Gözde Fryc yazdı | Yalancı popülistler

Faşizmden, baskıdan ve ırkçılıktan kurtuldu dünya derken şimdi de popülizm adı altında “sen bana yalan da olsa duymak istediklerimi söyle” sloganıyla gemisini yürüten kaptanlarla doldu dünya. Amerika’da Donald Trump, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Brezilya’da Jair Bolsonaro, İngiltere’de Boris Johnson, Avusturya’da Norbert Hofer, Macaristan’da Viktor Orban ve niceleri. Bu popülist liderlerin en büyük ortak özelliği yalan söylemeleri ve ne kadar çok yalan söylerlerse popülerliklerinin de o kadar artması. 



02-11-2020 18:12

Gözde Fryc

Nazi propaganda bakanı Josep Goebbel’sin ve etrafındakilerin sıkça söylediği “Tekrarlanan yalan gerçeğe dönüşür” sözü [1] algı yönetiminin insanların istenilene inandırılması teorisini gerçek kılmıştır. Nazilerin bir sosyalist partisi olarak yükselişi halkın duymak istediklerini söyleyip istediği gibi halkın normal şartlarda asla kabul etmeyeceği davranışları teker teker, sevdire sevdire kabul ettiren, halkın zaaflarından yola çıkarak faşizmi sosyalizm diye allayıp pullayıp hizmet kisvesi altında sunmaları ile olmuştur. 

Faşizmden, baskıdan ve ırkçılıktan kurtuldu dünya derken şimdi de popülizm adı altında “sen bana yalan da olsa duymak istediklerimi söyle” sloganıyla gemisini yürüten kaptanlarla doldu dünya. Amerika’da Donald Trump, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan, Brezilya’da Jair Bolsonaro, İngiltere’de Boris Johnson, Avusturya’da Norbert Hofer, Macaristan’da Viktor Orban ve niceleri. Bu popülist liderlerin en büyük ortak özelliği yalan söylemeleri ve ne kadar çok yalan söylerlerse popülerliklerinin de o kadar artması. 

Söyledikleri yalanları kutuplaştırdıkları halklarının her bir kutbunun damarına göre şerbet olarak enjekte etmeleridir. 

Donald Trump seçildiği günden itibaren Amerika ekonomisinde her yıl en az %4 büyüme gerçekleştireceğini söyleyip duruyor. Ekonomiyi nasıl büyüttüğünden bahsediyor hatta ondan önce hiçbir başkanın ekonomiyi bu kadar güçlendirmediğinden bahsediyor. Peki aslında Amerika ekonomisi ne kadar büyüdü Donald Trump başa geleli beri? Her yıl en az %4 büyüme vaadiyle gelen ve sürekli bunu yenileyen Trump yıllık ortalama büyümede %2.5’un üzerine çıkmamıştır ki bu büyümenin seçildiği ilk yıldaki yüksekliği Obama’nın Bush'tan sonra düzelttiği ve %5.5’uga çıkardığı ekonomik büyümenin meyvelerini yediği için [2]

Başkanlık seçimi arefesindeki Amerika’da Donald Trump, hayatını kaybeden Yüksek Mahkeme (ABD’deki “Supreme Court” yani Yüksek Mahkemede 9 hakimden oluşuyor ve atandıkları günden itibaren emekli olana veya ömürlerinin sonuna kadar Yüksek Mahkeme hakimi olarak hizmet vermeye devam ediyorlar) hakimi ve insan hakları savunucusu Ruth Bade Ginsburg’un yerine sağ tabandan gelen ve cumhuriyetçiler tarafından özellikle kürtaja karşı olması sebebiyle oldukça desteklenen Amy Coney Barrett’i hakim olarak atamaya çalıştı ve başarılı oldu. 2016 yılında Barack Obama başkanlığının son yılında yine hayatını kaybeden Yüksek Mahkeme hakimi cumhuriyetçi Antonin Scalia’nın yerine Merrick Garland’ı atamak istemesi üzerine cumhuriyetçilerin ağırlıklı oylarıyla red etmeleri ve bir başkanın başkanlığının son yılında Yüksek Mahkemeye hakim atamaması ve bu işin bir sonra seçilecek başkana bırakılması gerektiğini savunmuşlardı. Bunu savunduklarında ve Garland’ın adaylığını red ettiklerinde Obama başkanık döneminin son 8 ayındaydı [3]. Bugün ise Donald Trump, başkanlığının son senesinde Amy Coney Barrett’i başkanlık döneminin son 8. gününde atamış oldu [4]. Yeni hakimin atanmasıyla Yüksek Mahkemede 6 cumhuriyetçi ve 3 demokrat başkan tarafından atanmış hakim görev yapmaktadır [5]

Donald Trump gibi sürekli ekonomide büyüme verileri ile ortaya çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi ekonomiyi büyüte büyüte ve hatta gerileyen ekonominin gizlenecek bir hali kalmadığında ekonomik gerilemeyi negatif büyüme olarak adlandırarak [6] Türkiye ekonomisini yeni terimlerle zenginleştirirken halkına askıda ekmek [7] veya kanını bağışlayana bedava zeytinyağı gibi “kampanyalarla” [8] hizmet veren bir yalan dünyasında yaşatmaktadır. Doların 8TL’ye ulaştığı bu günlerde, Türkiye’de dolarla mı iş yapıyorsunuz diye bu ekonomi modelini savunanlar her gün fakirleşen halka askıda ekmek, kanını getirene zeytinyağı ve geçinemeyene siyanür gibi başka çözümleri olmadığına inandırdığı halkı her geçen gün ikna etmeye, kandırmaya devam etmektedir. 

Donald Trump’ın tabanının kuvvetli desteğini almasının en büyük sebeplerinden biri Orta Doğu’dan Amerikan askerlerini çekeceğine söz vermiş olmasıydı. Amerika’liların vergilerinin savaşa değil ülkedeki üretimin artırılmasında kullanılacağını vaadetmişti. Sonuç ne oldu peki? En az bin askeri evine geri getireceğine söz veren Trump başkanlığa seçildiğinden beri 14 bin Amerikan askerini Orta Doğu’ya gönderdi. Bu gün itibariyle Afganistan, Bahreyn, Irak, Ürdün, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan ve Suriye [9]. Meslektaşının izinden giden Recep Tayyip Erdoğan, “komşularımızla sıfır sorun hedefi”ni [10] koyduktan sonra başkasının memleketine dirlik ve düzen getirmek üzere Suriye ile başlayarak Türk askerlerini Irak ve Suriye’ye göndererek politik yollardan çözülecek sorunları kabadayılıkla ve Türk askerlerinin hayatlarını hiçe saymıştır [11]. Savaştan edinilecek sözde prestij ve gücü fethedilecek başka ülkelere zemin sağlayacak maddi ve siyasi gücü sağlama amacındaydı. Bütün bunlara ek olarak, Libya iç savaşında Türkiye’yi ilgilendiren hiçbir mesele olmamasına rağmen kendince haklı ilan ettiği tarafa destek vererek başkasının memleketindeki iç savaşı daha da körükleyecek girişimlerde bulunmuştur ve bulunmaya da devam etmektedir. Libya’da bir tarafa destek verirken, diğer tarafa sağlanan silahlara ödenen paraların da Türkiye’de izine rastlanmış olması [12] ilginç bir tesadüften ibaret olmasa gerek.

Ve daha niceleri...

“Bana olanı biteni değil, duymak istediklerimi söyle” algısını çok başarılı bir şekilde kullanan popülist liderler, söylediklerinin tam tersini yapmalarına rağmen başarılı bir demagoji ile insanların hayatlarında yıkıma kadar varan etkiler görünse de “yapmadıysam benim başarısızlığım, ailemi geçindiremiyorsam benim suçum” diye düşündürmeyi başaran “güç” timsali ve sürekli umut tüccarcılığı yapan popülist liderler popülerliklerini hala korumakta. Eğitimi ve eğitimlileri “elitist” diye öcüleştiren [13], bilginin yerine söylentiyi koyan, en eğitimsiz kesimi kalkındırmak yerine eğitimsizliği, yokluğu yücelten ve sürekliliğini sağlamak için elinden gelen herşeyi yapan, askıda ekmekle, kan bağışı karşılığında zeytinyağı almaya minnettar olacak kadar çaresiz bir toplum yaratan bu popülist liderlerin gerçek yüzünü, umalım ki, askıda bile bulunamayan ekmeğe, böbreğe karşılık bile zeytin yağı alınamayacak vaziyete gelmeden vatandaş fark eder ve tek seçeneklerinin bu liderler olmadığını görebilirler. 

 

KAYNAKÇA

[1] t.ly/1XTF  

[2] t.ly/YQY0 

[3] t.ly/BzDg 

[4] t.ly/iKRs 

[5] t.ly/ArJD

[6] t.ly/aCvJ

[7] t.ly/FVvx 

[8] t.ly/2zQJ 

[9] t.ly/tu0O

[10] t.ly/ba0f

[11] t.ly/8djf

[12] t.ly/kG8Z 

[13] t.ly/Iuyb