Gözaltında kaybedilen Abdulah Canan’ın oğlu: 'Babamın katilleri, IŞİD’in öğretmenleridir'

Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan, bir dakikalık sessizlik eylemi yaptığı eylemde, “Madem katiller hürriyet-i tahdit suçunu işlediler, neden beraat ettirdiniz? Benim babam nerede?” şeklinde seslendi.



18-01-2020 13:01

Emre Orman - @eemreorman

Cumartesi Anneleri 773’üncü hafta oturumunda kayıp yakınları 1996 yılında Hakkari Yüksekova’da askerler tarafından gözaltına alınan ve işkence görmüş, kurşunlanmış cansız bedenine 1 ay sonra ulaşılan iş insanı Abdullah Canan’ın faillerinin cezalandırılması talebiyle buluştu.

Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen Cumartesi insanları, kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ile birlikte birer kırmızı karanfil de taşıdı.

Abdullah Canan’ın kardeşinin, çocuklarının, yeğenlerinin ve torunlarının katıldığı eylemde, Canan’ın kızı Nuran Canan söz aldı. Babasını kaybettiğinde henüz 14 yaşında olduğunu söyleyen Canan, 24 yıl önce babasını kaybettiğini belirterek “Bir 24 yıl daha, adalet yerini buluncaya kadar adalet aramaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

TAYYÜP CANAN'DAN BABASININ KATİLLERİNE: 'BUNLAR IŞİD'İN ÖĞRETMENLERİDİR'

Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan ise eylem sırasında bir dakikalık sessizlik eylemi yaptı. Eylem sonrasında konuşan Canan, babasının katillerini IŞİD’e benzetti. IŞİD çetesinin insanlığa yaptıklarının yarısını 90’lı yıllarda “Yüksekova çetesi” olarak tanımladığı kişilerin kendilerine yaptığını dile getiren Canan, şöyle devam etti:

“Bunlar IŞİD’in öğretmenleridir. Çünkü bunlar insanlığa karşı suç işlediler, IŞİD de insanlığa karşı suç işledi. Hakkâri ACM’nin verdiği karar çelişkilerle dolu bir karar. Kararda deniliyor ki, dedikodular yumağı. Arkasından şunu söylüyor; evet, Abdullah Canan gözaltın alındı ve katil Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve katil Yüzbaşı Nihat Yiğiter ‘hürriyet-i tahdit’ suçunu işledi. O zaman benim babam nerede? Siz nasıl bu insanları beraat ettirdiniz? AİHM kararı şurada, katilleri tespit edildi ve tescillendi. Ruhun şad olsun yiğit ve güzel insan. Katillerinin yüzüne son nefesinde bile tükürme cesaretini gösteren Abdullah Canan’ın önünde saygıyla eğiliyorum.”

773’üncü haftada basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Maside Ocak okudu. Türkiye'deki mevcut sistemin ve devlet anlayışının, bugüne kadar adalet temeline dayanan bir hukuk sistemi kurulmasını imkânsızlaştırdığını söyleyen Ocak, devlete “Abdullah Canan'ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenme, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanını kaldırarak yeniden yargılanıp cezalandırılmalarını sağlama” çağrısı yaptı.

NE OLMUŞTU?

43 yaşındaki Abdullah Canan Yüksekova'da yaşayan bir iş insanıydı. Bölgede işlenen ağır hak ihlalleri nedeniyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında 7 akrabası ile birlikte savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Abdullah Canan ve şikâyetçilerden 2 kişiyi taburdaki makamına çağıran Yurdakul, onlardan kendisi hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçmelerini istedi. Abdullah Canan şikâyetinden vazgeçmeyeceğini söyleyince, Binbaşı Yurdakul tarafından tanıklar önünde tehdit edildi.
Bu olaydan birkaç gün sonra, 17 Ocak 1996 sabahı Abdullah Canan, Hakkâri'ye gitmek üzere Yüksekova'daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı ve askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu'na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak Canan'ın bulunmasını istedi. Ancak onun gözaltına alındığı inkâr edildi.

21 Şubat 1996 günü Abdullah Canan'ın ağır işkence görmüş cansız bedeni elleri, ayakları ve ağzı bağlı olarak Yüksekova-Esendere Karayolundaki bir menfeze saklanmış halde köylüler tarafından bulundu. Canan, yakın mesafeden atılan 7 kurşunla öldürülmüştü.
Canan Ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak, Abdullah Canan'ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu.

Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan'ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı.

Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak “Şubat 1996'da tabur karargâhında Abdullah Canan isimli şahsı başı sarılı vaziyette revirde gördüm” dedi. Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı'nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan'ı öldürmekle suçlandı.

Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. (Karar No: 2001/1226)
İç hukuktan sonuç alamayan Canan Ailesi davayı AİHM'e taşıdı. AİHM 3. Dairesi, "Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan'ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır. Canan öldürülmeden önce ağır işkence görmüştür.” tespitinde bulundu. Türkiye'nin hiç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkûmiyet kararı verdi.