'Hangi aşamadan sonra sanattan anlıyor ünvanını elde ediyoruz?'

"Emek vermemek için ya da nasıl yapacağımızı bilmediğimizden "Sanat sevmem, sanattan anlamam” diye geçiştiriyoruz. Bunun sorumluluğu iki taraflı tabi. Sanatçı, sanat kurumu, sanat yayını bu iletişimsizlikten daha fazla sorumlu. Onlar için de küçük bir çevrenin içinde kalmak, yapıtı bir gizler aleminin ardına saklamak daha az dertli, daha konforludur muhakkak" diyen son günlerin popüler sosyal medya hesaplarından @sanatberbat'la söyleştik...



19-09-2018 01:24

Nazlı Eda Piyade / nazlii.eda@gmail.com

Siyasetçilerin dahi kimi zaman gündemi sosyal medyadan takip ettiği, yönlendirdiği bir dönemde önemli mecralardan birisi kaçınılmaz olarak Twitter. Twitter hesaplarından kimi zaman önemli dayanışmalar duyuruluyor, kimi zaman muhalefet ediliyor, kimi zamansa tartışmalar…

Toplumun sesini duyurmak için önemli bir araç olarak kullandığı bu site kimi zamanda sadece kişisel bir blogmuşcasına yola çıkıp, kolektif bir biraradalık haline dönüşebiliyor. Hele ki konu kültür- sanatsa. 

Ve bugünlerde yeniden, “ Ya ben pek anlamıyorum o sanat-sepet işlerinden” dediğimiz ya da “ Ya geçenlerde bir sergiye gittim, inanılmazdı” deyip hiçbir şey anlamadığımız gibi şeyleri yazıp- çizen bir hesap var: ‘sanatberbat’ 

Biz de siz İleri okuyucuları için ‘@sanatberbat’ hesabıyla söyleştik, aklımızdaki sorduk. Neymiş bu berbat olan sanat hep birlikte bakalım istedik….

'ÇAĞDAŞ SANAT HAKKINDA KONUŞMAK ZOR'

-    Merhaba, öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz teşekkürler.  Nedir bu sanatberbat ? Nelere kızdı da geldi buralara?

Başladığında gezdiğim sergiler hakkında ileri geri konuşabilmek için açtığım bir hesaptı. O sıralar çok sergi geziyordum, bir sürü şeyi beğenmiyordum, anlatacak bir mecra olsun istedim. İnsanlar izledikleri filmler hakkında nasıl sürekli internet ortamında yorum yazıyorsa, onun gibi. Sonra giderek sanat dünyasında olup biten her şey hakkında konuşulan bir hesaba dönüştü.

Çağdaş sanat hakkında konuşmak zor, genel olarak sadece övgü dolu metinler yayınlanır, onlarda da ne anlatıldığı çok anlaşılmaz ama önemli şeyler olduğu düşünülür.

Ya da çağdaş sanata toptan "saçmalık" diyerek çöpe atanlar vardır. Ama aslında ne tamamı çok önemli ne de tamamı saçma, galiba yapmak istediğim şey bu alanın da gündelik dilde üzerine konuşulabilir bir şey olduğunu, olabileceğini göstermek, izleyiciyle yapıt / sergi arasındaki duvarı, uzaklığı kırıp dokunulabilir bir şey haline getirmek. Tabi başlarken bunları çok düşünmemiştim, planlı değildi, zamanla dönüştü.

-    Yer yer sanki 'sanat olmayanı teşhir etme’ gibi de anlaşılıyor diyebiliriz. Ya da biz böyle anlamak mı istiyoruz? 

Neyin sanat olduğu, olmadığı çok tartışmalı bir konu. Fuarlarda satışa sunulan, parıl parıl parlayan dekoratif eşyalara "sanat değil" diyebiliriz rahatlıkla ama "sanatçı" olduğu söylenen biri tarafından üretilmiş ve bir sanat kurumu tarafından sunuluyor, onay mekanizmaları işlemiş. Bu durumda ona "sanat değil" demem bir şeyi değiştirmez çünkü ben kimim? Kimse benim onayıma göre hareket etmiyor.

Belirleyici olan onun sanat olup olmaması değil, bir şeyin sanat olması onu tek başına önemli, değerli yapmıyor, sanat yüce bir değer değil. Zaten bu bakış sanatı üzerine konuşulamaz hale getirdi.

Bir şey hem sanat olup hem de aynı anda berbat, iğrenç, aptalca olabilir, sanat olması onu kurtarmaz ya da öyle olduğu için sanat olmaktan çıkmaz.

'NEDEN SADECE ÖVGÜ ALMALARI GEREKİYOR?'

-    Peki siz sanat eleştirisinin neresinde görüyorsunuz kendinizi ? Örneğin malum 3. Kuşak kültür- sanat tartışmaları da bolca yapılıyor, ya da bir yandan ‘Bienalde unutulan gözlük sanat eseri sanıldı’ gibi….

Kendimi eleştirinin herhangi bir yerinde görmüyorum. Üzerine konuştuğum(-uz) sergiler, fuarlar, bienaller kamuya açık organizasyonlar ve gören, duyan herkesin onlar üzerine konuşma hakkı var, ben de bunu yapıyorum.

Film örneği vermiştim daha önce, filmler hakkında herkes bir şeyler söyler, birinin çok beğendiği bir filmi bir başkası yerin dibine gömebilir ve bunlar olağandır, çok yadırganmaz.

Bu sergiler de bize sunulduğuna göre niye haklarında konuşmayalım ya da sanatçılar bilinir olmayı önemsiyorlarsa, bir yerde röportajları, haberleri, fotoğrafları yayınlanması onlar için önemliyse, biz izleyenler olarak niye onları çekiştirmeyelim? Neden sadece övgü almaları gereksin?

Müzede unutulan gözlük meselesi hakkında bloğumda yazmıştım, orada unutulma değil korsan bir yerleştirme söz konusu, bir manipülasyon var ve müze ziyaretçileri aptal gibi yansıtıldı. Yere bir gözlük bırakılıp duvara da müzedeki diğer işlerde olduğu gibi bir açıklama yerleştirilmiş. O müzeye gittiğimizde hangimiz o gözlüğü bir sanat eseri zannetmeyecektik ki?

'OKUDUĞUMDA BANA SAÇMA GELEN BİR ŞEYİN DOKUNULMAZLIĞINI NEDEN KIRMAYAYIM?'

-    Yani aynı anda iki şeye de karşı gelirmiş gibi; sanatın dokunulmazlığını incitirken "Bakın bunu eleştiriyoruz diye sanatın kendisi bitirilemez nasıl ki bir filmi beğenmeyince sinema sektörü bitmiyorsa" da diyorsunuz. Ama mesela yakın zamanlarda Taner Ceylan'ı bitirdiniz. Yani ‘sevenleri’ öyle olduğunu düşünüyor.  Yola çıkarken bunları tahmin ediyor muydunuz?

Taner Ceylan herhalde ben eleştirdim diye bitmemiştir, zannetmiyorum :) Ona o kadar takılmamın sebebi etrafında sanki bir dokunulmazlık halesi olması, sürekli övgülere boğulması. Fotoğraf gibi resim yapmak sanki tek başına muhteşem bir yetenek göstergesi ve bu yüzden hakkında kötü bir şey söyleyemeyiz, sanki en pahalı olması en iyi olmasıyla aynı şey.

Ama bana saçma gelen bir açıklamasını okuduğumda niye o dokunulmazlığı kıramayayım? "Taner Ceylan hakkında böyle konuşamazsın!" Neden? Fotoğraf gibi resim yapıyor diye mi?

'SANATTAN ANLAMAK, SANATLA ARAMIZDA BİR DUVAR'

-    Yani diyorsunuz ki 'sanattan anlamak' için sanatçı olmak gerekmiyor. Film eleştirmenliği için film çekmek gerekmediği gibi…

"Sanattan anlamak" konusu sanatla aramızda bir duvar gibi duruyor. Hangi aşamadan sonra sanattan anlıyor ünvanını elde ediyorum, kaç sergi görmemiz, kaç kitap okumamız, hangi yurt dışı müzelerine, bienallerine gitmemiz gerekiyor?

Bir sergiye gidiyorum, bir sanat yapıtıyla karşılaşıyorum, onunla bir iletişim kuruyorum ya da kuramıyorum, aslolan budur benim için. Ve bunu herkesin yapmaya hakkı var, öncesinde bir "sanattan anlar" belgesi edinmeniz gerekmez.

Kimin neyden ne kadar anladığı da ölçülebilir bir şey değil zaten. Siz o yapıt hakkında, sanatçı hakkında, akım hakkında vs. çok şey bildiğinizi düşünebilirsiniz ama bir başkası sizin hiç hayal edemeyeceğiniz bir yerden ilişki kurabilir onunla. Zaten sanat yapıtları bunun için değil mi?

'SANATTAN ANLAMAM DEMEK ÇİFT YÖNLÜ BİR PROBLEM'

-    Sanatı sevmek, sanattan anlamak diye bir şey olduğunu düşünmüyorsunuz?

Ortada sanat diye bir şeyin dolaşmasından hoşnut olmaya “sanatı sevmek” denebilir. Onu merak etmek, takip etmek, bilginin, görgünün, kurduğun bağlantıların artması, buna bağlı olarak zevkinin incelmesi vs. Tüm bunlar için belli bir konfor alanının olması gerekiyor tabi.

Ama sanatı sevmek, seni kötü sanatın da sorumlusu yapmıyor, burası çok karışıyor.

Kötü bulduğun bir iş gördüğünde mesela, “Bak işte çağdaş sanat çok tırıvırı” demenin alemi yok. Hayır iyileri de var, kötü olan o sırada senin için oradaki.

Ayrıca bazen -ya da çoğu zaman- senin de ona gitmen, emek vermen, üzerine düşünmen, onu bilmen gerekir, bir ilişki kurulacaksa eğer. 

Bu emeği vermemek için ya da nasıl yapacağımızı bilmediğimizden “Sanat sevmem, sanattan anlamam” diye geçiştiriyoruz. Bunun sorumluluğu iki taraflı tabi. Sanatçı, sanat kurumu, sanat yayını bu iletişimsizlikten daha fazla sorumlu.

Onlar için de küçük bir çevrenin içinde kalmak, yapıtı bir gizler aleminin ardına saklamak daha az dertli, daha konforludur muhakkak. 

Sevmek ya da sevmemekten değil, ilişki kurmak ya da kur(a)mamaktan söz edebiliriz bence, bu çift yönlü sorumluluklar yüzünden.

“Bu yapıtları anlamak için şu şu kitapları okumanız gerekir” diyenler var. Şu şu kitaplar okunarak anlaşılabilecek bir iş zaten yetersizdir. Çok lazımsa okurum tamam da üniversite giriş sınavı gibi aramıza koymasalar iyiydi.

Her şey böyle engellerin, gizlerin ardında kalınca çoğu insanın samimiyetle sevebileceği şeyler o küçük sanat sevici grubun içinde sıkışıyor. O grubun o engelleri aşma şekilleri daha farklı çoğunlukla, sana bana benzemiyor, okumasa da, düşünmese de dahil oluveriyor.

Yani sanatı sevmemekle değil de, sevebileceklerinle karşılaşmamak ya da karşılaşsan bile ilişki kuramamak, kurmayı reddetmekle ilgili bu. O ilişkiyi kurduktan sonra neyi sevip neyi sevmeyeceğin zaten sana kalmış ama finalde sevmeyeceğin şey sanatın bütünü olamaz. Bu olanaksız, yani çok fazla şey var, illa biri senin içindir.

'KİMSEYİ KARİYERİNDEN ETTİĞİMİ SANMIYORUM'

-    Peki hiç yapıtını 'acımasızca' eleştirdiğiniz biriyle karşı karşıya gelirim kaygısı taşıyor musunuz? Ya da bir diğer yandan sonuçta sosyal medya kolay 'harcayabilen' bir mecra. Sizin sadece gülmek için attığınız bir post gerçekten emek verilmiş bir eserin de gerçek değerini görmesini etkilerse diye?

Burada yazdığım bir şeyin o kadar etkili olacağını düşünmüyorum, zaten haklarında olumsuz şeyler yazdığım insanlar işlerini güçlerini yapmaya devam ediyorlar :) Kimseyi kariyerinden ettiğimi sanmıyorum. 

Sanatberbat Twitter ortamında anonim bir karakter, biriyle günlük hayatta karşı karşıya gelsem bile o Sanatberbat'la karşılaşmış olmaz. Öyle bir kaygım yok o yüzden.

-    Bloğunuzdan bahsettiniz, bu twitter hesabı bir blog mu yoksa mizah hesabı mıdır sizin için?

Bloğum şurası: sanatberbat.wordpress.com Twitter'da üzerine konuştuğumuz bazı konuları derleyip topladığım bir yer. Tabi çok vakit alan bir iş olduğu için sürekli güncelleyemiyorum.

Mizah hesabı diyemem Sanatberbat için, bazı komiklikler, şakalar yapıyoruz tabi ama mizah yaptığımı iddia etmem, öyle bir niyetim de yok.

Niyetim ilgilendiğim bir alanda üzerine konuşulabilir bulduğum şeyler hakkında konuşmak sadece –baştan beri dediğim gibi- Twitter da bu işe yarıyor zaten. Herkes bir şeyler hakkında konuşuyor, biz de çağdaş sanat hakkında.

-    Etkileyici olduğu kesin :) “Üzerinde konuşmak istediğim şeyleri konuşma imkanı veriyor dediniz. Aslında zaman zaman bu sitenin sadece konuşma değil, tartışma, duyurma gibi işlevler de gördüğüne şahit oluyoruz. Sosyal medyanın duyurucu gücü olduğunu düşünüyor musunuz ?

Evet, şüphesiz. İstanbul Bienali bu yüzden Twitter'ı kullandı geçen yıl kurumsal hesaplar dışında da. Bazı sanat hesaplarını toplantılarına davet etti vs.

Bir sergiye gidip beğendiysem benim de olumlu şeyler yazdığım oluyor ama sadece bu seviyede. Kurumlarla bir ilişkiye girmiyorum.

Türkiye'de sanat gazeteciliği pek iyi durumda değil son yıllarda. Onun yarattığı boşluk da başka görevler yüklüyor. Kimsenin üzerine yazmadığı ya da sadece manipüle ettiği konuları da takip etmek zorunda kalıyorum.

Üzerine yorum yapabilmeniz için önce ne olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bir de tabi yayınların kurumlarla ilişkileri olduğu için her şeyi yazamıyorlar. Ben o açıdan rahatım.

'BİRLİKTE KOLEKTİF BİR İŞ YAPIYORUZ'

-    Bu doğru. Fakat bir yandan da bienal, konser basılan bir ülke burası. Yazdıklarınız üzerine bu kadar konuşulacağını düşünüyor muydunuz?

Başlarda bir ilgi beklemiyordum ama bu tür konularda sanatçılar, galeriler çok fazla geri bildirim almadıkları için takip etmeye başladılar kısa zamanda. Uzun süre o küçük çağdaş sanat ortamıyla sınırlıydı, sonra biraz daha yayıldı, konular da çeşitlendi.

 Bienal basma olayını çıplak bir heykel için değil de orada kullanılan hayvanlar için yapabilseydik keşke.

-    Sizin gibi düşünen ya da düşünebilecek olan bu kadar insan olması belki bir gün hayvanlar için de yapılır umudu veriyor mu? 

Twitter bazı konuların gündeme gelmesini sağlıyor, Geçen yıl tam da bu bienaldeki hayvan kullanımı konusu çok konuşuldu. Neticede bir protesto örgütlenemedi, işler orada kalmaya devam etti ama daha fazla güvenlik önlemi almak ve açıklama yayınlamak zorunda kaldılar.

-    Sona gelirken, bu kadar etkileşimin içinde takipçilerinizle ilişkinizi nasıl görüyorsunuz?

Takipçilerim gibi görmüyorum, hep birlikte kolektif bir şey yapıyoruz, bunun için bir ortam oluşturmuş olabilirim farkında olmadan. Katılmak isteyenler olursa seviniriz :)