. Onun aracılığıyla fiilen tanışma fırsatım oldu. Fakat öncesinde pandemiyle beraber sosyal medyadan bilhassa Twitter’dan gördüğüm ve çalışmalarını bildiğim bir organizasyondu KDA. Altyazı Fasikül benimle iletişimle geçtikten sonra üreteceğim işi düşünürken, yakın arkadaşımla çok gündelik bir şekilde konuşuyorduk. Ve o KDA’dan bahsetti sonra ben de KDA’yı belgelemenin bu filmi onların çalışmalarını gösteren ve onları anlatan bir iş yapmanın iyi olabileceğini düşündüm. Hem KDA’nın çalışmalarının görünür olması hem de benim böylesi kolektif bir çalışmaya kendi tarafımdan destek olabilmek fikren beni iyi hissettirdi. Arkadaşım vesilesiyle onlarla buluştum. Yani filmde de olan Serdar abinin kafesinde buluştuk ve sonrasında tanışmaya başladık. Fakat diğer taraftan KDA’nın bazı gönüllüleri ben zaten tanıştığım insanlardı. Ben de bir Kadıköylü olarak bir kısmını ya tanıyordum geçmişten, aşina olduğum tanıdığım isimler vardı. Sonuç olarak benim için yabancı olan bir organizasyon değildi. Zaten bildiğim bir organizasyonla tanıştım. Ve böyle bir film ürettim.

Belgeseli çekmek sizin için zor oldu mu?

Teknik birtakım zorlukların olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu teknik zorluluklar bir yerde aslında sokağa çıkma yasağıyla hayatın bir biçimde durduğu bir dönemi yaşayan biri olarak olağan şeyler olduğunu düşünüyorum bir taraftan, benim için bir zorluk vardı ve ona rağmen gerçekleştirdim diyebileceğim bir şey yok.

HAYDAR TAŞTAN KİMDİR?

İstanbul’da doğan ve belgesel fotoğrafçısı ve sinemacı olan Haydar Taştan, foto muhabirlik yaparak kariyerine başlamış, eserleri New York Times, Der Spiegel, Sputnik gibi uluslararası mecralarda yayınlanmıştır.

Taştan, son olarak Altyazı sinema dergisinin Altyazı Fasikül ekibinin hazırladığı “İçeriden Dışarıya” kısa film, video serisi kapsamında yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını esnasında yaptığı aktif çalışmayla bir semt dayanışması örneği olan Kadıköy Dayanışma Ağı'na ve çalışmalarına odaklandığı “Bir Sokak Dayanışması” kısa belgeselini çekmiştir.

Pandemi esnasında dışarıda olmak çekim yapmak nasıldı, gözlemleriniz nelerdi?

Pandemiyle birlikte, halihazırda bu süreci fotoğraf ve video ile belgeliyordum. Bu belgeler hem benim evde olduğum zamanlar yani ev ile kurduğum ilişkinin beni saran ve dönüştüren ev mevhumunu görsel imajlarla belgelemeye ya da kaydetmeye çalışırken bir taraftan da dışarı çıkarak sokağı, değişen kenti, değişen hayatı fotoğraflıyordum ya da videoya çekiyordum. Kameramlaydım ve tek başımaydım. Bu yüzden korunaklı hissediyordum kendimi. Kişisel önlemlerimi aldığım takdirde kendimi açıkçası çok büyük bir risk altında görmüyordum çekim yaparken. Çekim yapmanın kendisini çok büyük bir risk olarak görüyordum. Bu yüzden mart ayından bugüne çıktım ve belgeledim. Boş sokaklar, boş mekanlar, kapanan işletmeler, maskeli insanlar, bunları gözlemledim elbette. Mart- nisan aylarında en büyük gözlemim işçiler olmuştu. Belli ki bu insanlar çalışmak zorunda dedim. Çok somut olarak çalıştığı esnada görüp fotoğrafını videosunu çektiğim işçiler de oldu. Ama onun dışında çalışırken olmasa da “ha evet bu insanlar işine gidiyor, bu yüzden evde kalamıyorlar” dediğim olmuştu. En büyük gözlemim buydu. Örneğin bir gün Esenyurt’a gitmiştim. Gördüğüm manzara beni çok şaşırttı, ilginç bir deneyimdi. Kentin dışı diyebileceğimiz kentin merkezinden uzak bir yerde saat sabah 9 gibi çok fazla insan vardı ve toplu şekilde işe gidiyorlardı. Pandeminin ilk zamanları, bütün bir ülkenin, insanların ne yapacağını kestiremediği büyük bir korkunun olduğu zamanda işçilerin toplu bir şekilde işe gitmesi hayatlarına devam etmek zorunda bırakılmaları çok ilginç gelmişti. Özellikle o sabahı unutamamam mesela. Kentin merkezi de diyebileceğim -Eminönü’nde, Kadıköy’de, Beyoğlu’nda, Beşiktaş’ta- Gittiğim noktalar daha çok buralardı ve orada da gördüğüm şey buydu. Zannediyorum en büyük ve belki de en aklımda kalan gözlemim bu oldu.

Çekimler ve kurgulamak ne kadar sürdü?

Çekimler 4 gün sürdü. 3 günü röportajlar dışındaki çekime ayırdım. Röportajlar bir gün sürdü. Kurgu süreci yaklaşık 2 haftadan fazla sürdü ve bu kadar uzun sürmesinin aslında sebepleri var. En önemli sebebi aslında nasıl bir filmin, kısa videonun olacağı sorusuydu. Kaydettiğim şeyler son tahlilde belgesel ve müdahale etmediğim, kurmaca olmayan şeyler. Bir haber videosu gibi olsun istemiyordum en başından beri. Ya da birazda böyle biçimsel bir tıkanma yaşadığım için uzun sürdü. Hakim video estetiği benim çok sevdiğim bir şey değil hatta beni rahatsız eder şu an izlediğim bir çok videonun yapılış ve sunuş biçiminden bahsediyorum. İşte hızlı bir kurgunun olduğu, müzik kullanımını çok yoğun olduğu, voiceover’a sürekli eşlik eden müziğin olduğu video biçimiyle olsun istemiyordum bu iş. Bir taraftan haber videosu kadar sade, gazeteci bakışıyla sunulmuş bir iş olsun da istemiyordum nitekim gazetecilik faaliyeti olsun diye de yapmamıştım bunu. O yüzden kurgu süreci uzun sürdü. Bir şekilde film duygunu hissettiren bir iş olsun istedim. Bu beni uğraştırdı. Şu an izlediğimiz tamamlanmış filmin öncesinde çok fazla denemelerde bulundum. Filmin başında gördüğümüz boş sokak görüntüleri KDA ile tanışmadan önce çektiğim görüntüler sokağa çıkma yasaklarında dışarı çıkıp çektiğim boş sokak görüntüleri. O yüzden şu anki filmden önce denediğim şeylerde biçimsel özellikleri öne çıkaran fotoğraflarla videoları karıştırdığım bir şeyler denedim. Fakat son olarak bir taraftan da böylesi kolektif ve kıymetli bir işi, Eylemi, bir mücadeleyi kendi biçimsel tercihlerimle özün önüne geçmesini istemedim. Sonrasında daha da sadeleştirerek bugün izlediğimiz formata ulaştırdım diyebilirim.

Yardım edilen insanları göstermemenizin özel bir sebebi var mı?

Evet var. Bu bilinçli bir tercihti. Bunun bir sebebi, ilk yemek dağıtımı yapılırken ben de yanlarındaydım, çekiyordum ve sokakta yaşayan birine yemek verildi. O an foto muhabirlik yaparak kariyerine başlamış biri olarak gazeteci refleksiyle yardım edilen kişiyi doğrudan çektiğimi fark ettim. Oradan ayrıldıktan sonra bunu neden çektiğimi düşünmeye başladım ve bu sorunun yanıtını veremediğimi fark ettim. Sonrasında çok iyi hissetmedim ve  yardımlar yapılırken insanlara sormaya başladım. Kabul edenler oldu, etmeyenler oldu. Göstermesen daha iyi diyenler oldu. Çoğunlukla görünmek istemediler aslında. Görünmek isteyenleri çektim. Ve aslında kurgudan önce o yardım edilen insanlarla diyalogun aktığı bir biçim olur diye düşünüyordum fakat sonrasında kurguda bu fikirden uzaklaştım. Çünkü yardım edilen insanları göstermenin çok da elzem bir şey olmadığını fark ettim. Sonuçta kamera KDA tarafında. Onların gözüyle bakıyor ister istemez. Kamera aslında yardım eden kişinin gözü olduğu için zaten tarafını çok net en baştan belli etmiş oluyor. Yardım eden insanların birtakım insanlara yardım etmesini görmek zorunda değiliz. Bunu bir diyalogla ya da başka bir imajla da anlayabiliriz. Sonrasında bunu düşündüm ve bunun üzerinden kurdum filmi. Sanırım bunun tek istisnası finalde şarkı söyleyen abimiz. Zaten onun için bir sorun yoktu. İzin almıştım. Daha uzun bir plan bir görmüyoruz izlediğimiz halinde, bir yemek verildiğini görmüyoruz. Oysaki KDA öncesinde ona yemek vermişti. Sonrasında yemek verildi, tam dağıtıma devam edilecekken abi bizi durdurdu. Şarkı söyleyeyim mi diye. Yardım edenle yardım edilenin aynı şarkıda buluşması, bir şarkıyı birlikte söylemesi hem eşitlikçi geldi hem kameranın da eşit mesafede durması hoşuma gitti. Bu yüzden hem yalnızca onu kullandım hem finali öyle yapmak istedim. Ortak bir duyguda buluşabilmek, yardım edenlerin, bir araya gelebilenlerin, örgütlenebilenlerin ya da bu çemberin dışında olan herkesin birlikte buluştuğu şeyin bir şarkıyla da olması hoşuma gitti. Tek istisna olarak onu kullandım ve filmi de öyle bitirdim.

KDA ile yaşadığınız deneyimlere dair ne söyleyebilirsiniz?

Aslında çok güzel ama bir taraftan bu kadar basit de değil. Onlarla tanışmadan önce dışarı çıkan ve bu süreci belgeleyen biriydim ve belki de herkes gibi birkaç arkadaşımla görüşen biriydim. Fakat onlarla tanıştıktan ve filme başladıktan sonra kendimi çok iyi hissettim. İlk sebebi sanırım fiziksel olarak insanlarla aynı mekânda, aynı sokakta olmanın verdiği histi. Bir diğer sebebi de bir arada olma duygusu edimi çünkü çekim yaparken bir taraftan onların dışındasınız çünkü onlar çalışıyor o sırada ama aynı zamanda değilsiniz de. Bu yüzden aslında bir birlik duygusu benim için vardı. Bu yüzden çok iyi hissettim. Sanırım filmdeki röportajlardan birinde de söyleniyor bu bir arada olma durumu pandemide beni kötü hissettirmedi diyor. Onu çok iyi anlıyorum ve katılıyorum. Ben de benzer duygular hissettim. Hayat eskisi gibi deneyimlediğim ve yaşadığım bir hale dönüştü bu 4 günde. Çok kıymetli ve önemli bir deneyim oldu benim için.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

KDA’ya bana onları çekmem ve böyle bir film yaratmam için imkân verdikleri için teşekkür ediyorum, Altyazı Fasikül ekibine, fikir ve katkılarını sunan arkadaşlarıma ve röportaj yaptığınız için size teşekkür ederim.