Guy Debord ve Gösteri

"Bir zamanlar yaşamış her şeyin bir temsile taşınmadığı açıktır. Savaşların imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek savaşlar da vardır. Araba kazalarının imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek araba kazaları da vardır. Fabrikaların imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek fabrikalar da vardır. Sosyal gerçekliğe katılımımızın ve onu anlamamızın gösteri sunumuyla değiştirildiğini ve hatta sunumun egemen olduğunu söylemek çok daha doğru olacaktır."



12-07-2021 00:27

Yazar: Phil Hearse

Çeviren: Nuray Turan

Şüphesiz ki, Debord’un en büyük başarısı ilk olarak 1967’de yayımlanan Gösteri Toplumu (The Society of the Spectacle) kitabındaki “Gösteri (the Spectacle)” teorisiydi. Hepimiz Gösterinin köleleriyiz. Gösteri’nin arzuları kısırlaştırdığı ve uyuttuğu bir toplumuz. Tüketimin, eğlencenin, gerçeklikten kaçışın, işin, politikanın Gösterisi. 2001’de terörist bir “Gösteride”,  Gösteri terörizm haline geldi.   Günümüzde ise Gösteri kendi içine döndü. Başkalarının tasarladığı bir tavşan deliğinde, sanal ağaçlardan dolayı sanal ormanı görmediğimiz sanal gerçeklik ve sosyal medya dünyasında yaşıyoruz.

Luke Haines [1]

Guy Debord etkisizleştirmesi zor bir saatli bombadır. Yine de insanlar denedi ve hâlâ deniyor. Etkisizleştirmeye, zayıflatmaya, estetikleştirmeye veya özgünlüğünü inkâr etmeye uğraşıyor. Asla yapamayacaklar. Dinamit hâlâ orada ve etkisizleştirmeye çalışan herkesin elinde patlayabilir.

Michael Löwy [2]

Debord’un Gösteri Toplumu [3] (The Society of the Spectacle) (1967) kitabı; 20. yüzyıl Marksistlerinin gelişmiş kapitalist toplumlarda başlayan ve bütün dünyayı saran kapitalist sınıfın kitlelerin önemli kısmının bilincine egemen olduğu ve olmaya çalıştığı ideolojik araçları kuramsallaştırma çabalarının zirve noktasını temsil eder. 

Bu çabalar etkileyici bir biçimde Antonio Gramsci ve hegemonya kavramı ile başlar. Burjuva hegemonyası; kitlelerin hem zorla hem de rızayla (gönüllü ya da gönülsüz olarak) kapitalist toplumu akla uygun ya da kaçınılmaz olarak görmelerini sağlayarak kurulur. Gramsci’ye göre rıza kilise, eğitim sistemi, popüler gazete ve diğer kitle iletişim araçları, hukuk sistemi ve politik kitle partileri gibi ideolojik egemenlik mekanizmalarını içeren “sivil toplumun” üzerinde kapitalist egemenlik ile kazanılır. Bunlar, devlet aygıtları ve aile ile birlikte doğrudan burjuva kontrolünü sağlamakta ve burjuva ideolojisini yaymaktadır. Nihayetinde bütün bunlar kapitalizm yanlısı bir “sağduyu” üretmektedir.

Ancak Gramsci, bunları tüketici kapitalizmi ve radyo televizyon yayıncılığının emekleme aşamasında olduğu 1920’lerde ve 30’larda yazmıştı. Gramsci kitle tüketiminin ve iletişimin farklı biçimlerinin ideolojik egemenlik süreçlerini, işçi sınıfı ile diğer popüler sosyal tabakaların dünyayı “görme” (temel ya da mecazi anlamıyla) şekillerini nasıl değiştirdiğini düşünmek için ne doğru bir yerdeydi ne de doğru bir zamanda.

Ancak 1930’ların başlarında kitle iletişim medyasında ve politik vitrinde önemli değişiklikler oldu. Dünyanın yeni, çarpıcı, her şeyi ve herkesi kapsayan imajını üreten değişikliklerdi bunlar. Politik hareketlilikte dönüşümler meydana geldi ve “sesli filmin” ortaya çıkışıyla kitlesel sinema piyasası olağanüstü bir atılım yaptı. 

Naziler; işçi hareketinin ikonografisini (kızıl bayraklar, kitlesel gösteriler) kullandı, geliştirdi ve tamamen yeni bir seviyeye taşıdı. Bütün bu unsurlar 1935’deki Nuremburg mitingini anlatan Leni Riefenstahl’ın İradenin Zaferi (Triumph of the Will) belgeselinde (1935) bir araya geldi.

Aynı zamanda büyük film stüdyoları, özel hayat dedikodularından oluşan sinema dergileri çıkararak Ünlü kültürünün yeni bir biçimini yarattılar. Büyük Buhran (Great Depression) ve kitlesel yoksulluk döneminde zengin ve meşhurlar hakkındaki denkleştirici hayal dünyası; film yıldızları, onların iş insanları ve sporcular gibi zengin figürlerle (ilk modern Ünlüler) ilişkileri sayesinde mümkün oldu. 

DEBORD’UN GÖSTERİLERİ

Gösteri Toplumu; tüketim mallarından televizyona, filmlere, pop müziğe, reklama ve modaya kadar yeni ve çok geniş bir dünya üreten savaş sonrası patlamanın ardından yayımlandı. Kitlelerin yaşam-dünyası [4] gün geçtikçe artan şekilde bir meta ve imaj sağanağıyla biçimlendirildi. Buna ivme kazandıran ise Ünlü kültürü ve biricik vasıtası olan fotoğrafçılık oldu. 1960’ların sonunda, milyonlarca insan Elvis Presley, Muhammed Ali, Marilyn Monroe, The Beatles, Jackie Kennedy ve daha onlarcasını fotoğraflardan ve haberlerden tanıyordu.  

Debord, bunun kapitalizmin yeni bir aşamasını yaratmasını, bu aşamada geniş bir yelpazedeki tüketim malları ve imajların ‘gösteriler” dizisi yaratmak için kaynaşmasını, kaynaşan gösteriler dizisinin dev bir Gösteri yaratmak için bütünleşmesini teorileştirdi.

1960’lardaki öğrenci hareketlerinde, geç kapitalizmin meta gösterisi kavramı yaygındı. Debord’un 1967’de yazdığı metinlerindeki bazı teorilerinin aşırıya kaçtığı tartışmasızdı. Gösteri Toplumu’nun ilk Tezinde şunu iddia etmektedir: “Modern üretim koşullarının egemen olduğu toplumlarda, yaşamın bütünü kendini gösterilerin muazzam bir birikimi olarak sunar. Doğrudan yaşayan her şey temsiline taşınmıştır.’ [Vurgular İngilizce metnin yazarına aittir -ed]

Bir zamanlar yaşamış her şeyin bir temsile taşınmadığı açıktır. Savaşların imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek savaşlar da vardır. Araba kazalarının imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek araba kazaları da vardır. Fabrikaların imajı vardır fakat aynı zamanda gerçek fabrikalar da vardır. Sosyal gerçekliğe katılımımızın ve onu anlamamızın gösteri sunumuyla değiştirildiğini ve hatta sunumun egemen olduğunu söylemek çok daha doğru olacaktır.   

Fransız postmodernist filozof Jean Baudrillard, Debord’un fikirlerini alarak bir adım ileriye taşıdı ve artık her şeyin bir görüntü olduğunu, gerçeklikten önce geldiğini ve – herkesin de bildiği gibi – “Körfez Savaşının hiç yaşanmadığını” iddia etti. Debord imajın gerçeklikten daha önemli olduğunu söyleme eğiliminde bile olsa burada bir hata yapmıştı. Ya da daha ziyade abartmıştı. Fakat amacı olan bir abartıydı bu.

Debord, birkaç paragraf sonra iddiasında çok daha keskindir: “Toplumun bir parçası olarak Gösteri, özellikle bütün bakışları ve bilinci birleştiren bir sektördür. Bu sektörü, ayrı olması nedeniyle aldatılmış bakışın ve yanlış bilincin ortak bir zeminidir ve elde ettiği birleşme genelleşmiş ayrımın resmi dilinden başka bir şey değildir. Gösteri imajlar toplamı değildir. İnsanlar arasında, imajların aracılık ettiği, toplumsal bir ilişkidir.” [Vurgular İngilizce metnin yazarına aittir -ed]

DEBORD’UN MATERYALİZMİ

Debord’un teorisinin özü olarak aldığım aşağıdaki pasaj çok daha kat’i ve çarpıcıdır:

Bütünselliği içinde kavranınca Gösteri var olan üretim tarzının hem sonucu hem de tasavvurudur. Gerçek dünyayı tamamlayanı, ilave bir dekor değildir. Gerçek toplumun gerçek dışılığının kalbidir. Enformasyon veya propaganda; reklam veya doğrudan eğlence tüketimi olarak bütün özel biçimlerinde Gösteri toplumsal olarak egemen hayatın mevcut modelidir. Üretimde ve doğal sonucu olarak da tüketiminde zaten yapılmış seçimlerin her zaman her yerde onaylanmasıdır. Gösteri’nin biçimi ve içeriği, var olan sistemin koşulları ve amaçlarının aynı biçimde bütüncül bir doğrulamasıdır.  Gösteri, modern üretimin dışında yaşanan zamanın büyük bölümünü kapladığından, doğrulamanın kalıcılaşmış varlığı niteliğindedir.   

Bu pasaj; Debord’un her şeyin imaj ve gösteri olduğunu varsayan idealist bir konumda bulunmadığını, bundan daha ziyade Gösteri’yi modern meta üretimi ve tüketimiyle bütünleşmiş kitlelerin yaşam dünyasının kilit bir parçası, “gerçek” emtia üretiminin ideolojik tamamlayıcısı olarak göstermektedir.

Ancak bugün –Debord’un zamanından daha fazla- giderek artan sayıdaki emtianın kendisinin Gösterinin parçasını oluşturan imajlar olması nedeniyle, Debord’un devam eden cümledeki teorisinin değiştirilmesi gerekir. Filmler, dergiler, çevrimiçi oyunlar, fotoğraf siteleri, her tür internet sitesi artan emtia payını oluşturmaktadır. 

Moda, emtia “imaj-laşmasının”nın tipik bir örneğidir. Yüz binlerce insan -belki de milyonlarcası- moda sitelerine abone olmakta ve moda dergileri satın almaktadır. Hepsi bütün ünlü modelleri, markaları bilmekte ve Google’da podyum şovlarını izlemektedir. Muhtemelen görüntülerdeki kıyafetlerin herhangi birini asla satın alamayacaklar (veya gerçek yaşamda bile göremeyecekler). Fakat mesele bu değildir.  Moda gösterisinin kendi hayalini, kendi gösteri dünyasını yaratmasıdır asıl mesele. Elbette moda diğer bir yandan Gösterinin kilit bir parçasıdır. Çünkü çoğunun özü pratik ve rahat kıyafetler göstermekten ziyade görüntüdür.

Aşağıda geri döneceğimiz mesele bütün imajların -var olan gösterileşmiş medya sistemi içinde yaratılanların bile- statükoyu veya kapitalist mistifikasyonu desteklememesidir. Vietnam Savaşı’nın ilk televizyon savaşı olması, milyonların gözünde bu savaşın soykırımsal vahşetini açığa çıkarmıştır. Bu deneyim ABD Ordusunun Irak ve Afganistan’dan gelen medya haberlerini kontrol altında tutmaya bu kadar istekli olmasının nedenini açıklamaktadır.

HAYAL DÜNYASI: İMAJLAR VE MİSTİFİKASYON

Debord’un Gösteri kavramında bir belirsizlik ve gerilim vardır: Gösteri, imajlar dünyası mıdır yoksa her şey midir? Steve Best ve Douglas Kellner’ın [5] görüşleri şöyledir:

Tanımlama daha genişletilirse; eğitim sistemi ve temsili demokrasi kurumları, tüketim araçlarının, sporun, medya kültürünün, kent ve banliyö mimarisi ile  tasarımının sonsuz icatları, gösteri toplumunun bütünleyici bileşenleridir. Örneğin; eğitim, spor, öğrenci cemiyeti ritüelleri, gruplar, geçit törenleri ve çeşitli halka açık toplantılar bireylere egemen ideolojileri aşılamaktadır. Monoton öğretmenlerin sunduğu gerçeklerin ezberlendiği ve çoktan seçmeli sınavlarla kâğıda kusturulduğu standart eğitim modeli, yaratıcılığı öldürüp öğrenme ruhunu ve sevincini yok etmekte çok etkilidir. Günümüzde sınıflarda video teknolojilerinin kullanımı mevcut edilgenliği güçlendirebilir, eğitimin gösterileşmesine ve metalaşmasına yol açabilir. Örneğin; televizyon “haberlerinin”, ABD genelinde binlerce okulda bulunan Whittle Corporation’ın Channel One kanalı gibi şirket sponsorlarınca verilen reklamlarla noktalanması gibi. Elbette çağdaş politika; “fotoğraflanma imkanlarından”* devletin gücünü dramatize eden son derece iyi organize edilmiş belirli etkinliklere, televizyon reklamlarından önceden belirlenmiş adayların imaj yönetimine kadar farklı gösterilerle de doymuş durumdadır..

Steve Best ve Douglas Kellner [5]

Gösterinin her şey olduğunu düşünen bu değerlendirme ile aynı fikirde değilim. Genel olarak gösteriyi sosyal pratikle birleştirmeyi tehlikeye atar. Debord Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar kitabında (1988) “yoğunlaşmış gösteri” ile “yaygın gösteri” arasında ayrımda bulunur. Genel hatlarıyla söylersek, yoğunlaşmış gösteri totaliter diktatörlüklerdeki son derece merkezileşmiş ve kontrol edilmiş gösteri olmasına karşın “yaygın gösteri” kapitalist demokrasilerin popüler kültürünün tipik bir örneğidir. 1988’e gelindiğinde, Debord her ikisinin “gösterinin bütün gerçekliğe karıştığı ve onu yaydığı” “bütünleşmiş gösteride” kaynaşmış hale geldiğini düşündü. Bu nedenle “hukuki gösteri, politik gösteri, eğitimsel gösteri ve eğlence gösterisi” kavramlarından bahsetti.

Kuşkusuz, Debord’un bütün örnekleri gösterinin boyutlarına değinmekte ve Donald Trump’ın performansları da (Barack Obama ve bu konuda önde gelen öteki politikacılarla birlikte) Gösteri kavramına tam uymaktadır. Fakat bir sınıfta, amfide veya oturma odanızda olan her şey Gösterinin gerçekten bir parçası mıdır? Debord’un değerlendirmesindeki gerilim muhtemelen gerçeklikteki gerilimi yansıtmaktadır. Gösteri; imajlar ve emtia dünyasına, özellikle kitle iletişim araçlarına, reklamcılığa ve bunlardan doğrudan etkilenen toplumsal hayatın unsurlarına odaklanmış olmasına karşın, toplumsal gerçekliğin hepsi olmadığını söylemek muhtemelen daha doğru olacaktır. Bu da elbette eleştiri ve direniş için bir alan bırakır.

ÜNLÜ KÜLTÜRÜ

Ünlü kültürü modern kapitalizm Gösterisinin kilit bir parçasıdır. Gerçekten de pek çok bakımdan zirve noktasıdır. Ünlüler kitlelerin sadece ağız açık bir şekilde seyredeceği ve asla elde edemeyeceği bir hayal dünyası, gösterişli bir hayat tarzı satarlar. Kendi imajlarının da dâhil olduğu sayısız emtia satarlar. Aslında Kim Kardashian, Amber Rose, Stephen Baldwin ve Paris Hilton gibi sırf meşhur olduğu için meşhur olan birçok ünlü vardır.

Ünlüler ile kitle iletişim araçları arasında kuşkusuz simbiyotik bir ilişki vardır. Tanıtım ünlülerin can damarıdır fakat medyanın büyük bir bölümünün varlığı da tamamen ünlülere bağlıdır.  Heat ve Now! gibi dergiler ünlüler olmadan var olamazlar. Gazetecilik türlerinden biri bütünüyle gazetelerdeki dedikodu sütunları, genellikle ünlü danışmalarının basın bültenlerinden başka bir şey olmayan “şov dünyası haberlerinden” inşa edilir. Sporla birlikte ünlü dedikodusu popüler basının temel gıdasıdır. Ünlüler olmadan Jonathan Ross Show** veya Graham Norton Show***, Strictly Come Dancing****, I’m a Celebrity… Get Me Out of Here!***** olmaz. Ünlü kültürü, danışmanlar ve stilistler ordusundan sorumludur. Moda, kozmetik ve parfüm tanıtımına yön verir. (Pek çok ünlünün kendi markası vardı. David Beckham ve Kim Kardashian gibi en ünlülerin ise birden fazla) Hepsinden önemlisi, ünlülük ile reklamcılık birbirleriyle tamamen birleşmiş gibidir.

Best ve Kellner, kişisel stil ve kimliğin inşasında ünün işlevini doğru bir biçimde açıklamıştır:

Diğer taraftan gerçekliğin felsefeleştirilmesi, gösteri dünyasını idealleştirmesi ve tözselleştirmesi nedeniyle düşünceyi eylemden ayırır. Doğrudan deneyimi; kendi yaşamlarını inşa etmek yerine meta dünyasının parlak dış görünüşünü tasavvur ettikleri, gösteri dünyasından aldıkları tüketim ve imajlar, görünüş ve stil yoluyla kendini tanımlayan meta benliği psikolojisini benimsedikleri muhteşem, ışıltılı bir imaj ve işaret evrenine dönüştürür. Gösterinin seyircileri kendilerini; spor kahramanları ve olayları, film ve televizyon ünlüleri, zengin ve berbat yaşam tarzları ve skandallarıyla özdeşleştirirler. Yaşanmamış yaşamlarını yıldızların, ünlülerin ve hikâyelerin aldatıcı hayal dünyasına yansıtırlar.

Gösteri toplumundaki bireyler ünlü imajı, görünüşü ve stili bakımından kendilerini inşa ederler. Medya ünlüleri, ikon ve rol modellerdir. Gösterinin hayalperestlerinin öykündükleri ve övdükleri hayallerin metalarıdır. 

Fakat bunlar, imaj bakımından modelleriyle kişiliği tanımlayarak sermaye birikimini teşvik eden; moda, kozmetik, stil endüstrisinin pençelerine ve şablonlarına zorlayan bir tüketim toplumun idealleridir. Gösteri tarafından büyülenen özneler kendi duygusal gerçekliklerinden ve arzularından daha da uzaklaşır ve bürokratik olarak kontrol edilen tüketimin egemenliğine daha da yakınlaşır. “Ne kadar çok tasavvur ederse o kadar az yaşar; kendini egemen gereksinim imajlarında tanımayı ne kadar kabul ederse, kendi varlığını ve arzularını o kadar az anlar…jestleri artık onun değildir; onları kendisi için temsil eden başka birisine aittir” (Debord, 30.Tez). Bu yüzden gösteri dünyası heyecanın, zevkin, anlamın “gerçek” dünyası haline gelir. Buna karşın gündelik yaşamın değeri düşer ve önemsizleşir/anlamsızlaşır. Böylece gösterinin soyut toplumunda gittikçe imaj meta şeyleşmesinin en üst biçimi halini alır: “Gösteri imaja dönüşecek kadar birikim düzeyine sahip bir sermayedir (34.Tez).

Steve Best ve Douglas Kellner

Daha önceki makalelerimizde bahsettiğimiz gibi neoliberal kapitalizm, borçlanma yoluyla kitlelerin tüketimini azaltmaya dönük kendi içsel çelişkisinin üstesinden gelir. Bu durum 2008 finansal krizinde gördüğümüz üzere borçlanma sürdürülemez hale geldikçe kaçınılmaz kriz döngüsü yaratmaktadır. Nüfusun çoğunluğunun saplandığı borç batağı Amazon, Google ve Apple gibi dev tekellerin para dağlarıdır. Sonrası için üretken yatırım yaratmanın tek çıkış noktası her şeye sirayet eden grotesk reklam savurganlığıdır.

Gösterinin tamamı evler, arabalar, moda, dijital araçlar ve içerikler, sağlık ve fitness hatta artan uçak yolculuklarıyla birlikte yabancı kültürler etrafında dönen ideal bir tüketici yaşam tarzı için dev bir reklamdır. Bu idealize edilmiş Gösteri yaşam tarzına hemen hemen hiç katılamayan işçi sınıfının yoksul kesimi bile kendi isteğiyle dijital içerikte bu tarzı deneyimleyebilir.

DEBORD VE DEVRİMCİ STRATEJİ

Debord, ters döndürme (detournement) stratejisi izleyen Sitüasyonist Enternasyonal (Situationist International) adındaki küçük bir organizasyonun kurulmasında başat bir role sahiptir. Esasında; o kadar küçük bir organizasyondu ki neredeyse hiç var olmadı da denebilir. Ters döndürme (detournement), kapitalist anlamların yönünün değiştirilebileceği ve açığa vurulabileceği durumlar yaratmak anlamına gelmektedir. Temelde işçi ve ezilen hareketlerine politik bir strateji olamayacak bir kültür/propaganda faaliyeti idi. Yine de stratejinin bir bileşeni olabilir.

Muhtemelen günümüzde ters döndürmenin (detournement) en seçkin uygulayıcısı grafiti sanatçısı Banksy’dir. İster grotesk, ister olağan tasviri yapsın, Banksy kapitalist gerçekçiliğin eleştirisini yapmak amacıyla hiciv ve ironiyi kullanarak imajları dönüştürür. Banksy her kim ise ters döndürmelerinin (detournement) anti-kapitalist mücadele için bir strateji olduğunu iddia edeceğinden şüpheliyim. Fakat mesele Banksy veya Debord değil. Mesele, Gösteri’nin maskesini indirmek, ona meydan okumak, halkı sosyalizm fikirleriyle tanıştırarak bir şeyleri görmenin ve yapmanın farklı bir yolu için mücadele ihtiyacı konusunda uyarmaktır.

Gösteri Toplumu geç kapitalizmdeki kitlelerin gündelik yaşamlarının eleştirisidir. Fakat tüketici gündelik yaşamının en kökten kitle eleştirisi,  Debord’u şaşırtabilecek bir alanda ortaya çıktı. Çevreci hareketlerde. Çevreci politika Apple bilgisayarlarını Zara modası ve Disney dijital içerikleriyle birleştiren sistemin kalbine bir hançer doğrultmaktadır. Çevreci hareketlerin önceliğinde Gösteriye yer yoktur.

 [1] Luke Haines, 1968 and All That, https://www.spectator.co.uk/2018/07/how-situationism-changed-history/

[2] https://www.radicalphilosophy.com/article/consumed-by-nights-fire

[3] https://www.marxists.org/reference/archive/debord/society.htm

[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Lifeworld

[5] https://pages.gseis.ucla.edu/faculty/kellner/Illumina%20Folder/kell17.htm

* (Ç.N.) Fotoğraflanma imkânı (photo oppurtunity/photo op); politikacıların ve/veya ünlülerin toplumda olumlu etki bırakacak olduğunu düşündükleri etkinliklere katıldıklarında gazetecilerin fotoğraflarını çekmesine imkân vermesi 

** (Ç.N.) Jonathan Ross Show; İngiltere’de yayınlanan talk show programı

*** (Ç.N.) Graham Norton Show; İngiltere’de yayınlanan komedi talk show programı

**** (Ç.N.) Strictly Come Dancing; ünlüler ile profesyonel dansçıların çift oluşturarak yarıştıkları televizyon programı

***** (Ç.N.) I’m a Celebrity… Get Me Out of Here; ünlülerin bir ormanda bir arada yaşamaya çalıştıkları televizyon dizisi

Kaynak linki: https://anticapitalistresistance.org/guy-debord-and-the-spectacle/