Futbol bir şölendir

Futbol bir şölendir

Hayata hep bir kurguymuş gibi bakmaya çalışsak, vatandaş olarak muhakememizden çok daha nadir hataya düşen seyirci ve okur içgüdümüze, her şeyden çok itimat etsek bizim için daha iyi olurdu.

Ufuk Akkuş

Portekiz’de 1932-1968  yılları arasında ülkeyi yöneten faşist başbakan Salazar, diktatörlüğü zamanında bir söyleşide “ülkeyi nasıl yönetiyorsunuz?” sorusuna “3F ile yönetiyorum” yanıtını vermiştir. Totaliter rejimin dayanağı kabul edilen “3F: fado(müzik), fatima(din) ve futbol’dur. 1938-1973 yılları arasında ülkeyi yöneten İspanyol diktatör Franco zamanında da 3F’yi; fado, fiesta ve futbol oluşturmuştur. Futbol, genellikle alt kültür unsuru olarak görülüp entelektüellerin pek de itibar etmediği bir alan olarak bilinir. Ancak gerek kültür ve yazın dünyasından gerekse de politik alandan istisnai de olsa futbola ilgi gösteren, takip eden ve futbolu sosyolojik analize tabi tutan düşün insanları vardır. Roman, öykü, deneme ve  incelemeleri bulunan, çeviriler yapan İspanyol yazar Javier Marias da  futbolu ciddiye alan ve futbol üzerine yazılar yazan bir istisna insandır.

Marias’ın “Vahşiler ve Duygusallar Futbol Yazıları” adlı kitabında; İspanya’da ve dünyada futbol, futbolcular, taraftarlar, teknik direktörler, başkanlar, zaferler, mağlubiyetler ve acı olaylar edebi bir tarzda ele alınıyor. Sıkı bir Real Madrid taraftarı olan Marias için La liga; çocukluğuna haftalık dönüştür ve kitapta yer alan kırk iki metin;  sadece zekice yazılmış makaleler ve kısa denemeler olmayıp, aynı zamanda itiraf edebiyatına özgü bir tonla anlatılmış heyecanlar, tartışmalar, dersler ve nostaljidir. Bu yazılarda, onun küçükken okuduğu eserleri ve edebiyatta attığı ilk adımları da öğreniyoruz. Marias’a göre futbol, stresli olduğunda insanı daha fazla strese sokan sporların başında gelir. On yaşında bir vahşiyken  verdiği tepkileri, tıpatıp aynı şekilde verdiren çok az şeyden biridir futbol. Hakikaten çocukluğa haftalık bir dönüştür. Futbolu sinemaya benzeten Marias, futbolcuların aynen sinema oyuncuları gibi teker teker hatırlanmalarına imkan tanıdığını, tarz olarak da aralarında benzeşme olduğundan bahseder. Takımlardaki adamlar birkaç yılda bir değişirler, tıpkı aktörlerin yaşlanınca değiştiği gibi. Futbolda, her kulüpte her yönetmenin farklı kadroları olması gibi sinemada da, bazı yönetmenler kendilerine yakın oyucularla çalışmaktadırlar. Marias; Real Madrid takımının, filmleri insanın yüreğini ağzına getiren ama genelde iyi biten Hitchcock filmlerini anımsattığını vurgular ve ekler: “Avrupa maçlarında Real Madrid, genelde üç gol yemeyi sever, rövanş maçında bundan daha fazlasını atabilmek için.”

Marias’a göre futbolda gösteri anlayışının yanı sıra dram duygusu da elzemdir. Her futbolcu ve antrenörün ilk dersi bu olmalıdır. Marias, “Eğer bir maçı kazanmak veya kaybetmek; konusuyla, hikâyesiyle, mutlu veya felaketle biten sonuyla, geçmişe, şimdiye, geleceğe, itibara ve terbiyeye ve tabii ki insanın sonraki gün kalktığındaki suratına tesir edecek önemli bir mesele olarak yaşanmayacaksa o zaman bu işleri bırakalım ve televizyonda başkalarının takımlarını tarafsız ve duygusuz bir şekilde izleyelim” der. Futbol günümüzün sirki olduğu gibi tiyatrosudur da. Heyecanlı, korkutucu ve sarsıcı olmalı, ya perişan etmeli ya da coşturmalıdır. İzlenen her şey gibi futbol da bir gösteridir. Saflık talep eder, hem felaketin hem de kahramanlığın mümkün olduğuna inanılmasını, sonsuz şaşırtmacayı ve her maçta dünyanın sonunun geldiğine inanılmasını buyurur.

Marias;  maç izlerken insanın; korku, gerginlik, sevinç, utanç, öfke, hatta göz  yaşları gibi çocukça özelliklerinin yeniden meydana çıkmasını futbol hayranlığının küçük yaşta başlamasına bağlar. Başka hiç bir faaliyetlerinde çocukluklarının su yüzüne çıkmasına izin vermeyen insanlar, futbolda en çocuksu tepkilerini hiç utanmadan gösterirler. Futbolu ayrıcalıklı kılan bir başka konu da, tutulan takımın değiştirilemez oluşudur. Marias; bütün sıkı taraftarların düşüncesinde ve dilinde olan bu konunun seneler önce Vazquez Montalban tarafından dile getirildiğini aktarır. İdeoloji, din, karı veya koca, siyasi parti, verilen oy, dostluklar, düşmanlıklar, ev, araba, edebiyat, sinema, yemek zevkleri, alışkanlıklar, hobiler, her şey değişime açıktır. Değişime açık olmayan tek konu ise çocukluktan beri fanatiği olunan futbol takımıdır. Marias’ın anlatımıyla; şu veya bu takım için bir saniyeliğine ya da anlığına az ya da çok sempati beslenebilir, dışarıdan bazı oyucularına hayranlık duyulabilir ve göz dikilebilir; ama titremek, acı çekmek ve sevinçten zıplamak söz konusu olduğunda o kulübün yerine başkasını koymak mümkün değildir. Fanatiklik kadar önemli olan bir diğer konu da ezeli rekabettir.  Diyalektik düşüncenin ilkelerinden “zıtların birliği” futboldaki rekabette de geçerli olduğunu söyleyebilirim. Marias, Real Madrid’in ezeli rakibi “Barça (Barselona)  bir gün zavallı bir Katalan Ligi’nde oynarsa ve iki takım arasındaki karşılaşmalar tarihi sona ererse, buna çok üzüleceğini” belirtir ve Barça’ya upuzun bir ömür diler. Marias’a göre; sadece daha önce kesinlikle taraftar olmuş bir İtalyan futbolcu Milan-Juventus maçının ne olduğunu bilebilir. Ancak bir Alman, Bayern Munich - Borussia Mönchegladbach’ı idrak edebilir. Sadece bir İngiliz, Liverpol-Manchester maçında gerektiği gibi heyecanlanacaktır. Ve sadece bir İspanyol, çocukluğundan beri retinasında bir Madrid-Barça maçının yüzlerce görüntüsünü saklayacak, bu iki takım arasında maç başladığında hakkıyla umutlanacak ve korkacaktır.

Bir futbolsever ve futbol dünyasında anlam arayışında olanlar için keyifli bir okuma serüveni olan kitabın sayfalarında gezinirken, bu konuda müthiş bir potansiyele sahip ülkemizde de benzeri eserlerin yazılması ve spor sosyolojisi üzerine araştırma ve analizlerin gelişmesi konusunda güçlü bir beklenti duygusunun bana eşlik ettiğini söyleyebilirim.

Javier Marias, Vahşiler ve Duygusallar, Futbol Yazıları, çeviren: Selay Sarı, Yapı Kredi Yayınları, Temmuz 2022, 153 sayfa.