Evren İşler: Bilirkişi heyeti, sorumluların yargılanmıyor olmasının ilk sebebi

Çorlu tren katliamının üzerinden geçen bir yılı, hayatını kaybedenlerin ailelerinin avukatı olan Evren İşler ile konuştuk.



08-07-2019 11:20

İzel Sezer - @izelsezer

E-posta: izelsezer@ilerihaber.org

8 Temmuz 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar mevkiinde 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300 kişinin ise yaralandığı tren katliamının üzerinden bir yıl geçti.

Aradan geçen süre zarfında bu olayın bir kaza değil de katliam olduğu daha ilk günlerde ortaya çıkarken, katliamın hukuki süreci ise büyük skandallara sahne oldu.

Ailelerin adalet mücadelesi sürerken, aradan geçen bu bir yılı yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatı olan, Sosyal Haklar Derneği (SHD) Genel Sekreteri Avukat Evren İşler'le konuştuk.

‘KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASINI ENGELLİYORLAR’

Ailelerin ve sizin "Çorlu tren faciasının tüm sorumluları yargılansın" talebinize rağmen davada yalnızca alt düzey 4 TCDD görevlisi yargılanıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu durum kamu görevlilerinin yargıdan kaçırılma çabasının bir parçası. Aslında bunu bütün sosyal cinayet dosyalarında görüyoruz. Mümkün olduğu sürece kamu görevlilerinin yargılanmasını engelliyorlar, yargılamak zorunda kalırlarsa da en alt seviye cezaları vererek dosyayı kapatma derdine düşüyorlar. Bu maalesef ki idarenin, bürokrasinin ve yargının bir pratiği olarak karşımıza çıkıyor. Bütün dosyalarda olduğu gibi burada da engellemeye çalışıyorlar. Bir şekilde, bir gün bu yargılama sırasında yaptığımız itirazlar sonucunda tüm sorumlular yargılanmadan bu dosyanın kapanmayacağına inanıyoruz. 

‘BİLİRKİŞİ HEYETİ TÜM SORUMLULARIN YARGILANMIYOR OLMASININ İLK SEBEBİ’

Bilirkişi raporunu hazırlayan iki kişinin Ulaştırma Bakanlığı ve ihale verdiği firma ile bağlantısı çıktı. Sizce bu durum soruşturmanın bağımsızlığını etkiledi mi?

Tabii ki etkiledi. Çünkü bu insanlar neredeyse sanık olması gereken insanlar. Bir tanesi o hatta danışmanlık yapan kişi. Bir diğeri o hattın sinyalizasyon ihalesini alan insan. Yani hem ticari hem de siyasi bağlantıları var Ulaştırma Bakanlığı ve TCDD ile. Dolayısıyla zaten, bilirkişi heyetinin içinde bu iki insanın olması tüm sorumluların yargılanmıyor olmasının ilk sebeplerindendir. 

‘SAVCI VE HAKİM DELİLLERİ OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ DEĞERLENDİRMEDİ’

Soruşturma sürecinde bilirkişi raporunu hazırlayan şahısların bakanlık bağlantısı haricinde başka hukuksuzluklara da denk geldiniz mi?

Bilirkişi raporu ne kadar kötü, ne kadar taraflı olursa olsun soruşturmayı yürütme yükümlülüğü savcıya aittir. Dolayısıyla savcının bütün delilleri toplayıp bu delillere uygun şekilde karar vermesi gerekirdi. Bu kadar taraflı hazırlandığından emin olduğumuz bilirkişi raporu dahi aslında hem Ulaştırma Bakanlığı'nın hem de TCDD Genel Müdürlüğü'nün sorumlu olduğu yerleri söylüyor. Söyledikten sonra "Bunların sorumluluğu yoktur" diyor. Dolayısıyla savcının hukuki değerlendirmeyi yaparken soruşturmasını derinleştirmesi gerekirdi. Sadece bilirkişilerin dediğine göre iddianame düzenlemesi ve diğer insanlar hakkında karar vermesi kabul edilemez. Biz buna itiraz ettik, itirazımızı değerlendiren Sulh Ceza Hakimliği de itirazı reddetti. Dolayısıyla sadece bilirkişilerin sorumluluğunda değildir bu iş. Soruşturmayı yürüten ve daha sonra itiraz kararını değerlendiren savcı ve hakimin de delilleri tam olması gerektiği gibi değerlendirmediğini düşünüyoruz.

‘ACILI İNSANLAR KATİLLERİYLE YÜZLEŞMEK İSTİYORLAR’

İlk duruşma öncesinde polis ailelere saldırdı ve hayatını kaybedenlerin ailelerini salona almadı. Sizce bu saldırının sebebi ne?

O kadar olmaması gereken bir şey yaşadık ki... Bu salonun yetersiz olduğu en başından belliydi. 300'den fazla müştekisi var dosyanın, 135 kişilik salonda duruşma yapma kararı verildi. Aileler ve avukatları duruşma öncesinde de salonun yetersiz olacağını ve daha büyük bir yerde yapılması talebini iletmişlerdi mahkemeye ama açıkçası böylesi bir saldırı beklemiyorduk. Bu insanlar acılı. Evlatlarının, annelerinin, babalarının ölümünden sorumlu olan insanlarla, katilleriyle yüzleşmek istiyorlar haklı olarak. Onlara soracakları sorular var. Ve hepsinden önemlisi, bir adil yargılama yapıldığından bahsedebilmek için zaten bu insanların duruşma salonunda olması şarttır. Aileler sadece bunu talep etti. Polis, duruşmaya girişten itibaren inanılmaz bir pervasızlıkla davrandı. 

‘ACILI AİLELERİ DÖVMEKTEN ÇEKİNMEDİLER’

Gerçekten bir şey söylemek çok zor. O insanların acısına acı katan bir olay yaşadık. Adalet arıyorlar ve adı "Adalet Sarayı" olan yere girmeleri, duruşmalarını takip etmeleri dövülerek engelleniyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Aileler zaten açıklamalarında da söyledi, "Biz düşman mıyız, bize niye böyle davranıyorsunuz?" diye. Ama şunu biliyoruz, sorumluluk mümkün mertebe alt seviyede tutulsun çabasının bir yansıması bu. Takip edilmesin ki yargı mekanizmamız bir kere daha araç olarak kullanılabilsin ve bütün sorumluları da yargılamadan göstermelik cezalarla bu işi kapatabilsin istiyorlar. Dediğim gibi bu bir idari pratik. Yargı mekanizmasıyla ve polisiyle bir bütün olarak karşımıza çıktı ve bunu sağlayabilmek için acılı aileleri dövmekten bile çekinmediler. Gerçekten utanç verici ve çok üzücü. Aileler açısından da kabul edilemez nitelikte. Hem üzgünler, hem öfkeliler.

‘AÇIKLAMA, VALİLİĞİN KENDİ SUÇUNUN ÜSTÜNÜ KAPATMAK İÇİN BAŞVURDUĞU MANİPÜLASYON'

Tekirdağ Valiliği, ilk duruşma sonrasında skandal bir açıklama yaparak "Polisimiz marjinal gruplara prim vermedi" dedi. Sizce kim bu "marjinal" gruplar?

Orada marjinal grup falan yoktu. Bu açıklama valiliğin kendi büyük hatasını, hem insani hem hukuki hatasının üstünü kapatmak için başvurduğu bir klasik çarpıtma yöntemidir. Aileler oradaydı, kimse polise karşı en ufak bir suç işlemedi. Polis başından itibaren, sabah 09.00'da buluştuğumuzdan itibaren, pervasız bir tutum içindeydi. Bir marjinal grup yoktu, tamamen valiliğin kendi suçunun üstünü kapatmak için başvurduğu, çaresizlikten kaynaklanan bir çarpıtmadır, bir manipülasyondur.