Fırat suyu kan akıyor baksana

Yaşar Kemal birçok eserinde olduğu gibi ölümü normalleştiren söylem şeklini “savaşta ölümün normalleşmesi’’ başlığı ile taçlandırmıştır. Aynı zamanda baharda kuşların göçleri sırasında yapılan bayram benzeri yemekli eğlenceleri betimlerken “ölüm’’ kelimesinin anlamını bilmiyormuşçasına “yaşam’’ güzellemesi yaparak okuyucu da umut duygusunu da uyandırmıştır.



21-04-2019 00:13

Zilan Yıldırım

Şüphesiz Ege’nin denizi, toprağı, kuşları, balıkları, balıkçıları, mis gibi esen meltemi, anasonu ve diğer tüm egzotik güzellikleri ne kadar eşsizse,  Yaşar Kemal’in bunları betimleme şekli de o kadar eşsizdi. Bu betimleme salt beş duyu organımızın o mekanı algılamasıyla değil tüm bilincin ve bedenin Ege’de turlamasına da sebep oldu desek hiç de abartmış olmayız. Burada Ege’nin güzelliklerinin anlatımla resmedilmesi  bir çok duyguyu da bu güzelliklerle vurguluyor, hissettiriyor oluşuyla taçlanmıştır. Bu duygular kimi zaman umut, kimi zaman sevda, bazen öfke, bazen şefkat hissi olup, karakterler bu duyguları her  yöreye özgü çeşitlilikle ve samimiyetle  yaşayıp, yaşattığı için kişiler ‘’komşunun oğlu, üst kattaki yaşlı teyze, bu annem, şu aynı amcam’’ diyebileceğimiz karakterlere dönüşüyor ve  bizi tüm anlatımın içine çekiyor. Bu anlatım şekliyle ve yaşattığı his ile bizlere bir tabloyu hem renkleriyle, hem sesleriyle, kokularıyla, hatta dokunduğunda verecek hissiyle nasıl algılayacağımızı; yalnızca okuyarak bunu nasıl başaracağımızı da kanıtlamıştır.

Ege’de yaşamış biri tüm anılarını, hatıralarını hatırlayacak, hiç yaşamamış ise kitapta sürekli vurgusu yapılan cennet  tasvirini hissedecektir. Ayrıca olayın Ege’de ki bir ada da gerçekleşmesi Yaşar Kemal’in betimlemelerini daraltmamış aksine çeşitli uluslardan özenle süsleyerek seçtiği karakterler sayesinde tüm Anadolu’yu tüm azınlıklarıyla, tüm hayatları,  acıları,  umutları ve tutkuları okuyucuya kısa kesitler halinde sunmuştur.

Kitapta Sarıkamış Harekatı’ndan Çanakkale Zaferi’ne, Osmanlı’nın yıkılış sürecinden, Çerkez Ethem’e kadar Kurtuluş Savaşı’nın tüm öznelerine ve olaylarına yer vererek, yeri geldiğinde tarih kitaplarında sürekli okuduğumuz ‘’doğruları’’ kendi doğruları ve azınlıkların gözünden hatta ‘karşı tarafın’ gözünden göstererek bakış açımızı geniş perspektife uyarlamıştır. Tarihçilerin ‘gerçek’lerinin önüne geçmiştir bir nevi.

1920’li yıllarda Yunanistan’la yapılan mübadele ile evlerini terk etmek zorunda bırakılan Mirmingi adasındaki Rumların yaşadıklarını anlatan kitapta, sonrasında adada  saklanan Vasili ve adaya yerleşen Poyraz Musa’nın başından geçenler anlatılıyor. Burada Poyraz Musa karakteri öne çıkmaktadır. Musa fazlasıyla zeki olup iyi niyetli olmasına rağmen geçirdiği kanlı savaşlar, kıyımlar ve kötü olayların kendisini de hırsızlığa ve kurnazlığa itmiş ancak hayatını kurtaran Mezopotamya Emiri Selahattin Sultan’ın  merhameti, dünyaya ve  yaşayan tüm canlılara olan saygısından çok etkilenip tekrar insanca yaşayarak hayatının geri kalanında temiz bir sayfa açmayı planlayan biridir. Özellikle savaşların görülmeyen yüzü, bahsi geçmeyen tarafları,  yani savaştırılan insanların ve savaşın parçası olmak zorunda bırakılan sivil halkın yaşadıklarına da anlatımında yer veren Yaşar Kemal savaşın bıraktığı psikolojik yaraların insanın özüyle sürekli ters düştüğü, çatıştığı duygu durumlarının nasıl gerçekleştiğini de gözler önüne sermektedir.

Yaşar Kemal birçok eserinde olduğu gibi ölümü normalleştiren söylem şeklini ‘’savaşta ölümün normalleşmesi’’ başlığı ile taçlandırmıştır. Aynı zamanda baharda kuşların göçleri sırasında yapılan bayram benzeri yemekli eğlenceleri betimlerken ‘’ölüm’’ kelimesinin anlamını bilmiyormuşçasına ‘’yaşam’’ güzellemesi yaparak okuyucu da umut duygusunu da uyandırmıştır.

Son olarak bahsi geçen Yezidi kıyımları ile ilgili bir parçadan bahsetmek isterim. Burada “Yüzyıllardır kan revan içindedirler, durmadan durmadan kanları seller gibi akmıştır. Ottan başka yiyecek bulamamışlar, ama yürekleri kararmamış, sevinçlerini yitirmemişler, hangi koşul içinde olurlarsa olsunlar, yüce dağların kovuklarında kartallar gibi yaşamışlardır.’’ anlatımı yüzyıllardır soykırıma uğrayan Yezidi halkının onurlu duruşunu anlatması ile Yaşar Kemal’in bu toprakların halklarının tümüne nasıl saygı duyduğunu bizlere göstermiştir. Bu birleştirici tutum ve  tüm varlıklara olan bu saygının, minnetin yerini ayrıca tutmak gerektiğini de belirtmek isterim.

KÜNYE: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yayınları, 2016, 328 Sayfa.