Erotik, politik ve sarkastik bir oyun: Kamamber



17-04-2016 08:37
Söyleşi: Ebru Pektaş

KendiniYiyen bir kadın anlatıyor.

“Ben kendime güvenmeye başlıyorum adamlar süklüm püklüm oluyor, ben güzel seksi kıyafetler giyiyorum adamlar performans korkusuna kapılıyor, ben zihnimi kitaplarla besliyorum adamlar aşağılık kompleksine kapılıyor, ben yalan söylemeyi, aldatmayı bırakıyorum adamlar bağlanma korkusuna kapılıyor, ben kariyerimde ilerliyorum adamlar yetersiz hissediyor, yemin ederim kendimi birazcık sevmeye başladığımdan beri iyi seks görmedim!”

Kadınlık hallerine dair bu fragman Kamamber oyunundan.

Kara Kabere ekibi, Kamamber adlı oyunda oldukça çarpıcı bir metin ve performansla dört kadının hikayesini anlatıyor. Adı üstünde dört kadın; KendiniYiyen, DarAlan, Bağlanan ve BirOlan.

Bu dört kadın üzerinden, kadın olmanın günümüzün modern cangılında nasıl dev bir ‘varoluş endişesine’, giderek bir ‘hayat ağrısına’ dönüştüğü mizahi, erotik ve politik bir üslupla sunuluyor.

Cinsellik, cinsel şiddet, ruhsallık, özgürlük, bağlanma, suçluluk gibi konular etrafında sergileniyor oyun.

Kamamber, izleyicisiyle kurduğu ilişki, ‘armağan ekonomisi’, oyuncuların hayranlık uyandıran performansı gibi pek çok yönüyle değerlendirilebilir. Ancak oyun zor bir şeyi de başarıyor.

Bu da oyunun ağlak bir arabeske dönüşmeden kadınlığın kederini, kahkaha gürültüsüne boğmadan kadınlığın sarkazmini, gündelik olanın yutuculuğuna teslim olmadan kadınlığın tefekkürünü sergilemesi.

Performansa dökülenler içinde neler yok ki...

Hiçbir zaman gerçekleştiremediğimiz ‘yapılacaklar listesi’, aşırı normal sabahlar, facebook’ta paylaşılan eylem haberleri, buluşma öncesi kadınlar olarak kendimizi olağanüstü paralamalarımız, ‘hayatın anlamını unutunca facebook’ta yeter sayıda anlam aramalarımız’, saten kaymak nevresim takımları, korseye uymayan jartiyerler, tacizler, tecavüzler, ‘yarı idrar yarı testosteron yarı imtiyaz yarı ceset kokan erkek tuvaletleri’, kadın cinayetleri, tinsellik, meditasyon, psikolog randevuları, seks işçiliği, yüz çizgileri, yaşlılık, kendi kararımızı vermeye çalıştığımız bedenimiz, orgazm...

Daha fazlası için sözü oyunun Yönetmeni Şirvan Akan’a bırakalım.

Öncelikle oyunun adı neden Kamamber?

Bir süredir “kelimeleri geri kazanmak” gibi bir gündemim var kalp/zihnimde. Kamamber, küflü bir peynir çeşidi. Kadınlara yakıştırılan diğer peynir çeşitlerine üstü kapalı bir gönderme. Aynı zamanda içinde benim geri kazanmak, eril şiddet içeren hakaretlerden çıkarıp kendime ait kılmak istediğim bir hece barındırıyor.

Kara Kabare ne kadar zamandır tiyatro yapıyor? Oyunların arka planındaki ekip çalışmasına ya da üretim sürecine dair neler söyleyebilirsiniz?

Kara Kabare 2012 yılında benim yazdığım, Selin Zafertepe’nin yönettiği “Meymenetsiz Musibet” adlı oyunla kuruldu. Sahneyi “işgal” eden dört oyuncuyu anlatan bu oyun, Wall Street’e, fabrika ve üniversite işgallerine selam çakıyordu. Sahnede bu kadar politik bir söz söyleyip sonra seyirciyle buluşurken karşı çıktığımız kalıpları yeniden üretmek benim vicdanımı rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlık, Kara Kabare’nin kendi içinde hiyerarşi üretmeyen, sanatın emek alışverişinde başka yöntemler deneyen bir topluluk haline gelmesine vesile oldu. Bu bağlamda bir manifesto yazıp ona göre hareket etmedik; süreç içerisinde manifestomuz kendiliğinden oluştu.

Farklı örnekler olsa bile sanatta ‘kadın’ sunumunun odağındaki ‘bakan erkek gözü’ne alışkınız. Bunun dışına çıkmak ve kadınları anlatmanın özel bir zorluğu var mı? Ya da örneğin üslupla ilgili avantaj ve dezavantajdan bahsedilebilir mi?

Ben sadece kendi kalp/zihnimi anlatmaya çalıştım. Bu iç bakışla ortaya çıkan kelime, cümle ve kavramlarda bile “bakan erkeğin” kendini gösterdiği yerler oldu. Birlikte çalıştığım kadınlara çok minnettarım. Benim için akıntıya karşı yüzerek bütün otantisitem içerisinde kendim olmak, tek başıma yapabileceğim bir şey değil. İster istemez iliğime işleyen ataerkil hezeyanlardan beni diğer kadınların gözleri ve dili kurtarıyor.

Üslup ve içerikle ilgili karşılaştığımız meydan okumalardan biri, aslında her zamanki gibi, bazı “erk”eklerce kadının kendi cinselliğinden bahsetmesinin bir çeşit “mastürbasyon” olarak algılanması oldu. Bu üzerinde çok şey söylenebilecek bir yorum. Önce “mastürbasyon”un neden negatif olarak algılandığından filan başlamak lazım. Ne hayal ettiğim dünyayı kurmaya çalışmaktan, ne de o dünya kurulana kadar geçen süre içerisinde hayatımı doya doya yaşamaktan vazgeçeceğim. Dolayısıyla daha adil, barış ve sevgi dolu bir dünya kurmak için fikir üretirken, nasıl iyi seks yapabileceğim hakkında da fikir yürütmeye devam edeceğim. Toplumsallık, cinsellik ve tinsellik konuları arasındaki sınırların eridiğini hissediyorum kalbimde.

Oyununuzla ilgili çok konuşulan konulardan biri de ‘armağan ekonomisi’. Kamamber’i izlemek isteyenler için bilet almak yerine ‘armağan ekonomisi’ ile sözgelimi bir kilo hurma, altı çizilerek okunmuş bir sosyoloji kitabı, bir saat şan dersi ya da başka bir oyuna bilet armağan ederek oyunu izlemek mümkün olabiliyor. ‘Armağan ekonomisi’ aslında neyi anlatıyor?

Armağan ekonomisi benim için “başka bir dünya mümkün” demenin yolu. Hayalini kurduğum dünyayı deneyimlemek için herhangi bir devrim ya da dönüşüm beklemeden, hemen burada ve şimdi hayal ettiğim şeyin kendisi olma yolum. Bu açıdan benim için çok kıymetli. Armağan ekonomisiyle birlikte yeni bir profesyonellik anlayışı keşfettim. Aynı zamanda neye ne kadar emek verdiğimi, bu emeğin karşılığını istemekteki/almaktaki meydan okumalarımı yeniden değerlendirmemi sağladı.

Her oyun öncesinde Kara Kabare topluluğunun bir parçası olarak oyunda emeği geçen herkes, kendi kalbine dönerek ihtiyaçlarını belirliyor. Seyirci oyuna bilet almak yerine bu armağanlardan birini veriyor. Her oyun sonrasında topluluktaki herkes emeğinin karşılanıp karşılanmadığı sorusunu kendi kalbine soruyor. Bu yaklaşım da emek konusuna başka bir bakış açısı getiriyor ve toplumsallıkla ruhsallığı birbiri içinde eritiyor.

Oyunda seyirciyle samimi bir ilişki de kuruluyor. Nasıl tepkiler alıyorsunuz? Diğer yandan oyununuz ödül de aldı…

Evet, Direklerarası “Özgün Yeni Oyun Ödülü” aldık. Oyunumuza tepkiler genelde çok olumlu. Armağan ekonomisinin seyirciye bir çeşit aidiyet ve sahiplenme deneyimlettiğini görüyoruz. Oyun çember içinde oynanıyor; oyuncular, yönetmen, ışık ve müzik teknisyeni gizli değil, ulaşılmaz değil. Bu canlı bağın insanlara dokunduğunu, biz kendi kalbimizdekini paylaşırken onların da kendi kalplerine dönmelerine vesile olduğunu deneyimliyoruz. Gülmenin devrimci bir eylem olduğuna dair bir inanç taşıyorum! Seyirciyle birlikte güldüğümüz her an, dönüştürücü bir enerjinin ortaya çıktığından şüphem yok.

Oyununuz toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve bunun güncel görünümlerine odaklanıyor. Özellikle taciz ve tecavüz gündemleriyle boğuştuğumuz bu günlerde kadın olmak ve mücadele etmek farkındalığın ötesinde nerelere uzanmalı?

Bunun üzerine ben de çok düşünüyorum. Bir şeylere “karşı” olarak, birilerine “öfke” duyarak, birilerini “uyandırmaya” çalışarak bir şey yapamayacağımı hissediyorum. Benim bugün bu aşamada ihtiyacım, bir cepheleşme illüzyonu içinde yaşarken bana karşı cephede görünen kişileri anlamak. Kimse doğuştan kötü değil. Neler oluyor da insanlar bunu yapıyor? Hangi koşullar değiştirilmeli? O zaman bu koşulların olmadığı bir dünyayı hemen burada ve şimdi kurmaya çalışayım… Ben kimsenin arkada bırakılmadığı, herkesin ihtiyacının dile geldiği, çatışmaların empatiyle çözüldüğü bir toplulukla yaşamak istiyorum. Bugün Kara Kabare de dahil olmak üzere kendimi ait hissettiğim topluluklar bu şekilde işliyor. Yapabileceğimiz en güzel şey bir araya gelip hayallerimizi gerçekleştirmek. Birbirimiz dışında hiçbir şeye ihtiyacımız yok!