Hayatın getirdiği sorumsuzluklar: 1 Mayıs

Hayatın getirdiği sorumsuzluklar: 1 Mayıs

‘’Gençsin öğretilen şeyleri uyguluyorsun. Kızmıyorum sana… Eğlenmeye bak.’’

Şadi Erarslan

Yaşama dair söylenen şeylerin başında, bize sunulduğu ve bizim buna dair herhangi bir söz sahibi olmadığımız gelir. Bunun aksine gerçekleştirdiğimiz eylemler, kimseye başvurmadan aldığımız kararlar, hayatımızı kurarken esas alacağımız kriterlere kadar her şeyin sorumluluğu kendimize aittir. Nerde ve nasıl duracağımız konularında ne kadar kararsız kalıp başkalarından esinlenmeye çalışsak da bizatihi her şeyin kaynağı dilimizden başlayarak eylemlerimizle sonuçlanır ve toplumun parçası haline gelir. Özellikle nerde duracağımıza ve ne yapacağımıza dair kararsız kaldığız durumlar hep olmuştur. Tam da burada yapmamız gereken şey, aklımızın yol göstermesiyle duygularımızı karıştırmadan yol almamızdır. Olgun dediğimiz veya yaşama dair pek çok deneyimi olan kesimlerin değil de daha çok gençlerin karşılaştığı ve karşılaşırken dünyanın sunduğu sarhoşluğun etkisiyle yolunu her an kaybetmelerine yol açan olgu ve olaylar, karakterlerin yapısından çok olguların kendisine yönelmemiz sorunun kaynağına inmemizi sağlar. Birbirinden farklı insanların, aynı veya benzer durumlarla karşılaşırken ne yapmaları gerektiği hayatımıza işlenmiş kodlardır. Bir insan yaşamı boyunca birçok insanla karşı karşıya gelirken ve yaşamını idame ettirirken aynı zamanda bu insanlarla nasıl ayrı duracağına dair kendine bir yol çizer. Karşımıza aldığımız her insanın bizimle aynı hayatı yaşamasını ve bizimle aynı duruşa sahip olmasını bekleyemeyeceğimiz bir gerçektir. Burada sormamız gereken soru ise şu: Doğru olan nedir ve nerde durursak yapılması gerekeni yaparız? Bu sorulara belki cevap bulamayacağımız fakat nereden başlamamız gerektiğine dair bize bir fırsat sunan Fıtzgerald, birbirinden farklı yapılara sahip ve yaşamın iki ucunda yaşayan ama iç içe geçmiş üç olayın kesişmesini anlatıyor. Yazdığı öyküyü beğenmeyip bunu dile getirse de büyük bir işe imza atıyor.

Düşler, tutkular ve yaşamaya dair: 1 Mayıs

‘’1 Mayıs’’ta tüm hikâyelerin sonu mutsuzdur. Görgüsüz metresinin şantaj yaptığı Gordon Sterrett, akşamdan kalma uyandığı bir gecenin sabahında bir kadınla kendini evlenmiş bulur ve kendisini vurur. Peter Himmel ve arkadaşı Phil Dean Delmonicao’nun vestiyerinden çaldıkları ‘’alınmış’’ ve ‘’bırakılmış’’ levhalarıyla otelin tepesine asansörle çıkıp alkollü olarak ‘’1Mayıs’’ gecesini sonlandırır. Yeni terhis olmuş iki asker, Gus Rose ve Carrol Key, önce Key’in kardeşinin garsonluk yaptığı Delmonicao’ya izinsiz gider sonra Edith Bradin’in kardeşi Henry’nin editörlük yaptığı sosyalist gazeteye saldıran kalabalığın arasına katılır. Key yaşanan kargaşada ölür, Gus ise Henry Bradin’in bacağını kırar.

Olay örgüsünün karışıklığı ve aynı zamanda ironi içermesi bizi beklenmedik sonlara götürüyor. Dolayısıyla öykü, birbirinden kopuk olmayan fakat yan yana gelmesi zor olan toplumun farklı kesimlerini bir noktada birleştiriyor. Dünya bir savaştan çıkmış; şehirler, ülkeler bambaşka havalara bürünmüştür. Amerika’nın savaş sonrası durumunu, dünyadaki düzenin nasıl işlediğini umursamayan gençlerin üniversitelerinin düzenlediği baloyu, savaştan ölmeden dönen askerleri, arkadaş olarak görülen insanların yarattığı hayal kırıklıklarını, karmaşık sevgililikleri ve insan hayatını daha mutlu kılacak bir arayış içinde olan sosyalistleri tek bir kader çizgisi varmış gibi bir doğru üzerinde birleştiriyor. Hiçbir öykünün mutlu sonla bitmediği ve melodramatik bir çizgiye sahip olan “1 Mayıs”, karakterlerin durduğu yerleri doğruymuş gibi göstererek kusuru ve yanılgıyı fark etmemize müsaade ediyor. Ne kadar karmaşık bir yapıya bürünmüş olsa da iç içe geçen hayatların böyle bir yanılgı oluşturduğunu söylemek mümkün. “Bizatihi hayatın kendisi de böyle değil mi?” sorusunu gündeme getirerek bunca karmaşıklığa rağmen doğru hayatı elde etme düşüncesinin beyninizde yankılandığını fark edeceksiniz.

Geçtiğimiz yıl İletişim Yayınlarından çıkan, Fıtzgerald’ın Caz öykülerine dâhil olup Tomris Uyar’ın çevirisiyle okuyucularıyla buluşan “1 Mayıs” öyküsü;  bir araya gelmesi neredeyse imkânsız olan farklı kesimden insanların tesadüfler sonucu yan yana gelerek birbirlerinin hayatlarına müdahil olduğunu konu ediniyor. Öykünün karmaşıklığını bir yana bırakırsak  yaşadığımız hayatlarla olan benzerliği tartışılmazdır.

KÜNYE: 1 Mayıs, Francis Scott Key Fıtzgerald, Çev: Tomris Uyar, İletişim Yayınları, 2019, 106 Sayfa.

DAHA FAZLA