Farah Zeynep Abdullah'a yanıt: Seslerini duyurduğumuz set emekçileri kazandı

Farah Zeynep Abdullah’ın itham ettiği “niyet” olmasa da tek niyetimiz hak gaspına uğrayan, emekleri gibi hayatları da sermaye tehdidi altında olan milyonlarca emekçinin sesini duyurabilmektir. Bu niyet birileri için “kötü” ise gocunmayız. Tarafımızı bilmeye ve “kötü niyetli” olmaya devam edeceğiz…



15-09-2020 07:48

Tugay Candan - @TugayCandann

Mail: tugaycandan@ilerihaber.org

Geçen hafta bu portalda benim imzamla yayınlanan “Masumlar Apartmanı’nın kamera arkası pek ‘masum’ değilmiş!” başlıklı haberde OGM Prodüksiyon’un yapımcısı olduğu dizi setindeki ağır çalışma koşullarını aktarmış ve Covid-19 günlerinde bu koşullarda çalışmak zorunda bırakılan set emekçilerinin endişe dolu seslerini duyurmaya çalışmıştık.

Haberin içeriğine biraz değinecek olursak, 24 gün süren ve 6 Eylül’de tamamlanan ilk bölüm çekimlerinde set emekçilerinin genellikle 13 saat üstü çalıştırıldığı, hatta bu sürenin 17 saate kadar uzadığı, emekçilerin ısrarına rağmen sete ara verilmemesi için Covid-19 testlerinin bölüm sonunda yapıldığı yer almıştı. Haberde, set emekçilerinin “repo” diye adlandırdıkları hafta tatillerinin ise 8-9 günde bir yapıldığı aktarılmıştı.

İnsanı çalışma koşullarından uzak bu durum başlı başına fecaatken, bir de dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını düşünüldüğünde daha vahim bir boyuta işaret ediyordu. Diğer setlerden de gelen koronavirüs haberleriyle set emekçileri haklı olarak bu ‘fecaat’in bağışıklıklarını düşürdüğünden yakınarak, önce kendileri, sonra yakınları adına virüse yakalanmaktan endişe duyuyordu.

Setlerdeki ağır çalışma koşulları uzun süredir biliniyor. İş kazalarının da yoğun olduğu bu sektörün durumuna emekçiler seslerini duyurduğu oranda ışık tutulurken, Covid-19 salgınına rağmen halen birçok dizi ya da sinema setinde bu koşulların sürdürüldüğü sır değil.

FARAH ZEYNEP ABDULLAH’A YANIT

Haberin yayınlanmasının ardından set emekçilerinden bana ulaşan olumlu tepkilere, bir de olumsuz tepki eklendi. Dikkat çekici olan bu tepki, dizinin başrol oyuncusu Farah Zeynep Abdullah’tan geldi. Oysa haberde oyuncunun adı sadece diziyi tanıtma amacıyla geçirilmişti.

Kendisine ve sanatına duyduğum saygıyı belirterek devam etmeliyim ki Zeynep Hanım’ın tepkisi beni hayrete düşürdü. Haberimin ses getirdiğini görmek tabii ki güzeldi ancak olumsuz tepkiyi bir sanatçıdan değil, olsa olsa yapım şirketinden beklerdim. Farah Zeynep Abdullah, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda haberi alıntılayarak “Bu neyin kafası?”, “kötü niyetli”, “uydurma haber” gibi ifadelerle haberin gerçekliği yansıtmadığını iddia ediyordu. Hatta sette kendisinin de “şahit olduğu kadarıyla” Covid-19’a karşı her şeye “çılgınca” dikkat edildiğini söylüyordu.

Birincisi, haberde Covid-19’a karşı set içinde “alınmayan” önlemlere ilişkin herhangi bir şeyden bahsedilmiyor. Oyuncuların maske takmasını beklemiyoruz tabii ki. Ancak Covid-19’a “çılgınca” dikkat etmek sadece set içi önlemlerle sınırlanacak bir konu değil. Virüsün bulaşma ve etkisi göz önüne alındığında en önemli husus bağışıklık. Bu çalışma koşullarında ise güçlü bağışıklık mümkün değil. Kaldı ki testler bölüm sonuna ertelendiği için sette olası bir koronavirüs vakasının tespit edilmesi de olası görünmüyor. Demek ki pek de “çılgınca” dikkat edilmiyormuş…

İkincisi de paylaşımda geçen “şahit olduğum kadarıyla” kısmı. Set emekçileri 17 saate kadar çalışmak zorunda bırakılırken, bu en azından başrol oyuncuları için geçerli değil. Oyuncuların sete geliş-gidiş saatleriyle ekibin çalışma saatleri ve çalışma günleri farklılık gösteriyor. Yani Zeynep Hanım’ın “şahit olduğu” kısım, set emekçilerinin çalışma koşullarında sadece bir kısım.

Üçüncüsü ise biz haberciler, haber elimize geldiğinde bunu bir “niyet” ile ele almayız. Haber kriterlerine uygunsa da yayınlamakta bir beis görmeyiz. En önemlisi ise henüz yayınlanmamış bir yapımı kötülemek için niyet beslemekten(!) daha önemli işlerimiz var. Ancak burada Zeynep Hanım’ı anlayabiliyorum. Özellikle anaakım medyada haber ve habercilik “niyet” ile ölçülür durumda…

SETTEN HABER VAR: ÇALIŞMA SAATLERİ DÜŞÜRÜLDÜ

Öte yandan haberin yayınlanmasından kısa süre sonra setteki çalışma saatlerinin 12-12,5 saate düşürüldüğü haberini aldım. Bu gelişmede haberin direkt etkisinin olduğunu bizzat biliyorum. Ancak burada Sinema Televizyon Sendikası’nın da devreye girmesinin etkisi büyük.

Ancak yinede şu hususa dikkat çekmekte fayda var; çalışma saatlerinin düşürülmesi tabii ki olumlu bir gelişme ancak bu sürenin düşürülmüş şekli bile olması gerekenden daha fazla.

Sinema Televizyon Sendikası’nın da aralarında yer aldığı birçok meslek kuruluşu tarafından hazırlanan, “Türkiye’de Covid-19 Kısıtlamaları Altında Film Yapımlarında Güvenli Çalışma Koşulları Alınması Gereken Önlemler” başlıklı raporda çalışma süresine ilişkin şu ifadeler yer alıyor:

Çalışma saatleri 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre uygulanmak zorundadır. Günlük çalışma süresi bir saat yemek molası hariç 11 saati aşmamalıdır. Yasal çalışma süresinin aşılmaması için set öncesi tüm birimler ön hazırlık çalışmalarını (senaryo yazımı dahil) eksiksiz ve pandemi önlemlerini öngörerek yapmalıdır. (Uzun çalışma saatleri alınabilecek önlemlerin uygulanmasını zorlaştıracaktır. Bağışıklık sisteminin güçlü kalmasının gerekliliği; ve corona virüsün zayıflamış bünyelere daha kolay bulaştığı gerçeğinden dolayı uzun çalışma saatlerine son verilmelidir.)

EMEKÇİLERİN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

‘Masumlar Apartmanı’ pratiğinden bir çıkarım yapıldığında şunu görebiliyoruz ki, emekçilerin kazanım sağlamasının ilk koşulu seslerini duyurabilmeleri oluyor. Alanın neredeyse tamamını kaplayan anaakımda bu mümkün olmadığı için elde sosyal medya ve emek haberciliği yapan medya kuruluşları kalıyor.

Farah Zeynep Abdullah’ın itham ettiği “niyet” olmasa da tek niyetimiz hak gaspına uğrayan, emekleri gibi hayatları da sermaye tehdidi altında olan milyonlarca emekçinin sesini duyurabilmektir. Bu niyet birileri için “kötü” ise gocunmayız. Tarafımızı bilmeye ve “kötü niyetli” olmaya devam edeceğiz…