Gezi Davası'nda ilk gün geride kaldı

Gezi Direnişi'nden 6 yıl sonra açılan davanın ilk duruşması bugün Silivri'de görüldü. 16 kişinin toplam 2 bin 970 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı dava yarın devam edecek.



24-06-2019 17:05

İzel Sezer - Silivri

Gezi Direnişi’yle ilgili olarak uydurma gerekçelerle hazırlanan 'Gezi iddianamesi'ne ilişkin davanın duruşması bugün başladı.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş ve Milletvekili Barış Atay, HDP Milletvekilleri Ahmet Şık, Oya Ersoy, Filiz Kerestecioğlu, Musa Piroğlu, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, CHP İstanbul Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Milletvekilleri Ali Şeker, Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Alper Taş, Berkin Elvan’ın ailesi, uluslararası heyet, eski CHP Milletvekili Melda Onur ve Halkevleri Eş Genel Başkanı Nuri Günay da davayı izlemek üzere duruşma salonunda bulundu.

Silivri'de görülen ve Gezi'den 6 yıl sonra açılan davada 16 kişi toplam 2 bin 970 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Davanın ilk günü sona erdi.

16 KİŞİ YARGILANACAK

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan 657 sayfalık Gezi iddianamesinde, Osman Kavala'nın yanı sıra şüpheli olarak Memet Ali Alabora, Ayşe Mücella Yapıcı, Can Dündar, Ayşe Pınar Alabora, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Mine Özerden, Ali Hakan Altınay, Can Atalay ve Tayfun Kahraman da yer alıyor.

ATFEDİLEN 'SUÇ'LAR

İddianamede, Açık Toplum Vakfı, Anadolu Kültür AŞ. Ve Taksim Dayanışması Gezi Direnişi'nden mesul tutulurken, Taksim Dayanışması'nın düzenlediği, yaz öğrenci kampları, panel, forum ve etkinlikler 'suç' unsuru olarak gösterilmişti. Gezi Direnişi sırasında polisin saldırısı sonucu hayatını kaybedenlerin anma etkinlikleri ise 'propaganda' faaliyeti sayıldı.

Dünya Barış Günü kapsamında, 1 Eylül Barış Zinciri eylemi ve Beşiktaş Çarşı grubunun faaliyetlerinin de yer aldığı iddianamenin bir kısmı da çeşitli ihbarlara dayandırıldı.

GÜNCELLEME 17.05

Davada ilk gün sona erdi. Duruşmaya, yarın saat 10.00'da devam edilecek.

GÜNCELLEME 16.45

Duruşmaya 15 dakika ara verildi. Aranın ardından Ali Hakan Altınay'ın savunmasına geçildi. Altınay şunları söyledi:

"Bu suçlamaların hepsini reddediyorum, bir insana bu suçları atfetmek kolay olmamalı. Olayların kamuoyunda yer almaya başladığı günlerde bir üniversitede AKP’nin 10. yıl konferansını dinliyordum. Veya olaylar sırasında yurt dışı seyahatim vardı. Ben bu olayları bu şekilde nasıl organize etmiş olabilirim bilmiyorum.

Türkiye’de vakıf olmak, vakıfta çalışmak bir suç değil. Gezi olaylarından 3 ay öncesine kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığım Açık Toplum Vakfı da öyle kuruldu. 

Açık Toplum Vakfı’nın hangi hibesi Gezi olaylarının organize edilmesiyle ilgilidir? Bu konuda bir delil yok. Benim hiçbir hibede böyle bir imzam yok. Ben niye ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum?"

İddianameden kesitler okuyan Altınay, şöyle devam etti:

"Kendimle ilgili ‘şunu yaptım, bunu yaptım’ diye anlatmak istemezdim ama ağırlaştırılmış müebbet suçlaması beni bunu yapmak zorunda bıraktı. Eminim benim de hatalarım olmuştur ama hep insanların iyiliği için çalıştım. Adımın temize çıkmasını ve üstüme atılı suçlardan beraatimi talep ediyorum."

GÜNCELLEME 16.10

Duruşmada Çiğdem Mater Utku'nun savunmasına geçildi. Utku, şunları söyledi:

"İstanbul’da doğdum, Cihangir’de, Şişli’de yaşadım. Dolayısıyla Gezi Parkı benim hayatımın merkezinde bir yer. Gezi’de sinemacı diğer arkadaşlarımla birlikte bulunduk, gözlem yaptık fakat iddianamede iddia edilenin aksine Gezi olaylarıyla ilgili bir film yapmadım.

İddianamede benim yaptığımın iddia edildiği fakat Amerikalı bir yapımcı tarafından yapılmış filmde sadece 1.5 dakika boyunca kamera karşısında durup konuk olarak konuştum.

Hakkımızda hazırlanan 657 sayfalık iddianame, 2013-14 ve 15 yılında hazırlanmış ve o günden bugüne üstünde herhangi bir işlem görmemiş. İddianameyi hazırlayanlar ise ‘FETÖ/PYD’ üyeliğinden yargılanıyor veya kaçak. Hakkımda alınan dinleme kararının ardından dosyada bulunan bir telefon görüşmem, Türk Telekom müşteri hizmetlerinin beni araması ve internet paketi satmaya çalışmasıyla ilgili. Bu konuşmanın kaydının bu dava dosyasında olmasını gerçekten anlamıyorum. Bana satılmaya çalışılan paketi almadım, belki de suçum budur... Başka bir konuşmada ise hashtag yapmayı bilmeyen arkadaşım Can Atalay’a klavye tuşlarıyla nasıl hashtag yapacağını öğretmişim. Klavyenin tuşlarında bahsetmenin nasıl bir suç unsuru olduğunu da anlayabilmiş değilim."

GÜNCELLEME 15.20

Tutuksuz yargılanan sanıkların savunmasına geçildi. İlk savunmayı Mücella Yapıcı yapıyor.

Yapıcı'nın savunmasından satır başları şu şekilde:

Benim buraya aynı suçtan 2. kez gelişim. Yalnız hakkımda geçen yargılanmada düzenlenen iddianamenin yeni versiyonundan biraz bahsedeceğim.

FETÖ savcılarının hazırladığı iddianamenin yeni versiyonuna göre Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma, görevini yaptırmama, nitelikli yağma, ibadethanelere zarar, 2863 sayılı kültür varlıklarını koruma kanununa muhalefetten yargılanmam isteniyor.

Gezi Direnişi başlamadan önce dosyadaki isimlerle irtibat kurduğum ve faaliyet yürüttüğüm iddia ediliyor.

Evet bazıları arkadaşlarımın çocukları. Ve bu iddianamede Murat Pabuç isimli şahıs hakkımda bir şeyler söylemiş. Murat Pabuç kimdir, akli dengesi yerinde midir? “Benim akli dengem olmadığı için bu ifadelerime yer verilmemelidir” demiş bir şahıs bu Murat Pabuç.

İddianameye göre CNN Türk’te yayınlanmış Aykırı Sorular programına çıkmıştım, bütün programın bant çözümleri, daha önce de yargılandığım ve beraat ettiğim davadakiyle aynı.

Mahkemenin ciddiyetini bozmak istemiyorum ama ben şakacı bir kadınım, fıtratım bu şekilde. Telefon konuşmalarımda da böyleyim.

Dolayısıyla böyle ciddi bir mahkemede, iddianamenin içeriği dolayısıyla bu şakalarım da yer alıyor, dolayısıyla özür dilerim. Devletin bana sunduğu bu terbiye ve tahsili yerine getirmemiş olurum ki bu en büyük vatan hainliğidir.

Ben bu iddianamenin ileri sürdüğü tüm suçları reddediyorum ama sadece reddetmiyorum. Hem yanıtlamak istiyorum, hem de herkesin şu ülkenin geleceği için bir kez daha düşünmesini istiyorum.

Hakkımda bu iddianamenin düzenlenmesi yeni değildir, yargılanmam da yeri değildir, Gezi dolayısıyla suçlanmam da yeni değildir.

Savcılık 1 Haziran 2015’te beraatimi kesinleştirdi. Temyize bile gitmedi. Ben bugün yine aynı iddianameyle, aynı suçlamalarla ağırlaştırılmış müebbet, 2970 yıl hapis ve 160 milyar lira para cezasıyla cezalandırılmak isteniyorum.

Tabii ben yargılanacağım bir daha, elimde değil... Şimdi soruyorum sayın mahkeme heyeti, sizce ben ne yapmalıyım? Nasıl bir savunma vermeliyim?

Benim için bu sorunun cevabı oldukça basit. İsterseniz sabrınızı taşırmadan onu da söyleyeyim, insanları sahip oldukları hakların kullanılması nedeniyle cezalandırılması istenemez.

Anayasanın 30. maddesine göre herkes önceden haber vermeden silahsız gösteri ve yürüyüş sergileme hakkına sahiptir. Barışçıl gösteriler suç değildir. Taksim Gezi Parkı hakkındaki iddianamelerin hiçbiri kanuna uygun değildir. Bu evrensel hukuka da, doğa hukukuna da, adalete de aykırıdır.

Mesleğim gereği, parkın su ve elektrik hattını tahrip ederek ağaçların kesildiğini, duvarların yıkıldığını ve bunun nedenini arkadaşlarımla birlikte yetkililere bunu sorduğumda, başta görevli ve sorumlu olan belediye başkanları olmak üzere idari yetkililerle birlikte, 30 tane sivil giyimli erkek, bize gaz sıktılar. Benim gözüme yaklaşık 3 tüp gaz sıkıldı, KOAH hastasıyım, mide kanseri geçirdim çok zor atlattım. Hayatımı korumak için dahi olsa tek bir şiddete başvurmadım. Asıl korunması gerekenin kamu sağlığının olması gerektiğini, inşaatların olmaması gerektiğini söylediğimiz için şiddetle karşılaştık.

Onlarca insan kafa travması geçirdi, gözlerini kaybetti, işlerini kaybetti, tutuklandı. Ben de bu yaşımda çıplak ayakla gözaltına alındım, ilaçlarım verilmedi. Niye diye soruyorum, niye? Ben sadece mesleğimin ve inancımın gereğini yaptım.Bugün kriminalize etmeye çalıştığınız Gezi bizim yarınımızdır, çocuklarımızı geleceğidir. Taksim Dayanışması ayrıca cumhurbaşkanından başbakanına kim varsa yetkililerle diyalog kurmaya çalışmıştır. Kurulan temaslar ve gerçekleşen diyaloglar sonucunda dönemin başbakanından randevu istenilmiştir ama Bülent Arınç’la görüşülmüştür.

Bütün bunlara rağmen evlerimiz polis tarafından basılmış, 4 gün gözaltında kalmışız. Bu kadar haklı, bu kadar doğruyken niye çıplak arandım diye o günlerde çok üzülmüştüm, ülkemin geleceği için çok üzülmüştüm. Ve ne yazık ki çok haklı çıktım. O zamanlarda bununla yargılanırken şimdi bir de hükümeti devirmeye teşebbüsle yargılanıyorum.
Milyonlarca insanın kendilerini ifade etme özgürlükleri, polisin uyguladığı keyfi şiddet ve kötü muameleyle karşı karşıya kalmıştır. Çocuklarımız hayatını kaybetmiştir. Şimdi tüm bunlar gerçekleşirken, asıl suçluların burada yargılanması gerekirken; şiddete tepki gösteren, kamu sağlığını düşünen Taksim Dayanışması yetkililerinin asılsız bir şekilde yargılanıyor olması kabul edilebilir olmaktan çok uzaktır.

Devlet bizimle değil, göz göre göre çocuklarımızı öldüren katillerle ilgilenmelidir, işkenceler uygulayanlarla ilgilenmelidir. Taksim Dayanışması’nın hiçbir hukuki, ahlaki boyutu olmayan; gayriciddi iddianamelerle yargılanması değil; çocuklarımızın ölümüne sebep olanların, polis şiddetini ‘destan yazmak’ olarak adlandıranların, dönemin valilerinin, bakanlarının yargılanması gerekmektedir.

Yaşamlarını yitiren tüm gençlerimizin anısı önünde eğiliyorum, savunmam bundan ibarettir.

GÜNCELLEME 13.03

Yiğit Aksakoğlu da savunmasına başladı. Gazete Duvar'da yer alan habere göre, satır başları şu şekilde:

Sivil toplum ve sosyal kalkınma alanında araştırma yapan ve yayınlar hazırlayan bir uzmanım. Hayatımın hiçbir döneminde demokrasiye karşı bir yönetimden taraf olmadım. iddianamedeki suçlamalar temelden yoksundur ve faaliyetlerime ters düşmektedir.

2013 yılında çözüm sürecinde kurduğum Diyalog Grubu’nun ardından, şimdi benimle aynı cezaevinde olan savcılar ve polislerce dinlendim. 2013’te yapılan dinlemelerin kıymetlendirilerek 6 yıl sonra yeniden kullanılmasını anlayamıyorum.

Ben hiçbir zaman şiddetle değişimden yana olmadım, ama değişimden yana oldum. Sivil toplum, doğası gereği siyasidir ama talepleri noktasında siyasetten ayrılır. Sivil toplumun amacı hükümeti değil, kendisine olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır.

Sivil toplum yöntem olarak şiddeti dışlar. Cebir ve şiddetle hükümeti yıkmak sivil toplumun alanı değildir. Bir sivil toplumcu ve uzman olarak şiddeti ve şiddetle değişmeyi savunmadım.

Cebir ve şiddetten anlamam. Bu 657 sayfalık iddianamede suç yok, suçlu var; pervasız bir ağırlaştırılmış müebbet talebi var.

Hakkımda somut olarak sunulan tek delil, 2013 yılında yapılan telefon dinlemeleri. 26 Haziran 2013 ve Aralık 2013 arasında gerçekleşen dinlemelerden 31’i girmiş iddianameye. Şubat 2013’te yaptığım 43 görüşmenin içeriği yok, sayı olarak belirtilmiş.

İddianameye içeriği konulan görüşmeler park boşaltıldıktan sonraki görüşmeler. Gezi’nin 2011’de planlandığı söyleniyor, ama delillerde bu yok.

Bu ülkede her yıl 400 kadın öldürülüyor. Sokakta üç kadına şiddet uygulayan bir adam, parti genel başkanına saldıran br başka adam bir gün cezaevinde kalmadı. Ama benim şiddetsiz eylem konusunda yayınlamaya girişmem suç kabul ediliyor. Yedi aydır hapishanedeyim.

İddianamede, şiddetsiz eylemlerde piyano çalınması ve duran adam ile yeryüzü iftarlarına ilişkin bir ses kaydım var. O konuşma bu eylemlerden bir ay sonra yapılmış. Ne durmak, ne piyano çalmak, ne de iftar yapmak suç.

GÜNCELLEME 12.50

Osman Kavala savunmasını tamamladı. Kavala'nın savunmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Yirmi aydır tutuklu bulunmama neden olan suçlama olgusal temele oturmayan, mantığa aykırı bir dizi iddiaya ve delillerle desteklenmemiş varsayımlara dayanmaktadır. Somut olgular tahrif edilerek  fantastik bir kurgu üretilmiştir.

Gezi olaylarının hükümeti devirmek amacıyla kaos, kargaşa, iç savaş çıkarmaya yönelik bir tertip olduğu, bu tertibin farklı kuruluşlarda faaliyet gösteren kişilerden oluşan gizli bir yapı tarafından yürütüldüğü iddiaları, Ergenekon davasındaki kurguyu akla getirmektedir. Nitekim, iddianamenin tamamına yakın bölümü FETÖ/PDY üyeliğinden suçlanan Savcı’nın ve Emniyet Müdürü’nün hazırlamış oldukları soruşturma dosyasından alınmıştır.

Gezi olaylarının planlı bir senaryonun ürünü olduğu, benim organizatör ve finansör olduğuma dair hiçbir somut delile dayandırılmayan iddialar da FETÖ/PDY üyeliğinden suçlanan eski KOM Daire Başkanı tarafından düzenlenmiş Haziran 2013 tarihli analiz raporundan alınmıştır.

İddianamede yer alan tüm mali bilgilerden ve MASAK Raporu’ndan da anlaşılacağı gibi benim aracılığım ile Gezi Olayları’na aktarılmış olan herhangi bir maddi kaynak mevcut değildir.George Soros’un benim üzerimden Gezi olaylarını finanse etmiş olduğu iddiası benimle ya da Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Anadolu Kültür ile ilgili bir mali bulguya dayanmamaktadır.

Anadolu Kültür A.Ş’den Gezi Olayları’yla ilgili kişilere yönelik bir fon aktarımının olmadığına dair MASAK Raporu 18.01.2018 tarihinde soruşturma dosyasına konulduktan ve suçlamanın maddi temelden yoksun olduğu ortaya çıktıktan sonra dahi, iddianamedeki kurguda ısrar edilmesi ve “delil durumunda bir değişiklik olmadığı” gerekçesiyle tahliye taleplerimin reddedilmesi vahim bir hukuk ihlalidir.

Gezi olaylarını Soros’a bağlayan kurgudaki kopukluklar ve tutarsızlıklar, iddianamenin suçu ve suçluyu ortaya çıkarma amacına değil, cezalandırmaya dönüşmüş olan uzun tutukluluğuma gerekçe bulmaya ve Gezi Olayları’na katılmış yüzbinlerce yurttaşımızın protestolarını itibarsızlaştırmaya hizmet ettiğini düşündürtmektedir.

Bugüne kadar yapılmış bilimsel nitelikli araştırma ve değerlendirmelerin hiçbirinde Gezi Olayları’nın hükümeti devirmeye yönelik önceden planlanmış ve yabancı güçlerin desteğiyle yürütülmüş olduklarına dair bir tez öne sürülmemiştir.

Gezi Olayları’nı bir odak tarafından planlanmış ve yönlendirilmiş bir kalkışma eylemiolaraktanımlamaksiyasibir değerlendirmedir. Hukukun siyasi mülahazaların üzerinde olması gerekir. 

DAVA ÖNCESİ MAHKEME ÖNÜNDE BÜYÜK KALABALIK

Davaya girmek isteyen yüzlerce yurttaş, mahkeme önünde kuyruk oluşturdu.