Garson! Lazanya lütfen…

Garson; hayata, sanata ve insanlık hâllerine dair zengin detaylar barındıran nahif ve biraz da melankolik bir metin olarak karşımızda duruyor…



15-09-2019 01:33

Deniz Poyraz

Oslo şehrindeki Hills isimli asırlık restoranda, kusursuz üniformasıyla orta yaşlı bir garson…Bir köşeye çekilmiş tüm salonu seyrediyor. Masaların etrafında dolaşıp sipariş alıyor. Nüktedan, entelektüel ve zeki. Tarihi 1800’lerin ortalarına dayanan restoran üst-orta sınıflarla dolu: İpeksi tenler, yumuşacık konuşmalar, enfes kravatlar, zarif eşarplar, şık kıyafetler… Dişler çiğniyor, gırtlaklar kalkıp iniyor, kahve fincanlarının sesi salonu dolduruyor… Ve yutuş! Bardakları tazeliyor Garson, boşları kaldırıyor. Bir adamın kaderi bir restoranınkiyle, dahası, bir medeniyetle bütünleşiyor. İşte olan biten bu Hills’te! Duvarlarının her metrekaresinde süratle değişip dönüşen, çoğu kere hükmeden ve dönem dönem cebinden yiyen o Avrupa kültürünün asırlık izi saklı.

Geçtiğimiz mayıs ayında Timaş Yayınları etiketiyle okurun beğenisine sunulan Garson adlı romanın kahramanı -kitaba da ismini verdiği üzere- bir garson. Tüm bir metni onun gözünden, zihninden takip ediyoruz. Romanın yazarı Matias Faldbakken, aynı zamanda bir görsel sanatçı. Ürettiği işler,uluslararası arenada önemli çağdaş sanat galerileri tarafından sergilenmiş. Garson’un güçlü görselliğinin altyapısını oluşturan dinamikte, Faldbakken’in görsel sanatlara olan hâkimiyetinin de azımsanamayacak payı var belli ki. Dil sade, anlatım akıcı. Kitabın iyi bir Türkçe ile dilimize çevrilmiş olması da bu akışı daimî kılıyor roman boyunca. Tek mekânda geçen bir kurgu için bu dinamizm oldukça önemli.

Matias Faldbakken

Hills, antika bir restoran. Arka planda daima işitilen klasik müzik de bu dokuya uyuyor. Restoranın piyanisti İhtiyar Johensen, asma kattaki kuyruklu piyanonun başında oturmuş kubbeli tavan altında, usulca tuşlara dokunuyor –tam bir buçuk nesildir. Papa-vari kısa ve küt parmakları tuşlar üzerinde hafif adımlarla ve belli bir tecrübeyle dans ederek zar zor işitilen, fakat hatasız melodiler çıkarıyor. Bazen Brahms duruma göre de Bach… Çatal, kaşık ve bıçaklar porselenlerin etrafında döndükçe Garson bize Hills’in ve müdavimlerin hikâyelerini anlatıyor.

Hills restoranının duvarları portrelerle, çizimlerle ve tablolarla kaplı. Eserlerin bazısı müdavimlerin bağışı. Modern sanat yapıtları da var aralarında, bunlar eski tabloların arasında kalan boşluklara sıkıştırılmış vaziyette, sessiz sedasız duruyor. 20’lerde Hills’e sık sık uğrayan avangartlar, çeşit çeşit çıkartmalar yapıştırmaya başlamışlar o ara. Süpürgelikten yukarılara doğru tırmanmaya başlayan bu alelade kupürler, 30’lu ve 40’lı yıllarda yerini el ilanlarına, küçük çaplı broşürlere ve daha çok politik içerikli bildirilere bıraktıktan sonra 60’lı ve 70’li yıllarda reklam çıkartmalarıyla örtülmüş. Yerel ve uluslararası markaların logolarının ardından sıra futbol takımlarının, kürek kulüplerinin amblemlerine gelmiş. Derken, karmaşanın hâkim olduğu bir manzara ortaya çıkmış. Geçmişin derli toplu hatırasından modern zamanların kaotik formlarına sessiz sedasız bir geçiş yaşanmış anlaşılan.Yıllardır günlük gazetelerin hışırdadığı mekânda artık elektronik cihazların sesi çıkar olmuş. Hem Hills hem çalışanlar hep bir ağızdan susuyorlar bu duruma; geçmişi anımsarken öte yandan kendilerini olacak olana hazırlıyorlar. Hem çalışanların hem Hills’in zamana kendini uydurma çabası, sabahın ilk müşterisiyle her gün yeniden başlıyor.

Eğer bir garson mesleğe senelerini vermişse bir baş soğandan hareketle, düşüncenin sınır uçlarında yolculuğa çıkması pek kolay oluyor. Şef, doğrama tahtasını duruluyor ve soğanı soyup kestikten sonra kızartmaya başlıyor. Bu sebzenin binlerce yıldır kullanılıyor olması Garson’a tuhaf geliyor. Eski Mısırlıların ona tapmış olması ise akıl alır şey değil. Acaba iç içe geçmiş çoklu soğan katmanları “sonsuz bir hayatı” veya “güneş sistemini” filan mı sembolize ediyor? Garson’un zihninden geçenleri takip etmek, onun samimiyetle örülü saf düşünsel dünyasını keşfetmek okuma keyfimizi arttırıyor.

Velhasıl, günün sonunda tüm müdavimler rahat ve alçak ayakkabılarıyla mozaik çini kaplamaların üstünden akıp gidiyorlar. Ertesi gün bir fincan kahve içmek için bile olsa yeniden dönecekler. İçleri rahat, ne de olsa Hills on yıllardır olduğu gibi bundan sonra da her sabah kepenklerini yeni hikâyelere açmaya devam edecek. Netice olarak Garson; hayata, sanata ve insanlık hâllerine dair zengin detaylar barındıran nahif ve biraz da melankolik bir metin olarak karşımızda duruyor…

KÜNYE: Garson, Matias Faldbakken, Çev. Mehmet Emin Baş, Timaş Yayınları, 2019, 240 Sayfa.