Eşcinsel olduğu için mesleğinden uzaklaştırılan hakemin davası Yargıtay'dan döndü

Eşcinsel olduğu için mesleğinden uzaklaştırılan hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın TFF aleyhine açtığı dava Yargıtay’da bozuldu. Dinçdağ, 2009’dan bu yana adalet arıyor.



21-09-2018 09:53

Eşcinsel olduğu için hakemlik yapması engellenen Halil İbrahim Dinçdağ’ın Türkiye Futbol Federasyonu ( TFF) aleyhine açtığı ve 23 bin TL tazminat kazandığı dava, Yargıtay’dan döndü. Kararda, Dinçdağ’ın yaşadığı olayda, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı savunuldu. 

UZUN SÜREN MÜCADELE

Dinçdağ, Trabzon’da, hakem ve radyocu olarak tanınan, sevilen biriydi. Cinsel kimliği açıklandı ve hayatı altüst edildi. 19 yıllık radyo programına veda etti. Ölüm tehditleri aldı. 2009-2010 sezonunda hakemlik yapamaması üzerine TFF aleyhine, 100 bin TL’lik tazminat davası açtı. Önce ayrımcılığa maruz kaldığını, ardından da hakkını aramak için yazdığı dilekçenin basına sızdırılmasıyla özel hayatının teşhir edildiğini belirtti. İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2015 yılında, Dinçdağ’a, 3 bin TL maddi, 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi. 

İLGİNÇ YORUM

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise yaklaşık üç yıl sonra kararı bozdu. İki sayfalık kararda, hiçbir gerekçe yer almadı. Cumhuriyet'ten Hilal Köse'nin haberine göre kararda,  “Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme hakkından yoksun bırakmamak için, yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır” denildi. Kişilik haklarının kişisel varlıkların korunmasıyla ilgili olduğu belirtilen kararda, şu ifadeler dikkat çekti: “Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık, yaşam ile nesep gibi insanın insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir. Davaya konu olayda, olayın gelişimsel şekli bir bütün olarak değerlendirildiğinde manevi tazminat koşulları oluşmamıştır.”

ANLAŞILMAZ NİTELEMELER

Dinçdağ’ın avukatı Fırat Söyle, yeni bir ayrımcılığa imza atıldığını vurgulayarak, karar düzeltme istemiyle Yargıtay’a başvurdu. Dairenin bozma kararının anlaşılması güç, muğlak ve çelişkili ifadelerden ibaret olduğunu belirten Söyle, “Bozma sebeplerini idrak etmeye çalıştım ancak karardan çok da bir şey anlayamadığımı itiraf etmek zorundayım. Sayın Daire, hukuk bilgilerimizi adeta kargaşaya sürükleyecek olan bir metne imza atmıştır. Kararın çoğu yerel mahkemeden alıntı, son iki paragrafta yapılan tanımlamalar da hukuki olmaktan uzaktır. Kararda geçen ‘Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü’ şeklindeki değerlendirmenin tam aksine duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zararın ta kendisidir. ‘Acılarını içlerinde gizleyenler’ şeklindeki ifadenin hangi manaya geldiği meçhuldür. Bu nitelendirmenin kararda yer bulmasının maksadı tarafımızca anlaşılamamıştır” dedi.

ABESLE İŞTİGAL KARAR 

Kişinin şeref ve haysiyetinin, özel hayatının gizliliğinin ve sırlarının saldırıya uğramasının kişilik hakkının ihlali anlamına geldiğine dikkat çeken Söyle, şöyle devam etti: “Müvekkilimizin kişilik hakları, öncelikle TFF’nin haklı bir gerekçeye dayanmadan kendisini görevden uzaklaştırılması, sonrasında ise özel hayatının teşhir edilmesi sonucunda ihlal edilmiştir. Müvekkilin eşcinsel yöneliminin deşifre edilmesiyle birlikte sosyal, özel ve ekonomik hayatı büyük sekteye uğramış, zarar görmüştür. Çalışma hayatı bitirilmiştir. Mayıs 2009’dan bugüne dek herhangi bir yerde iş bulabilmiş değildir. Çalışma hayatının bitirilmesinin tek sorumlusu davalı kurumdur. Kişinin hayatının bu denli bitirilmesinin, manevi tazminatın koşullarını oluşturmadığını, dolayısıyla haksız fiil teşkil etmediğini söylemek abesle iştigaldir. Müvekkil işsiz kalması bir yana tamamen yoksullaştırmıştır. Parasız ve evsiz kaldığı günlerde, geceleri sokakta banklarda sabahladığı olmuştur... ”