Gazeteci yazar Özdal: 31 Mart, AKP iktidarının sürdürülemez noktaya geldiğini gösterdi

Gazeteci ve yazar Hakkı Özdal, 23 Haziran'da İstanbul seçimleri ile noktalanan yerel seçim sürecini İleri Haber'e değerlendirdi.



29-06-2019 15:44

Özgür Yılmaz - @ozguryilmaz344

Gazeteci yazar Hakkı Özdal, 23 Haziran'da İstanbul seçimleri ile noktalanan yerel seçim süreci üzerine açıklamalarda bulundu.

Özdal yerel seçimler, yeni parti iddiaları, sosyal medyada gündeme gelen "referandum yenilensin" talebi ve İmamoğlu figürü üzerine önemli tespitlerde bulundu.

'İCRAAT ONAYI REFERANDUMU GİBİ GÖRÜLDÜ'

Öncelikle, 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin bir değerlendirmesini alabilir miyiz? Bu seçimler neden önemliydi?

Her iki seçim de siyasal aktörlerin tümü açısından, 'yerel' seçim ölçeğini aşan bir siyasal durum testi olarak görüldü. Bu seçimleri önemli hale getiren en önemli faktörün çıkış noktası bu sanırım. AKP açısından, 2002'yi saymazsak, katıldığı tüm seçimler, bir tür 'icraat onayı referandumu' gibi görüldü ve buna uygun bir siyasal propaganda kullanıldı zaten. Ama özellikle 2015'te yok sayılan 7 Haziran seçimlerinin ardından yapılan 1 Kasım seçiminden beri, kurulan her sandık AKP (bir süre sonra da ortağı MHP) açısından bir tür plebisit olarak dayatıldı topluma. Şaibeli 16 Nİsan 2017 referandumu dışında bu plebisitlerden günü kurtaracak sonuçları da almıştı iktidar bloku. Son olarak 24 Haziran 2018 seçimi, etki alanı hızla genişlemekte olan bir ekonomik krizin doğrudan sonuçlarından etkilenmemek için, (Ümit Akçay hocanın tabiriyle söylersek) bir geleceğe kaçış idi.

'AKP İKTİDARININ SÜRDÜRÜLEMEZ NOKTAYA GELDİĞİNİ GÖSTERDİ'

Ancak 31 Mart, gerek 2017 referandumunda gerekse 24 Haziran'da ortaya çıkan 'değişim' tablosunun, çok daha kuvvetli görüneceği bir seçim olarak öngörülüyordu. Böyle de oldu. İstanbul seçimlerinin sonucunu tanımama yoluna gidilmesi ise iktidarın yenilgisini hezimete dönüştürdü ve esasen 2013 Gezi direnişinden beri süren siyasal, toplumsal ve giderek ekonomik krizin, (MHP takviyeli) AKP iktidarının sürdürülemez noktaya geldiğini gösterdi. Bu yerel seçimler, AKP öncülüğündeki siyasal iktidarın, pek çok kişi tarafından yıllardır görülen sona erme sürecini iyice ayyuka çıkarttı.

'BİZ DAHA İYİ YÖNETİRİZ DİYEN KLİKLERİN HAREKETE GEÇMESİ KAÇINILMAZ'

Seçim sonuçları bir süredir gündemde olan AKP içerisinden çıkacak olan yeni parti iddialarını nasıl etkileyebilir?

İstanbul'daki 10 puanlık fark ve bu farkın gösterdiği halktaki 'değişim talebi', yabancı sermaye ve güç odakları ile içerideki büyük burjuvazi başta olmak üzere, AKP iktidarının birleşik gücünü oluşturan tüm kesimler açısından dikkatle izlenen ve sonuç çıkarılan, dolayısıyla yeni 'eylem' planlamalarına yol açan bir tablo oluşturmuştur. Bu tabloda, AKP içinden, kendisini yerli ve yabancı egemen aktörlere, "biz daha iyi yönetiriz" diyerek sunacak kliklerin harekete geçmesi, harekete geçme planlarını öne alması kaçınılmaz görünüyor. Gelen işaretler de bu yönde.

'BAŞLANGIÇ AKP'Sİ TÜRÜ BİR PROJENİN HEGEMONİK OLMA İHTİMALİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM'

Şimdi, bir "Türkiye kapitalizmini en iyi ben yönetirim" stantlarıyla dolu bir fuar gibi olacak siyaset arenası muhtemelen. Bunlar arasında en dikkat çekeni elbette, uluslararası sermaye odakları ve içerideki kapitalistler için 'makul' olduğu sıklıkla vurgulanan Ali Babacan'ın içinde yer aldığı ekip olacaktır. Bunların bir tür "başlangıç AKP'si" gibi bir projeyi egemen güçlere ve topluma pazarlama şansı ne kadar güçlüdür bilmiyorum ve açıkçası böyle bir hareketin hegemonik olma ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Ancak AKP'nin kendisini sürüklediği yüzde 50 artı 1'lik yeni sistemde, oradan kopan tek bir oy bile önemli hale gelmişken ve AKP hızla erimekteyken, iktidar açısından tahrip edici etkisi yüksek girişimler olacaktır bunlar. Tüm bir iktidar döneminin günahlarından arınmaya çalışacak uyanıklar için bir 'fırsat' da yaratacak ve Erdoğan/AKP iktidarındaki çözülmeyi hızlandıracaktır.

'ERKEN SEÇİMİN KAÇINILMAZ OLARAK GÜNDEME GELECEĞİ KANAATİNDEYİM'

Özellikle sosyal medyada seçimlerden sonra “referandum yenilensin” gibi bir talep ortaya çıkarken, AKP’nin “topal ördek” haline geldiği; bunun da bir erken seçime yol açabileceği değerlendirmeleri yapıldı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Gerek iktidarın ilk şokla girdiği 'yok bir şey' tutumu, gerekse Millet İttifakı'nın bir erken seçimi hemen gündeme getirmeyerek iktidarın yıpranmasını sürdürme tutumuna rağmen, bir erken seçimin kaçınılmaz olarak ülkenin gündemine geleceği kanaatindeyim. Erken seçim, daha şimdiden bir gölge olarak ülkenin göğünde asılıdır ve AKP ile bağlaşıklarının, ülkeyi yönetecek güç ve yetenekten yoksun olduklarının ortaya çıkması nispinde daha sık gündeme gelerek kendisini dayatacaktır. BU toplumsal-siyasal ve ekonomik kriz koşullarında, sadece bir erkekn seçim de değil, yeni seçimler silsilesine girilmesi bile şaşırtıcı olmamalı diye düşünüyorum,.

'BENZERLİK OLDUĞU DEĞERLENDİRMELERİNE KATILIYORUM'

Son olarak diğer öne çıkan değerlendirme de, Ekrem İmamoğlu’nun Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelişiyle benzer süreçler yaşadığıydı. Siz buna katılıyor musunuz?

Benzerlikler olduğu yönündeki değerlendirmelere katılıyorum. Ve bu görüntünün, akıl almaz bir basiretsizlikle en çok Erdoğan tarafından yaratıldığını düşünüyorum. Erdoğan, "iyi ama başka kime verelim yine en eyi yönetecek o" şeklindeki yanlış ama yaygın klişeyi elleriyle kırdı. Ama maddi tarihin acımasızlığı da böyle kritik anlarda ortaya çıkıyor sanırım zaten. Kendi maddi varlığının tarihsel sonunda, bizzat kendi eylemiyle sonunu hızlandırması, tarihsel materyalistler için şaşırtıcı değil. Fakat bu vesileyle bir başka noktaya dikkat çekmeyi gerekli görüyorum. AKP-MHP'nin İstanbul'da ağır bir yenilgi alması ve böylelikle "İslam-Türkçü" faşist inşanın sarsılması önemli ve anlamlıdır.

'SOSYALİST SOLUN ZORLAMALARINA İHTİYAÇ DUYULDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR'

Ancak Ekrem İmamoğlu'nun, sıklıkla, Erdoğan ve AKP tarafından yaratılmış bir siyaset ve söylem alanının içinden konuşması, 17 yıllık iktidarın yarattığı tahribatın giderilmesi konusunda çok daha uzun zamana ve özellikle sosyalist solun zorlamalarına ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymuştur diye düşünüyorum. Bu siyasal-ekonomik krizi, sadece Erdoğan ve AKP'nin değil, Türkiye egemenlerinin 12 Eylül'den beri sürdürdükleri projenin krizi olarak görmek ve göstermek gerekiyor. hesaplaşma 2002'ye, 90'lara, 80'lere ve elbette 12 Eylül darbesi ile tüm bu dönemlerin 'sahiplerine' doğru genişletilmeli. En azından ilk adımda. Bu halk tepkisi ve değişim arzusunun, burjuva siyasetin önce ANAP iktidarının dağılması, 90'lardaki milli güvenlik rejiminin çözülmesi gibi krizlere verdiği yanıtlara benzer bir 'düzeltme' hareketine indirgenmemesi için çaba sarf etmeliyiz diye düşünüyorum.