General Engels

"İngilizlere sıkı bir iddianame yollayacağım. İngiliz burjuvazisini bütün dünyanın gözü önünde kitlesel ölçüde cinayet, hırsızlık ve başka kötülüklerle suçlayacağım bir İngilizce ön söz yazmaktayım ve bunu ayrı ayrı olarak bastırıp İngiliz parti önderlerine, yazarlarına ve parlamento üyelerine göndereceğim. Bu adamların elinde beni hatırlamaları için bir şeyler bulunacak. Söylemeye bile gerek yok ki bu darbeler Alman burjuvazisini de hedefliyor… Onların da en az İngiliz benzerleri kadar kötü olduğunu açıkça ortaya koyuyorum."



13-12-2020 00:06

Ufuk Akkuş

Çağımıza yön veren düşünürlerin özel yaşamı ve düşünceleri okurun merak ettiği bir husustur. Bu kişi günümüzde hala geçerliliğini sürdüren kapitalizm belasının analizi ve eleştirisini politik yaşamının merkezine koymuşsa ve pratik mücadele ile de bunu desteklemişse onunla paralel düşünenler ve yeni bir dünya kurmak isteyenlerin daha fazla ilgisini çekebilir. Merak konusu, ilgili kişinin sadece gündelik yaşamı değil bu yaşamın politik düşünce ve eylemine nasıl yansıdığı ve karşılıklı etkileşiminin ne olduğu hakkındadır. Terrel Carver “Friedrich Engels Yaşamı ve Düşüncesi” kitabında Marx ile birlikte Marksist teorinin temellerini kuran ve geliştiren Engels’in yaşamını bütün hatlarıyla araştırıyor. Bu çalışmasında Engels’in yaşam uğraşısına ve ilgilendiği konulara yönelik bir ilgi uyandıracağını ümit ettiğini söyleyen Carver, kitaptaki sorularıyla; Engels’in düşünsel ve siyasi kalıtının ne olduğu, yaşamının araştırılmasının bizim için yapıtlarına, karakterine ve döneme ilişkin olarak neleri açığa çıkardığı ve bu bilginin Marksizm'in tarihiyle günümüz siyasetine ilişkin görüşümüzü nasıl etkilediğini bulmaya çalışıyor.

Ruhr Sanayi Bölgesi'nde Dusseldorf’un hemen doğusunda Ren Havzası'nın Barmen kasabasında bugünkü adıyla Wuppertal’de imalatçı bir ailenin en büyük çocuğu olarak 1820’de dünyaya gelen Engels, babasının isteği üzerine üniversiteye gitmek yerine aile işletmeciliği işine çekilmiş ve hızla makineleşen tekstil üretimi ile uluslararası pazarlama konusunda işbaşında eğitilmiştir. Bu uğraşısı onun edebi yönünün önüne geçmemiştir. Lise yıllarında yazdığı birkaç şiiri günümüze kalan Engels, ömrü boyunca çizim ve karikatür yeteneğini sürdürmüştür. Romantik kahramanlığı güncel siyasi mücadele ile özdeşleştiren Engels, Carver’in saptamasıyla iyi eğitimli, varlıklı birçok gencin romantik varlığını, hayalci duygular ve edebi duygular içinde sürdürmesine rağmen Engels’in romantizmi; feodalizmi, hoşgörüsüzlüğü ve dinden beslenen karanlığı silip süpürecek bir hareket olarak kavradığını belirtir.

Sofu bir aile ortamında büyüyen ve 14 yaşına kadar gittiği yerel okulda sofu cemaatinin desteklediği türden bir eğitim gören Engels’in yatılı olarak gönderildiği lise resmi olarak sofuluğa bağlı olmasına karşın liberal öğretmenler de barındırır. Böylece köktenci hıristiyanlıktan öteye klasik edebiyat, bilim ve sanat ile yoğrulmuş bir ortamda düşünceleri gelişme gösterir. 

25 yabancı dilin hakkından geldiğini iddia eden Engels, ilk özgün yapıtını 17 yaşında iken yazdığı on kıtadan oluşan ve romantik oyun yazarı Schiller’in Alman doğruculuğu ile oyun yazarı Kotzebue’nin şatafatı ve yabanıllığını karşılaştırdığı “Bedeviler” başlığı ile imzasız olarak yayınlatmıştır. Kendi deyimiyle David Strauus’ın  Hegel’in üstüne ışık tutmasıyla akılcılık meselesini kavradığını söyleyen Engels, bir mektubunda hıristiyanlıktan kopuşunu açıklayarak sofulukta düşlemsel ne varsa düşünce uğruna hepsinden sıyrıldığını , o dar ceketi bir daha hiç giymeyeceğini ve Hegelci olma noktasında olduğunu bildirir. Sanki kendi kalbinden çıkarak yazıya dökülmüş gördüğü Hegel’in Tarih Felsefesini her akşam görevmişçesine okuduğunu ve şahane düşüncelerin kendisini pençesine aldığını söyler.

İlk düz yazsını 18 yaşında “Wuppertal’den Mektuplar” başlığıyla yine imzasız olarak yayınlatan Engels, bu kitabında sofuluğu eleştiren, aydınlanmacılığı ve akılcılığı ön plana çıkarmıştır. Carver, Engels’in bu kitabında kendi memleketine ilişkin pek umut taşımadığını ve kentten kıra kültür yaymak gibi ciddi bir kararlılıktan ziyade” ne haliniz varsa görün” demek istediğini belirtir. Kendi çabası ile felsefeye yönelen Engels, 21 yaşında Schelling felsefesini eleştirdiği “Schelling ve Vahiy” kitabıyla uluslararası başarı kazanmıştı.  Bu kitap bir tanrıtanımazlık açıklamasıydı ve bu bakımdan düşünce ve karakter gelişiminin önemli bir aşamasının işaretiydi.

Carver, Engels’in komünist oluşunun Ekim 1842’de “Rheinische Zeitung”un yazı işlerine gittiğinde Hess ile tanışmasına bağlandığından bahseder ve Hess’in bu karşılaşmadan bir yıl sonra gazetenin Berlin muhabirine bu olayı şöyle naklettiğini söyler: “Günlük konulardan konuştuk. Devrimciliğin birinci sınıfındaki öğrenci (Engels) buradan ayrılırken ateşli bir komünist olmuştu. Ancak Carver’e göre Engels’in öyle fazla ikna olmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü Hess’in aradığı “Avrupa Üçlüsü” onda zaten mükemmel yansımasını bulmuştur.: Fransız siyasetine olan devrimci hayranlık duyguları, Alman felsefesini değerlendirmesindeki Genç Hegelcilik, sanayileşme ve sınıfa bakış açısı. Söz konusu gazetede yazı yazan ve Ekim 1842’de yayın yönetmeni olan Marx ile Engels Kasım 1842’de ilk görüşmeyi yaparlar. Engels,  Marx’ın biyografisinin yazarı  Franz Mehring’in yazdığı mektupta bu ilk görüşmenin çok mesafeli geçtiğini belirtir. Daha sonra Marx-Engels birlikteliği hem düşünsel ve yazınsal   hem de mücadele alanında Marx’ın yaşamı son buluncaya kadar beraber geçmiştir. 

Daha önce yazılarını ya isimsiz ya da Oswald ismini kullanarak yayınlatan Engels, ilk kez kendi adıyla “Siyasal İktisat Eleştirisinin Ana Hatları” makalesini yazar. Bir komünist olarak özel mülkiyetin geçerliliğini sorguladığı bu makalede Engels; çağdaş sanayide olduğu gibi iktisat biliminde de özel mülkiyetin merkezde olduğunu ve zorunlu olarak rekabeti öngördüğünü söyler. Engels’e göre rekabet soyutlayıcıdır, ahlaka aykırıdır, toplumda ve ailedeki uygar değerler için bir tehlikedir. Rekabetçi uygulamada, özel çıkarı kamu malıyla bağdaştırmazsınız; özel çıkarlar her zaman birbirine taban tabana zıttır. Üstelik bu karşıtlığı ahlaken kabul edilebilir kılmanın hiçbir yolu yoktur. Rekabetin adaletine dayanan bir insan ilişkileri kuramı, aslında insan soyunun en ağır derecede aşağılanmasıdır, doğaya ve insanlığa karşı bir korkunç bir küfürdür.

Engels’in siyasal iktisadı eleştirisinin ana çizgileri genç yaşta ülkesinin iş ve sanayi dünyasında edindiği deneyimden de süzülmüştür. Uygulamanın arkasındaki kuramını, tüccar sınıfının karşılıklı kıskançlık ve açgözlülüğünden türetmiştir. İşçileri sefalet içinde sürünürken kendileri sefa süren fabrika sahiplerini korkunç bencillikle suçlar. Orta sınıfı da toplu bencilliğin örneği olarak gören, ilk kitap boyutlu çalışması olan ve başyapıtı da denebilecek olan “İngiltere’de Emekçi Sınıfının Durumu” adlı eserinde bu konuyu derinleştirir. Özel önsözünde onları, sanayideki çalışma koşulları konusunda meclis araştırmaları yetkisi alıp sonra da bu raporları ikiyüzlülükle içişlerinin raflarında tomarla atık kağıt arasında ebediyen uykuya bırakmakla suçlamıştır.”” Etkisiz hayırseverlik gösterilerine karşın, İngiliz orta sınıfları, çalışan insanların üstünden zengin olmaktan sonra da karlar kuruyunca onları sefalete terk etmekten başka hiçbir şey düşünmüyordu”. Engels araştırmasının görgül bir tanıklık olduğunu da duyurdu, çünkü işçilerin her günkü yaşamını görmek için orta sınıfların porto şarabını, şampanyasını, kibar konuşmalarını usandırıcı görgü kurallarını bırakmıştı. Engels’in bu yapıtı Genç Hegelcilerin, tarihi çelişkiler yoluyla akılcı ilerlemeler felsefesini temel almıştı. Oradan hareketle de çalışmaları, döneminin sınıf mücadelesi kuramıyla siyasileşmiş ve araştırma, yayın ve doğrudan ilgi kurma gibi uygulamalı bir eylem programıyla kişiselleşmişti.

Carver’e göre; Engels’in komünizmi benimsemesinin temelinde akılcılığın tarihteki gelişimini göstermeyi insanlığın temel görevi sayması ve bu gelişimin de sınıf çatışmasındaki iç çelişkiler yoluyla gerçekleşeceğine inanması yatmaktadır. İnsanlığın ve onun dünyadaki görevine ilişkin böylesi inançlar, kısmen tarihi gelişmeye kısmen de insanın doğasında saklı bulunan yadsınamaz olgulara dayanır. Engels aslında işçileri işverenlerin kurbanı, komünizmin sınıf mücadelesinin çözümü ve insani ilerlemenin de bu amaca doğru giden siyasi eylem olduğuna inanıyordu. Ancak Engels’in burjuva zevkleriyle proletaryaya özgü duyguların pek kolay olmasa da iç içe geçtiği yaşam tarzı vardı. Muğlak faaliyet ve ilişki ağı başka alanlarda da göze çarpıyordu. Ailesiyle geniş ölçüde ekonomik destek ve kişisel gerçeklik içeren ilişkisini sürdürüyordu. Kadınlarla beraberliği ne bütünüyle adanmışlık ne de tam anlamıyla gelgeç ilişkiler şeklindeydi. Marx ile Engels’in siyasi ve düşünsel bakımdan büyük ölçüde ortak yanları olmasına karşın, özel yaşamları ve yaşam uğraşları bakımından aralarındaki zıtlıklar çok çarpıcıdır. Marx tek kadına aşıktır, ona güçlü biçimde bağlıdır. Marx neredeyse 19 yaşından beri Jenny ile nişanlanıp Berlin Üniversitesine girmek için Ren havzasından ayrılmasından itibaren, ana babasından ve kardeşlerinden uzaktı. Orada geliştirmeye başladığı düşünsel ve siyasal ilgiler hayatının geri kalanını işgal etti. Oğul, kardeş ve kayınbiraderlik rolleri tamamen yok denmese de düşük düzeyde kaldı. Buna karşılık Engels, kendi ev içi bağlarını ciddi biçimde dert edinmiyor. Kendi ana babası ve akrabalarıyla sürekli ilgileniyordu. Kişisel ve siyasal nedenlerle de Marx’ları desteklemek için istemeden de olsa aile firmasına bağlı kaldı. Marx kendisi için önemli şeylere bağlılıkta, hedefini bunlarla sınırlayıp sonuçlarına bakmaksızın bunlara bütünüyle odaklanmakta Engels’ten çok daha ödünsüzdü. Engels, tek bir şeye odaklanma eksikliğini bağlılık, hoşgörü, açık yüreklilik ve kendi çıkarına uyan işe yarar uzlaşmalar bulmadaki belli bir eğilimiyle dengeliyordu.  

Engels’in 200. doğum yıl dönümünde Türkçeye kazandırılan Carver’in yapıtı büyük ustanın kişisel yaşam serüveni ile kuramsal ve politik mücadelesine odaklanıyor. Engels’in Marksist tarih içindeki önemli yeri hakkında kılavuzluk ediyor. İçinde bulunduğumuz dünyadan hoşnut değilsek, daha güzel bir dünyanın kurulmasını istiyorsak, 19. yüzyıldan bizlere seslenen ve kapitalist sistem var olduğu sürece seslenecek olan bu sese kulak vermekte birçok yarar görüyorum.

Künye: Friedrich Engels Yaşamı ve Düşüncesi, Terrell Carver, Çev. Ümit Şenesen, Yordam Kitap, 2019, 365 sayfa.