Feminist Düşünce: Liberalizmden kesişimselliğe yollar, kavşaklar, ayrımlar.

Gündelik tartışmaların hayhuyundan ve çoğu zaman gündeme damgasını vuran “sansasyonel gelişmelerden” nefes almak güçleşiyor. Böyle zamanlarda kimi kuramsal göndermeleri de olan tartışmalar yürütmek hepten günah gibi algılanmaya, entelektüel lakırdı sayılmaya yazgılı sayılıyor. Ne ki tarihin ana hattı üzerine düşünmek, biraz geri perdeden bakıp, sıcaklığı ile kendini dayatana serin nefesler üflemek anlamını korumaya devam ediyor.



11-07-2021 02:05

Ebru Pektaş

Tarihsel bir perspektiften bakıldığında feminizm denildiğinde sözün durmaksızın çoğaldığı bir alandayız. Bu noktada sadeleşme ihtiyacını karşılayan eserler özel olarak önem kazanmaktadır. Bu eserlerden biri de Sel Yayıncılığın Türkçeye kazandırdığı Rosemarie Tong ve Tina Fernandes Botts’un Feminist Düşünce kitabı. Kadın kurtuluşu hareketinin son iki yüz yıla damgasını vuran belli başlı ekol ve yaklaşımları Feminist Düşünce’de ele alınıyor.

Feminist Düşünce epey hacimli bir kitap. Yaklaşık 500 sayfa. Kitabın zengin içeriği ve feminist düşünce ve ekollere ilişkin bir tür katalog sunması oldukça çekici. 10 temel başlıkta feminist düşüncenin izleri sürülüyor: Liberal feminizm, radikal feminizm, Marksist ve sosyalist feminizmler, beyaz olmayan feminizmler, küresel, sömürgecilik sonrası, ulus-ötesi feminizm, psikanalitik feminizm, bakım/özen odaklı feminizm, ekofeminizm, varoluşçu, postyapısalcı ve postmodern feminizm, üçüncü dalga ve queer feminizm.

Tasnif sorunu ve tarihsel bağlam

Bana kalırsa bu tür kitaplarla ilgili en temel soru elimizde nasıl bir tasnif olduğudur. Yani tüm bu zengin birikim ne tür sorular ve temel kavramlar etrafında bölümlenmiştir. Dahası oluşturulan ana başlıklar belli bir tarihsel arka planla bağlantılı mıdır yoksa bu bağlantının kurulmadığı bir “düşünceler tarihi” midir bize sunulan. İşin aslı her türlü tasnif çalışmasının üzerinden atlayamayacağı temel sorunlardır bunlar.

Zira çeşitli feminist ekolleri tanımlayan içerikler, farklı politik koşullarda farklı anlamlara bürünebilir. Örneğin önceki yüzyılda oy hakkı başta olmak üzere hak ve eşitlik konularını odağına alan yaklaşımlar pek çok tasnifte “liberal feminist” olarak nitelenir. Ne var ki buradan hareketle bugünün “yasal eşitlik” konularını, örneğin İstanbul Sözleşmesini savunmak sizi “liberal feminist” yapmaz.

Dolayısıyla kavramlar, ekoller, tanımlamalar ancak belli bir tarihsel bağlamla anlam kazanır. Feminist Düşünce kitabında ise “tarihsel bağlam sorunu” yeterince ele alınmamıştır ve okur “neden” sorusunun davet edeceği yeni okumalar yapmak durumundadır. Örneğin radikal feminizmin temel iddiaları ile Batıda refah toplumu paradigması bağlantılı mıdır ya da kesişimsellik ile dünyada kimlik siyasetlerinin yükselişi arasında bir ilişki var mıdır? Bu sorular çoğaltılabilir.

Yine de eğer okuyucu Feminist Düşünce’de sunulan zengin düşünsel birikimi belli tarihsel koşullarla bağlantılı olarak ele almaya çabalarsa önemli bir fırsatla karşılaşacaktır. Fırsat şuradadır ki birbirinden bambaşka tarihsel koşullarda, bambaşka ekoller olarak önümüze çıkanların belli bir düşünsel akrabalığı olduğunu kavramak mümkündür. Hemen kitaptan bir örnek sunalım:

“Liberal feminizm son yıllarda kayda değer bir biçimde, kadınlara yönelik baskıyı doğru bir şekilde alabilmek için, bunun iç içe geçmiş ve örtüşen baskılardan oluşan daha büyük bir matris içinde yer aldığını kavramamız gerektiğini savunan kesişimselliğe yönelmiştir.” (Feminist Düşünce, s.56)

Diğer bir deyişle 200 yıl önce “kadınlar vardır” diyen liberal oy hakkı hareketi ile günümüzün kimlik ve tanınma siyasetlerini birleştirmeyi hedefleyen kesişimselliği arasında belli bir düşünsel akrabalık vardır.

Marksist feminizmdeki “Marksizmi” sorgulamak

Feminist Düşünce kitabı benzerlerinden farklı olarak “Marksist ve sosyalist feminizmler” başlığını oldukça geniş biçimde ele almıştır. Flora Tristan’dan Angela Davis’e Juliett Mitchel’den Lisa Vogel’e uzanan oldukça zengin bir liste karşımıza çıkmaktadır. Marksist feminizmlerin tabiri caiz ise daha çok “ekonomi politikçi” Marksizmde kazı çalışması yapması, daha açık ifadeyle “ev içi emeğe” fazla gömülmesi bana kalırsa kadının politik özneliği ve kurtuluş sorunu gibi konuları biraz gölgeye düşürmektedir. Diğer yandan örneğin Marksist yabancılaşma kavramının “cinsiyetli bir eksenle” yeniden ele alınması bu riski bertaraf etmekte işe yarayabilir.

“ (Alison Jaggar-EP) Yabancılaşma gibi birleştirici bir kavramı, kapitalizm idaresinde, kadınların birey olarak bütünleşmesinin kaynağı olabilecek her şeyin (iş, seks, eğlence) ve herkesin (aile üyeleri ve arkadaşlar) nasıl da parçalanmanın nedeni haline geldiğini açıklamak üzere kullandı.” (Feminist Düşünce, s.18)

Meraklı okur için Feminist Düşünce kitabının özellikle dipnot ve kaynakça kitapları muazzam bir okuma listesi sunmaktadır.

Bununla birlikte Feminist Düşünce kitabı, muhtemel ki kapsam ve hacmiyle bağlantılı olarak Marksist feminizmin, “Marksizm” kısmına dönük bir tartışma yürütmemiştir. “Marksizm ama hangi Marksizm” sorusu benzer pek çok kitapta da üzerinde tartışma yürütülen bir başlık olmamaktadır. Örneğin Juliet Mitchell’in Marksist feminizminin Marksist kısmı yapısalcı ve anti-tarihselci yorumuyla L. Althusser'in tezlerini ve metodolojisini takip eder. Mitchell, Althusserci kavram setinin en güzide unsurları olarak "karmaşık bütün", "üstbelirleme", "ekonominin son kertede belirleyiciliği", yapıların ayrı tarihselliği, ayrı bir yapı olarak "yeniden üretim tarzı" gibi kavramları kullanır.

Radikal feminizmi doğru anlamak

Feminist Düşünce kitabının en faydalı başlıklarından biri radikal feminizm başlığıdır. Günümüzde, özellikle sosyal medya ortamında pejoratif kodlarla (aşırı ‘radikal’, kötü, gergin, fobik, yaşlı, cinsel açlık çeken) anılan radikal feminizmin tam olarak ne olduğu pek tartışılmamaktadır.

Feminist Düşünce kitabı radikal feminizmin tek, bütün ve türdeş bir ekol olmadığını başarılı biçimde anlatıyor. Hatta radikal feminizmi iki ana kampa bölerek, bugünle de bağlantı kurulabilecek tutamak noktalarını okuyucuya sunuyor.

Feminist Düşünce’deki tasnife göre radikal feminizmin iki ana kampı radikal-liberter feminizm ve radikal-kültürel feminizmdir. İlki bilinç yükseltmeden cinsel özgürleşmeye, cinsiyet rollerini reddetmekten beden politikalarına geniş bir alanda özgürlükçü temaları odağına alırken, ikincisi bakım emeği sorunları, fuhuş, pornografi, cinsel taciz gibi özgürlüğün önündeki cinsiyetli maddi süreçleri ve ezilme biçimlerini merkeze almaktadır.

Radikal feminizmin çeşitli tezleri ayrı tartışma konuları oluşturmaktadır elbette. Bununla birlikte radikal feminizm, dünyayı bütünsel olarak kavramayı, anlamlı neden sonuç bağlantıları kurmayı mümkün kılan modernist ana hattın içindedir. Onu eleştirmek de onun eleştiri gücünden yararlanmak da mümkündür. Zira elimizde çeşitli bulgularıyla birlikte patriarka kavramı, beden başta olmak üzere kadınlara yönelen baskının somut, maddi yüzeylerinin kabulü, ezilmenin kapitalizm, bakım emeği ve annelik gibi maddi dinamikleriyle açıklanması vardır.

Feminist Düşünce’de bakım ve özen odaklı feminizm başlığıyla serimlenen tartışmalar da bağlantılı bir okumaya imkan sunmaktadır. Bu bölümdeki “bakım etiği” tartışmasının muazzam felsefi sorgulamalar içerdiğini de kaydetmek gerekir.

Üçüncü Dalga Feminizm: Kesişimsellikten Queer’e Post Anlatılar   

Son olarak Feminist Düşünce’de ele alınan üçüncü dalga feminizm başlığı hakkında birkaç not ekleyelim.

Kitapta her bölümün sonunda, anlatılan ekolle ilgili çeşitli eleştiriler de okuyucuya sunulmaktadır. Üçüncü dalga feminizmin anahtar kavramı olarak ortaya çıkan kesişimsellik üzerine yapılan bir saptama özellikle anlamlıdır:

“Kesişimsellik takriben 1990’ların başında ortaya çıktığından beri, o dönemde saptanan baskı eksenleri çoğaldı. Irk, toplumsal cinsiyet, sınıf ve cinsellik ilk başta kesiştiği ve belirli kadınların deneyimlerini şekillendirdiği düşünülen başlıca baskı eksenleriyken, son dönemde din, uyruk ve vatandaşlık statüsü gibi unsurlar bu listeye eklendi.” (Feminist Düşünce, s.199)

Yazının başında da değindiğimiz gibi bu liste kimlik ve tanınma siyasetlerinin çoğullaşmasıyla durmaksızın çoğalmaya devam ediyor. Queer post-anlatı ve onun akışkanlık türü kavramları ile “zamanın ruhunu” yakalayan bir yaklaşım burada yer buluyor. Tüm bu karmaşa içinde başta “kadın” kavramı üzerindeki tartışma olmak üzere, kadının politik özneliğinin kuşkulu hale gelmesi ciddi bir mücadele başlığı olarak belirmektedir.

KÜNYE: Feminist Düşünce, Rosemarie Tong, Tina Fernandes Botts, Çev: Beyza Sümer Aydaş, Sel Yayıncılık, Birinci Basım, Mart 2021.