Gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümbül vatandaşlıktan da çıkarılmış!

Cumartesi Anneleri'nin 757. hafta buluşmasında konuşan Morsümbül ailesinin avukatı Eren Keskin, "kaçtı belgesi" düzenlenmesi, vatandaşlıktan çıkarma gibi yöntemlerle faillerin kendilerini korumaya çalıştıklarını dile getirdi.



28-09-2019 13:24

Emre Orman - @eemreorman

Cumartesi Anneleri 757’nci hafta oturumunda kayıp yakınları 12 Eylül darbesinin ardından Bingöl’de gözaltına alınan ve işkencede öldürülerek kaybedilen Hüseyin Morsumbül’ün akıbetini sormak ve adalet istemek talebiyle İstanbul İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi önünde bir araya geldi. Eylemde gözaltında kaybedilen onlarca kişinin fotoğraflarıyla birlikte birer kırmızı karanfil de taşındı.

'DEVLET KİMİN NEREYE GÖMÜLDÜĞÜNÜ İYİ BİLİYOR'

Morsümbül ailesi adına konuşan Ayten Morsümbül, aralarında olmayan Fatma annenin davasını ve adaletini sağ olduğu müddetçe kendisinin sürdüreceğini söyledi. “Hüseyin’in kemiklerini ben arayacağım” diyen Morsümbül, Fatma annenin sık sık “Ben hiçbir şey istiyorum sadece kemiklerini verin bana” dediğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

“Ben burada polis değil adalet istiyorum, adalet. Bu annelerin çektiği acılar artık yeter. Biz kimseye zarar vermiyoruz. Neden bizim yerimizi bizim elimizden alıyorlar? Devlet kimin nereye gömüldüğünü gayet iyi biliyor. Hüseyinimi versinler bana.”

'HEM YOK EDİLDİ HEM DE VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILDI'

Morsümbül ailesinin avukatı Eren Keskin ise Kürt coğrafyasının bir soykırım coğrafyası olduğunun altını çizerek 1915, 1938 ve 1990’lı yıllarda sürdürülen politikaların hala devam ettirildiğini söyledi. Morsümbül ailesinin ilk günden beri bir dava yürütüldüğünü zannettiğini aktaran Keskin, şunları kaydetti:

“Bir dosya olduğunu zannediyorlar ama böyle bir dosya yok ve bu bilgi aileye verilmedi. Aile, gördükleri baskı yüzünden Kürdistan’dan göç etmek zorunda kaldı. Biz ilk olarak 2011’de İçişleri Bakanlığı’na başvurarak olayla ilgili bilgi istedik. Bakanlık bizi savcılığa yönlendirdi ve suç duyurusunda bulunduk. Bu arada nüfus kayıtlarında inceleme yaptık ve gördük ki ailelere ‘Kayıplarınızı bulacağız’ diye söz veren Erdoğan hükümeti döneminde, 2003 yılında Hüseyin Morsümbül vatandaşlıktan çıkarılmış. Belki bu da bir koruma yöntemi. Çünkü benzer dosyalarda çok benzer uygulamalar yapmışlar. Ya ‘kaçtı belgesi’ düzenlemişler ya da vatandaşlıktan çıkarmışlar. Suç duyurusunun 4’üncü yılında biz öğrendik ki dosya hala savcılıkta ve hiçbir araştırma yapılmamış. ‘İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz’ diyen savcı, kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği kararda zaman aşımı diyememiş olacak ki ‘Olayın üstünden çok uzun yıllar geçti, bir delil bulmak mümkün değil’. Biz bu karara itiraz ettik. 2015 yılından beri hala bir cevap gelmedi.”

'HÜSEYİN’İ ÖLDÜRÜP KAYBEDEN YÜZBAŞI KIVRAK, HÜSEYİN SERTKAYA’NIN İŞKENCEDE ÖLDÜRÜLMESİNDEN DE SORUMLUDUR'

Hüseyin Morsümbül’ün kaybedilmesiyle tanıklardan Yaşar Dayanç’ın gönderdiği mektubu Cumartesi İnsanları'ndan Eren Baskın okudu. Dayanç’ın mektubu şu şekilde:

“Hüseyin Morsümbül'ün ailesi Bingöl'de abimin evine 100 metre mesafede oturuyorlardı. Hüseyin Morsümbül'le aynı mahallede kalıyorduk, okul dağıldıktan sonra mahallede misket oyunu oynardık, futbol oynardık. Mahalle kavgalarında hep beraberdik. 

Hüseyin Morsümbül'le çocukluk ve gençlik hayallerimizi paylaştık. Hüseyin devrimci düşüncelerle tanışınca heyecanına, azmine, fedakarlığına tanıklık ettim. Onun gözlerine baktığımda devrimci ruhunu görebiliyordum.

Hüseyin 12 Eylül faşist askeri darbesinin ardından gözaltına alındı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Bir mezarı bile olmadı.

Ben de Ekim 1980'de Kiğı'da gözaltına alındım. Kiğı'da beş gün kaldıktan sonra beni askeri bir arabayla Bingöl jandarma kışlasına getirdiler, soğuk bir hücreye atılar. Bir gece 3 - 5 nöbetçisi olan asker hücrenin kapısını açtı, gözlerim bağlıydı ve bana şöyle dedi: ‘Hüseyin Morsümbül'ü işkencede öldürdüler; taş bağlayıp Murat Suyu’na mı atılar çukur kazıp yerin dibine mi gömdüler bilmiyorum! Ama öldürdüklerini çok iyi biliyorum!’

Ben kışladan cezaevine gittikten sonra abım cezaevinde ziyaretime gelince kendisine Hüseyin'in ailesine söyle Hüseyin’i işkencede katletmişler dedim.

O dönemde Bingöl jandarma kışlasında yüz başı rütbesinde olan Özel Harp Dairesi’nde görevli yüz başı Durmuş Coşkun Kıvrak Bingöl halkına çok acı çektirdi. Hüseyin Morsümbül'ü insanlık dışı işkencelerle öldürülmesinden ve daha sonra gözaltında kaybedilmesinden Durmuş Coşkun Kıvrak sorumludur. Kıvrak, Hüseyin Sertkaya'nın gözaltında işkence ile öldürülmesinden de sorumludur. Bingöl halkı buna tanıktır.

2015 yılında Fatma anneyi ziyaret ettim. Kendi duygularını şu şekilde bana ifade etti: ‘Kapı çalındığında acaba o mu duygusuyla kapıya koşuyordum. Her korna sesinde pencereden dışarıya bakıyordum. Her telefon çaldığında onun sesini duyabilirim duygusuyla telefonu alıyordum.

Hep evlatları gelecek diye bekler bütün Cumartesi anneleri. Ölümü hiç düşünmezler. Yıllar yıllar sonra ölüsüne bile razıyım duygusu başlar. Bir mezar taşı olsun mezarını koklayım duygusu yakar insanı. Yine de ölümü kabul etmek istemezsin. Nasıl anlatayım dil bu acıyı tarif edemez ki.”

Basın açıklamasını Cumartesi Anneleri'nden Besna Tosun okudu. Türkiye'de devlet eliyle işlenen ağır suçların soruşturulamaz, kovuşturulamaz ve cezalandırılamaz konumda olduğuna dikkat çeken Tosun, bir toplumu ayakta tutan temel dayanaklardan birinin adalet duygusu olduğunu belirterek “Adalet duygusu sarsıldığında, demokrasinin temelleri de sarsılmış demektir. Hukuk devleti ve adalet iç içedir. Eğer yasama, yürütme ve yargıda adalet yoksa orada hukuk devleti de yoktur. Mahkeme duvarlarında yazıldığı gibi "Adalet devletin temeliyse, Türkiye'de devletin temeli çürümüştür” şeklinde konuştu. 

NE OLMUŞTU?

12 Eylül askeri darbesinin ardından, 18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl'deki evi asker ve polisler tarafından basıldı. Bingöl Lisesi'nde öğrenci olan çocukları Hüseyin gözaltına alındı. "Oğlumu nereye götürüyorsunuz” diyen annesine "İfadesi alınacak, kısa bir süre sonra gelir” denildi.

Hüseyin geri gelmeyince ailesi Bingöl Askeri Tugay Komutanlığına gitti. Ancak kendilerine "Bizde yok” cevabı verildi. Aile arayışını sürdürünce Hüseyin'in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Oğullarını aramaya devam eden anne ve baba gözaltına alındı. Baba Hanefi Morsümbül ağır işkence gördü. Fatma ve Hanefi Morsümbül askeri savcılığa giderek ifade verdi, sorumlular hakkında şikayetçi oldu ama Hüseyin'in kaybedilmesiyle ilgili hiçbir işlem yapılmadı.

İHD avukatının 2011 yılında yaptığı suç duyurusu ile Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Hüseyin Morsümbül'ün gözaltında kaybedildiği dönemde görevli dokuz personelin listesi, adresleri ve irtibat bilgileri savcılığa ulaştı. Soruşturma kapsamında savcıya ifade veren dönemin Bingöl İl Merkez Jandarma Bölük Komutanı Durmuş Çoşkun Kıvrak, olay tarihinde izinli olduğunu, izin dönüşü masasına isimsiz bir ihbar mektubu bırakıldığını, mektupta Hüseyin Morsümbül'ün gözaltında astsubaylarca dövülerek öldürüldükten sonra alay komutanı ve astsubaylar tarafından arabaya konularak götürüldüğünün yazılı olduğunu söyledi.

Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirme görevini yerine getirmedi. Olayın üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle dava açmayı gerektirecek yeterli delil elde edilemediği gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. 20 Ekim 2015 tarihinde bu karar için Bingöl Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itiraz ise henüz sonuçlanmadı.