Güzellik kendini aynada seyre dalan ebediyettir

Ortada olmayı, ortadan yazmayı pek istemeyenlerden Halil Cibran. O, tıpkı kendi öz yaşam öyküsünde yer aldığı gibi dünyanın bir ucundan ötekine; Lübnan’dan Boston’a; Arapça yazılan kitaplardan İngilizce’ye ve en önemlisi yaşamdan ölüme… İki uç arasında gidip geliyor hep. Ancak hiç ortasında yer almadan yazmanın…



20-06-2021 13:01

Şilan Geçgel

Bir mobilizasyon hali olarak göçün kendisi, çoğunlukla ortaya konulan edebi ürün ve bu edebi ürünü ortaya koyan yazar için önemlidir. Edebiyatın birçok türünde göç etmenin, yazarın iç dünyasına, dolayısıyla edebi ürününe sirayet ettiğini söylemek mümkün. Göçün mağdurları/muhataplarından biri de hiç kuşkusuz Lübnanlı yazar Halil Cibran.

Genellikle dini ve mistik imgeler kullandığı ön kabulüyle; kimi çevrelerin daha çok sahiplendiği, kimi çevrelerin ise hakkını vermekten geri durduğu Cibran; daha çocukken doğup büyüdüğü topraklardan göç etmek zorunda kalmış ve resimleri, şiirleri, yazılarıyla bu göçün izlerini tüm hayatı boyunca devam ettirmiş bir yazar.

Teolojik kaygıları bir kenara bıraktığımızda Cibran’ın yazılarının tamamında öne çıkan sevgi kavramını ve bu kavramla diğer her şey arasında kurduğu köprüleri hemen fark ederiz. Cibran, sevginin birçok türünü ele alan, beşeri sevgiyi aşarak sonsuz bir sevgi arayışına girişen, kendi çağının önemli isimlerindendir. Mehcer Edebiyatı’nın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Halil Cibran, yazdığı İngilizce eserlerle Arap Edebiyatını uluslararası bir düzleme taşımıştır. 1883- 1931 yılları arasında yaşamış olan Cibran’ın, tüm eserlerinin Türkçeye çevrilmesi ise neredeyse 1990’ları bulmuştur.

Hem Arapça hem de İngilizce birçok esere imza atmış; yazılarıyla olduğu kadar şiir ve resimleriyle de bilinen Halil Cibran’ın, Can Yayınları tarafından basılan “Meczup” ve “Ermiş” isimli kitapları da diğer tüm ürünlerinde olduğu gibi yazarın şairliğinden nasibini almış görünüyor. Çevirilerinde Emrah Serdan imzası taşıyan bu eserler, bir otobüs yolculuğunda ya da bir kahve molasında okunup bitirilebilecek kadar hızla akıyor.  

Devrine bir güneş gibi doğan El Mustafa’nın, kendi yurduna geri dönerken vedalaştığı Orphalese halkına; hayata, dünyaya, sevgiyi ve umuda dair verdiği öğütlerden oluşan Ermiş, 28 tane anlatıyı içeriyor. Cibran’ın, “Devrine güneş gibi doğan El Mustafa” ana karakteri için kimi düşündüğü, çeşitli dönemlerde edebiyat otoriterlerin merak konularından olsa da; El Mustafa’nın bir peygamber, bir âlim yahut bir keşiş olduğu hakkındaki soru işaretlerine henüz somut bir yanıt verilememiş görünüyor.

Biz okurlar ise bu tartışmalardan uzakta, El Mustafa’yı, Orphalese halkına vakur bir edayla seslenen bir çağrıcı olarak işitiriz tüm anlatılar boyunca. Aşktan evliliğe, suç ve cezadan duaya, hazza; sorulan her soruya bir yanıtı muhakkak olan El Mustafa, Orphalese halkına şöyle seslenir:

“Ey Orphalese halkı, güzellik kendini aynada seyre dalan ebediyettir. Fakat ebediyet de sizsiniz, ayna da.”

Ortada olmayı, ortadan yazmayı pek istemeyenlerden Halil Cibran. O, tıpkı kendi öz yaşam öyküsünde yer aldığı gibi dünyanın bir ucundan ötekine; Lübnan’dan Boston’a; Arapça yazılan kitaplardan İngilizce’ye ve en önemlisi yaşamdan ölüme… İki uç arasında gidip geliyor hep. Ancak hiç ortasında yer almadan yazmanın…

Meczup, bana kalırsa biraz da bu ortada durmamanın izlerini taşıyor. Herkesin kadim gerçeklerin bilinciyle doğduğuna inanan Cibran, insanların topluma karıştığında bu bilgiyi unuttuğunu, arayışından vazgeçtiğini savunuyor: Ne zaman ki, insanlar uyanır ve toplum içerisindeki gerçeği görür; o zaman içindeki kadim bilgi uyanır ve insan aydınlanır.

Cibran’a göre; insanların toplumun gerçeklerini görmesi, uyanması ve içerisindeki kadim bilgiyi yüzünü tekrar dönmesidir meczupluk. Meczup, tam da bu nedenle ötekileştirilen, toplumdan dışlanan ve istenmeyendir. Tıpkı Ermiş’te olduğu gibi anlatı türünün dizelere dönüştüğü, akışkan bir düzlemde ele alınıyor insanın kendine dönüşü ve döndüğünde kavuştuğu özgürlüğü. Dini ve mitolojik kimi öğelerin kinaye ile kendine yer bulduğu bu anlatılarda, Cibran, ufak dokundurmalar yapıyor toplumun kutsallarına ve gerçekler tersyüz oluyor.

Cibran, şiirleriyle, kitaplarıyla, resimleriyle… Ne sadece yaşamın, ne de sadece ölümün kalemi. Cibran ikisinin arasında bir yerde, bir bıçak gibi sallanıyor kelimeleri. Sallanıyor ama ortada olmadan. Bilmiyoruz ki, biz hangisiyiz?

Bazen ermiş, bazen meczup…

KÜNYE 1: Halil Cibran, Ermiş, Çev. Emrah Serdan, Can Yayınları, Nisan 2021, 101 Sayfa

KÜNYE 2: Halil Cibran, Meczup, Çev. Emrah Serdan, Can Yayınları, Nisan 2021, 85 Sayfa