'Haberler hayatta kalanın bakış açısıyla yapılmıyor, şiddeti yayıyor'

25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü öncesi Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'nden Şehlem Kaçar'la medyada şiddet haberlerinin dilini konuştuk. Kaçar, ana akım medyanın çoğunlukla bilinçli tercih ettiği bu dilin, şiddeti önlemekten çok uzakta olduğunun altını çizdi.



24-11-2018 12:57

Fotoğraf: Emre Orman

Nazlı Eda Piyade / @nazliieda_

Kadınların şehir şehir sokağa çıkmaya hazırlandığı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü'nün Türkiye için de anlamı büyük. Başta Erdoğan olmak üzere, devletin her kademesi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren açıklamalarıyla ve uygulamalarıyla şiddeti her gün yeniden besliyor ve yayıyor. 

Şiddete maruz bırakılan kadının hakları görmezden gelinirken, yasalar etkin bir biçimde uygulanmıyor ve neredeyse failin 'sırtı sıvazlanıyor'.  Hal böyleyken ana akım medyada şiddeti yaymanın başka bir parçasını oluşturuyor. Cinsel şiddete maruz kalan kadının kurbanlaştırılması ya da failin psikolojik rahatsızlıklarla anılması, şiddetin kanıksanması ve yaygınlaştırılmasında rol oynuyor. 

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'nden Şehlem Kaçar'la cinel şiddet haberlerinin dilini ve olması gerekenleri konuştuk. Kaçar, cinsel şiddetin bir sistem sorunu olduğunun altını çizerken, haberlerin maruz kalan kişiyi yargılayan değil onun haklarını savunan, mücadeleye çağıran bir çizgide oluşturulması gerektiğini söylüyor.

'HABERLER HAYATTA KALANIN BAKIŞ AÇISIYLA YAPILMIYOR'

Kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesinde kullanılan dil, şiddetin kanıksanmasında ya da sıradanlaşmasında nasıl rol oynuyor?

Şiddetin basın yoluyla sıradanlaşmasını şiddetin pornografisi kavramıyla açıklayabiliriz. Haberde ölü bedenlerin kullanılması, morluklar, kırıklar, vücut parçaları gibi ögelerin vitrinde sergilenmesi şiddetin pornografikleştirilmesi kavramıyla açıklanabilir.

Örneğin reyting için bir kadın katilinin ekranlara çıkarılması, bir ünlünün ilaç etkisindeyken cinsel saldırıya uğraması ve bunun milyonlarca kişi tarafından tekrar paylaşılması; şiddeti satan bir haber haline getiriyor. Şiddetin medya eliyle pazarlanması bir şekilde karşılık buluyor. Toplum bu şiddeti hem alıyor hem tüketiyor hem de yeniden yaygınlaştırıyor.

Ya da bir başka örnekte, Ayşe Arman'ın cinsel şiddete maruz kalmış bir kadınla yaptığı röportajı "Keşke tecavüze uğrarken ölseydim" başlığıyla servis etmesi... Kadın böyle bir beyanda bulunmuş olabilir ama bunun öne çıkarılması, haberin hayatta kalanın bakış açısıyla yapılmadığını gösteriyor.

Başka bir açıdan da çarpıcı bir veri olarak, google aramalarına 'tecavüz' yazdığınızda destek birimleriyle ya da verilerle değil, pornografi siteleriyle karşılaşıyorsunuz. Tüm bunlar toplumun bu şiddeti aldığı ve yaygınlaştırdığını gösteriyor.

'CİNSEL ŞİDDET, CİNSELLİK DEĞİL BİR GÜÇ EYLEMİ SONUCUNDA GERÇEKLEŞEN SUÇTUR'

Şiddetin haberleştirilmesinde dernek olarak bir çalışmanız da var. Örneğin haber dilinde “sapık”, “canavar”, “pedofil” gibi uç tanımların kullanılmaması ya da mağdura aidiyet yükleyen tanımlamalar kullanılmaması gibi. Haber dilinde önemli gördüğünüz şeyler nelerdir?

Cinsel şiddete maruz kalan kişiyi mağdur olarak tanımlamak yerine kişiyi birey olarak kabul etmek ve onun haklarını temel alarak haberleştirmek gerekiyor. Evet ortada bir mağduriyet var ama burada önemli olan insan haklarını temel almak.

Cinsel şiddete maruz kalanı kurbanlaştırdığımızda toplumsal yapının ürettiği başka bir algıyı da yaymış oluyoruz. Bu haberleri yazarken cinsel şiddetin bir cinsellik eylemi değil güç ilişkisi temelli bir suç olduğunu öne çıkarmak gerekiyor. Cinsellik kullanılarak bir kişiyi küçük düşürmeyi, cezalandırmayı ya da tahakküm kurmayı amaçlayan cinsel şiddet eylemini bu güç ilişkilerini görünür kılarak vermek gerekiyor.

Suç olan bir eylemi, failin psikolojik rahatsızlığı olarak gösterdiğinizde; 'manyak' 'pedofil' gibi tanımlamalar kullandığınızda failin cezai ehliyetini de hafifletmiş oluyorsunuz.

Bir diğer açıdan da "sapık" "pedofil" ya da "canavar" gibi sıfatlar, "İğrenç" "Akıl almaz olay" gibi infial yaratan başlıklar, cinsel şiddetle günlük hayatta karşılaşmayacağımız algısını da besliyor. Haberi okuyan kişi de kendi çevresinden, güvendiği insanlardan böyle bir saldırı gelmezmiş izlenimi uyandırıyor ki bu da yanlış. Aynı zamanda bir çaresizlik duygusunu da yol açıyor.

'ASIL KONUŞMAMIZ GEREKEN ŞİDDETİN BİR SİSTEM SORUNU OLDUĞU'

Cinsel şiddet vakalarında bizim konuşmamız gereken bir sistem sorunu.Örneğin kamuoyunda büyük tepkiyle karşılaşan, kadın ve çocuk örgütlerinin baskısıyla geri çevrilen cinsel istismar yasasıyla çocukların rızası konuşuldu. O zaman burada cinsel istismarın bir sistem sorunu olduğunu söylemek gerekiyor. Ya da Ensar Vakfı'nda görülen istismar sonrası çocuk komisyonlarının kurulmaması, doğru ve eksiksiz çalışan bir hukuk sisteminin olmadığını gösteriyor. Bir kişiye 150 sene ceza vererek adalet duygusunu tesis edemeyeceğiniz gibi, istismarı bertaraf da edemezsiniz.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, muhafazakar politikalar bu sistemi derinleştiriyor. "Kültürümüzde çocuk evlilikleri var" denilerek istismarın üstü örtülüyor. Türkiye'nin de imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi "Eğer kadın erkek eşitsizliğini derinleştiren, istismara yol açan bir kültür varsa devletin sorumluluğu bunu değiştirmektir" diyor. Devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek yerine bu yasa tasarılarıyla istismara resmiyet kazandırıyor.

Bunları haberleştirirkense cinsel istismarın önlenebilir olduğu, cezaların etkili bir şekilde uygulanması gerektiği üzerinden mesajlar verilmeli. İstismarı üreten sebeplerin üzerinde durulmalı ve fail ile maruz kalan arasında bir aidiyet bağı kurulmamalı. Örneğin 'tecavüzcüsü' tanımı ile maruz bırakılan ve fail arasında resmi olmayan bir aidiyet bağı kuruluyor. 

'ANA AKIM ŞİDDETİ HABERLEŞTİRİRKEN HAK İHLALİ YAPIYOR'

Şiddet haberleştirilirken hızla ilk elden adli kayıtlar ya da emniyet kayıtları verileri kullanılıyor, ama bu da ciddi bir sorun. Hayatta kalana ulaşamadığımız durumlarda, bu tür kaynaklardan haberleştirirken nelere dikkat etmek gerekiyor?

Kişinin maruz bırakıldığı cinsel şiddetin, gözümüzde bir fotoğraf karesi oluşturacak kadar ayrıntılı verilmemesi gerekiyor. Hak odaklı yaklaşmak gerekiyor, medya çalışanlarının hak odaklı habercilik yayınlarını okuması ve meseleye böyle yaklaşması gerekli.

Çocuk istismarı haberlerinde ise 'çocuğun yüksek yararı' üzerine politika belgeleri var, haberin çerçevesini çizerken buradan alıntılar yapılabilir. Devletin imzacısı olduğu sözleşmeler, devletin sorumluluğu hatırlatılabilir.

Olay bir kurumda geçiyorsa ve kurum buna göz yumuyorsa yetkililerin görevini yapmadığı vurgusu yapılabilir.

Sonuçta şiddeti önlemek için medyanın da bir takım sorumlulukları var. 

Fakat ana akım medyada maruz bırakılan kişinin sosyal medya hesaplarından alınan fotoğraflarla galeriler yapılıyor. Bunun kendisi zaten bir hak ihlali. Ya da çocuk istismarı haberlerinde çocuğun maruz kaldığı istismarın tüm detaylarını vermek de bir istismar.

'MİTLERİ GÜÇLENDİREN DEĞİL MÜCADELEYE ÇAĞIRAN GÖRSELLER SEÇİLMELİ'

Şiddet ya da istismar haberlerinin görsel seçimlerinde özellikle ana akım medyanın kadınları hedef alan bir tarzı olduğunu görüyoruz. Gazetecilerin bu haberleri görselleştirirken nelere dikkat edilmelidir?

Haber içeriğine uygun genel bir fotoğraf kullanılabilir ya da hayatta kalanla konuşma imkanı varsa onun tercihine uygun bir görsel seçilebilir.

Duygusal sömürü içermeyeni kişinin hakkını gözeten, tetikleyici ve yargılayıcı detaylar içermeyen görseller tercih edilebilir.Ya da konu hakkında bilgi verici dövizler, eylemlerden mesaj veren görseller, kişileri mücadeleye çağıran tarafsız görseller  kullanılabilir.

Haber içeriğine uygun bir genel fotoğrafla paylaşılabilir. Hayatta kalanla konuşma imkanı varsa onun tercihine uygun bir görsel kullanılabilir.

Özellikle çocuk istismarı haberlerinde blurlanmış, dramatik efektler içeren çocuk fotoğrafları, kırık oyuncaklar, kirli el, ayakkabı, ağlayan çocuk gibi görsellerin kullanılmasının da istismar olduğu unutulmamalı.

Ya da erotikleştirilmiş fotoğraflar, içki içen kadın görselleri, morarmış beden, şiddet aletlerinin gösterildiği görseller kesinlikle tercih edilmemeli. Şiddete maruz bırakılan kişinin köşeye sıkışmış , çaresiz, bir şeyleri durdurmaya çalışan algısını kırmak gerekiyor. Bunlar mitleri besleyen algıyı güçlendiren görseller olduğu gibi, şiddetle mücadeleye de asla bir yarar sağlamıyor.