Fransa’nın sarı yeleklileri nereye gidiyor: Hareketin sosyal ve siyasal karakteri!

Fransa’nın neo-liberalleşme gündeminin tek hedefi ve yahut tarafı sarı yelek giyenler olmadığından, çok çok yakında başkaca saik ve taleplerle sokakları dolduracak başka eylem dalgaları ortaya çıkacak. 2019 kışı ve baharı belki de tüm dünya için bir sosyal laboratuvar gibi işleyecek.



03-12-2018 12:01

Hakan Güneş

Birkaç aydır sokağa taşacak bir eylem bekleniyordu ama kimse ne bunun renginin  sarı trafik yeleklerinde sembolleşeceğini ne de Belçika’dan Afrika açıklarındaki Reunion Adası’na kadar yaygınlaşacağını öngöremiyordu. Siyasetler üstü yatay bir yurttaş hareketi olarak ilerleyen Sarı Yelekler Hareketinin alt sınıflarla mı kader ortaklığı edeceği, yoksa kendi refahını sağlayıp üst sınıflara mı ekleneceği, politik olarak solun diğer taleplerine mi yaklaşacağı yoksa göçmen karşıtı aşırı sağ ama popülist bir sürece mi kan taşıyacağı soruluyor. Yanıtı şüphesiz sokaktakiler sokakta verecek. Ancak gidişatı anlamak için hiç ipucumuz da yok diyemeyiz. Hem tarihsel birikimimiz hem de güncel gözlemlerimiz bize heyecanımızı diri tutmayı salık veriyor.

NASIL BAŞLADI, NEREYE EVRİLİYOR?

İki aydır bir şeyler olacağı konuşuluyordu. Aşırı sağ tehlike karşısında ehveni-şer olarak iktidara gelen Macron’un göçmenler, AB, sivil hürriyetler vb. konularda radikal bir reforma-değişime gitmeyeceği ancak acı bir neo-liberal programı vakit geçirmeden hayata geçireceği herkesçe malumdu. İlk önce zenginlerin yurtdışına kaçmasına neden olduğu gerekçesiyle servet vergisi kaldırıldı. Bu adıma karşılık verilen tepkiler sol çevreler ile sınırlı idi, basın demeçleriyle ifade edildi ve dolayısıyla sokağa da yansımadı. Ancak tatillerinden yeni dönmüş Fransızlar  Macron neo-liberalizminin ilk kapsamlı adımı olarak akaryakıt, elektrik ve gelir vergilerinde artışa gidileceğini haberleriyle sarsılınca sokağa yönelecek süreç de başlamış oldu.   

Yeni vergi oranlarının öncelikle düzenli ancak dar bir gelire sahip orta alt sınıfları ve emeklileri etkileyeceği konuşulmaya başlanmıştı. Karşı inisiyatif sendikalar, sol ya da aşırı sağdan ziyade küçük vatandaş gruplarından geldi. Değişik yerel imzalı bildiriler, sosyal medya hesaplarından yayılan tepki çağrıları giderek somutlaşan ve yaygınca paylaşılan karşı talepler listeleri dolaşıma girdi. Tramvay, otobüs ve metro duraklarında ve  kent meydanlarında daha ziyade yaşlarından emekli oldukları anlaşılan yurttaşların bildiriler dağıttıklarına şahit olundu. Sarı Yelekliler efsanesi başlamadan sokağı koklayan birisi orta yaşlılardan ziyade emeklilerin liderlik edeceği bir zam karşıtı hareketin ortaya çıkacağını öngörebilirdi.

Lakin iş saatlerinde bildirileri dağıtanlar emekliler olsa da, 17 Kasımda “Tüm Fransa’yı Herşeyi Bloke Et” eylemi ile yeni ve emeklilerden ibaret olmayan bir hareket ortaya çıkacaktı. Kendi verilerine göre Tüm Fransa’da 154 otoyol kavşağında yolu bloke eden ve bazı işyerleri ve meydanlarda toplanarak seslerini duyurmaya çalışan yurttaş inisiyatiflerine toplam 300 bine yakın katılım olmuştu. O hafta trenler yavaş çalıştı, bazı otobüsler yavaş ilerledi bazı seferler iptal edildi ama yolların bloke edilmesi ve ücretli geçiş noktalarının da fiilen ücretsiz geçişe açılmasını sağlayan gösteriler tüm tartışmaların merkezine oturdu. Üzerlerinde sarı trafik yelekleri ile yolları bloke eden vergi zamları-karşıtları artık bir isme sahiptiler: Sarı Yelekliler yada (Mouvement des gilets jaunes) Sarı Yelek-ler Hareketi.

(17 Kasım’da Sarı Yeleklileri ortaya çıkaran “Konuşmayı Bırak Harekete Geç: Tüm Fransa’da Herşeyi Bloke Et” eyleminin afişlerinden birisi)

Bir hafta sonra 24 Kasım Cumartesi günü ise hareket artık sadece Fransızların değil tüm dünyanın konuştuğu bir fenomene dönüştü. İzin verilmemesine karşın 24 Kasım’da Paris’in sembollerinden ünlü Şanzelize Bulvarında (l’avenue des Champs-Élysées ) hayatı durduran Sarı Yelekliler gün boyunca dirençli bir tutum sergileyerek isteklerinde ciddi, hem de bayağı ciddi olduklarını ifade ettiler. Ana akım medya bulvarda yakılan araçlara odaklansa bile Sarı Yelekliler Hareketi Fransız toplumundan yüzde 70’lerin üzerinde bir onay almayı başarmakla kalmadı, Belçika başta olmak üzere Avrupa’nın başka merkezlerinde de benzer eylemleri tetikledi.

Eylemlerin 3 haftasında yani 1 Aralıkta gözler yine Şanzelize bulvarındaydı ve Sarı Yelekliler ülkenin tüm bölgelerinde olduğu gibi Paris’in kalbinde talepleri karşılanana kadar hayatı durduracak “halk hareketlerine” (bu kendi ifadeleri) devam edeceklerini gösterdiler. Daha önce bakan ve başbakan düzeyinde çeşitli yatıştırıcı adımlar atan hükümet bu kez Macron düzeyinde bir geri adım atarak, “sarı yelekliler ile görüşün” talimatını vermek durumunda kaldı. Hem ülkede hem de uluslararası kamuoyunda hala kimler oldukları, arkalarında kimin olduğu, bu olayların nereye evrilebileceği soruları soruluyor. Peki Sarı Yeleklilerin sosyal ve politik olarak tarifi mümkün mü?

KİM BU SARI YELEKLİLER?

Yanıtı bir bakıma çok kolay:  güvenceli bir işi olan ancak ücretleri alt basamaklarda kalan eğitimli orta yaşlı ve her türlü politik eğilimden Fransız vatandaşları eylemlerin “tipik ortalaması”nı oluşturuyor. Buna hemen emeklileri ve düşük gelirli serbest çalışanları eklemek mümkün.  Le Figaro gazetesi editöründen, CGT sendikası yetkililerine, sosyologdan blog yazarlarına kadar pek çok kişi ya da çevre bu  “ortalama” tarif konusunda hemfikir. Benim de gözlemlerim aynı yönde.

Ancak hareket bir kez başlayınca bileşimi de içeriği de hem çeşitleniyor hem de başkalaşabiliyor. Avukatlar destek eylemleri yapmaya başladılar bile. AB vatandaşı olmayan yabancı öğrenci harçlarına yapılacağı açıklanan fahiş zamlar öğrenci sendikalarını ve gençlik çevrelerini çoktan hareketlendirdi bile. Ülkenin en köklü ve yaygın sol sendikası CGT 1 Aralık’ta benzer bir eylem ile Sarı Yelekliler ile temas kurup yan yana gelme kanalları oluşturmaya çalıştı. Sosyalist solun son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adayı Jean-Luc Melenchon çok sık basın demeçleri vererek sarı yelekliler hareketine desteğini ortaya koyuyor.

Ancak hareketin politik yönelimleri ile diğer boyutları da son derece dikkat çekici. Bunlardan ilki CGT,  Melenchon ve çeşitli sol çevrelerin giderek daha sıcaklaşan mesajlarına karşılık aşırı-sağın lideri Marine Le Pen’in de harekete açık ve net bir biçimde destek vermesi, sokak gösterilerinde göçmen ya da göçmen kökenli kesimlere henüz pek rastlanmıyor oluşu hareketin sol ile yanyana gelmesinde, daha sola evrilmesinde önemli sorunların olduğunun işareti olabilir. Belki de en önemlisi orta sınıfa yüklenen bu yeni vergi artışları karşıtlığının hükümete orta sınıf beyaz Fransızlar yerine vergilerin harcandığı sosyal kalemlerde (göçmenler başta olmak üzere işsizlere yönelik sosyal yardımlarda) kesintiye gitme fikrine evrilebilmesi riski öyle yok sayılacak türden olasılıklar değiller.

ORTA SINIFLARIN YENİ POLİTİK YÖNELİMLERİ?

Metropol kapitalizmlerinde refahı aşınan orta ve orta alt sınıfların “yeniden büyük Amerika”, “göçmensiz Fransa”, vb. söylemlere giderek daha yakınlaştığı, bu sağ-popülist dalganın ABD’de olduğu kadar Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya, hatta Hollanda, İsveç vb. ülkelerde de kendisini birer semptom olarak gösterdiği çok açık. Fransa’daki eylemlerin bu semptomdan tümüyle azade olduğunu düşünmek için de güçlü emarelere sahip değiliz.

Ancak orta sınıflar olarak da tarif edilen ücretli ve güvenceli işleri ya da  küçük işyerleri olan kesimlerin sosyal taleplerinin alt sınıflarla mı yoksa büyük sermaye sınıfı ve partileri ile mi olacağı tarihin her döneminde yeniden şekillenir. Bu şekillenme salt ekonomik şartların bir sonucu olarak da ortaya çıkmaz. Gezi de benzer kesimlerin laiklik ve cumhuriyet ekseninde hareketin ana gövdesine eklemlendiğini, evet sonrasında  bunun tümüyle devam edemediğini ama ama belirli oranda siyasete tercüme edilebildiğini bizzat tecrübe etmiş değil miyiz?

SARI YELEKLİLER KIRMIZI YELEKLİLER İLE BULUŞACAK MI?

Fransa’nın Sarı Yelekliler Hareketi’nin yaygın, yatay bir ağ örgütlenmesi, bir biçimde yaygın paylaşım, eylem dili ve talepleri ile ortaya koyduğu dikkat çekici yanlarından birisi belirgin biçimde afiş, bildiri ve söylemlerde  “apolitique” ifadesine başvuruyor olması. Buradaki “apolitik” ifadesini Türkçede apolitik olarak değil “partiler üstü” ya da  “siyasi partiler ötesi” olarak tercüme etmek gerekir. Nitekim son cumartesi eyleminde solcu sendikanın eylemi ile birleşmekten tam da bu nedenle imtina ettiklerini gördük. Ancak yukarıda da andığımız gibi Fransa’nın neo-liberalleşme gündeminin tek hedefi ve yahut tarafı sarı yelek giyenler olmadığından, çok çok yakında başkaca saik ve taleplerle sokakları dolduracak başka eylem dalgaları ile iletişim, temas, eklemlenme kaçınılmaz olduğu için 2019 kışı ve baharı belki de tüm dünya için bir sosyal laboratuvar gibi işleyecek. Dar gelirli orta sınıflar ya daha aşağıdakilerle yakınlaşarak daha yaygın ve daha kalıcı bir çizgiye yaklaşacak ya da bu rauntta belli tavizler karşılığında geri çekilerek ikinci ve daha sert gelmesi beklenen alt sınıflara yönelik yeni saldırıda yer almayacaklar.

Fransa solu, olan biteni seyredip analiz yarıştırma yerine yavaşça da olsa sokağın yaratıcı enerjisi ile birinci seçeneği mümkün kılmak için adımlar atmaya başlamış görünüyor. Nitekim eylemlerin ilk haftalarında daha çok konuşulan “bu bir sağ popülist dalga” tespitlerini yapanlar daha temkinli konuşmaya, hatta sözlerine şerh koymaya başladılar.

Elbette süreç son derece dinamik bir biçimde ilerliyor ve sağ tehlikenin kalkmış olduğu asla iddia edilemez. Ancak sağ tehlike var diyerek yerinde durmak ya da mesafelenmek yerine sokakta orta sınıfın alt katmanlarıyla buluşma çabaları ortaya kondukça tehlike sanki daha azalıyor. Çünkü tarih yapılırken, tarih yazılmaz.