Erkan Baş’tan muhalefete eleştiri: ‘Muhalefet partileri Türkiye’deki toplumsal hareketin yüzde biri kadar muhalefet yapamıyor’

T24 ekranlarında ‘Türkiye’de hayat nasıl bayram olur?’ programına katılan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulunurken, muhalefet partilerinin içinde bulunduğu duruma ilişkin de değerlendirmeler yaptı.



14-05-2021 18:02

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, T24 ekranlarında Murat Sabuncunun hazırladığı ‘Türkiyede hayat nasıl bayram olur?söyleşi serisinin konuğu oldu.

Programda Sabuncunun sorularını yanıtlayan Baş, 1960lardan günümüze TİP, emek, gençlik, kadın ve çevre hareketlerinden, muhalefet partilerinin içinde bulunduğu durum, ittifaklardan, Kürt sorunu ve HDPye bakış açılarına kadar pek çok konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiyede toplumsal muhalefeti oluşturan çevre, kadın, gençlik hareketleri, LGBTİ+ hakları mücadelesi ve işçi sınıfının siyasette temsil edilemediğini belirten Erkan Baş, Bu toplumsal hareketlere göre çok fazla olanağa sahip mevcut muhalefet partileri, bu kuvvetlerin onda biri, yüzde biri kadar muhalefet edemiyorlar. Daha önemlisi, bu toplumsal hareketlerin Meclisteki sözcülüğünü üstlenmekten de imtina ediyorlar. Ve bu gidişat, AKPnin bu kadar süredir koltuğunu korumasının en önemli nedenlerinden bir tanesi” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın katıldığı ‘Türkiyede hayat nasıl bayram olur?söyleşi serisinden öne çıkanlar şu şekilde:

Biz bir taraftan Türkiyenin en eski partilerinden bir tanesi bir taraftan da en yeni partilerden bir tanesiyiz. 1961de kurulan TİP, 12 Martta kapatılmıştı. Sonra Behice Hanım’ın önderliğinde 70li yıllarda bir kez daha kurulmuştu. Açıkçası 2018 Türkiyesine baktığımızda böyle bir partiye sahip olmamanın sadece bu memleketin sosyalistleri için değil, sadece Türkiye işçi sınıfı için değil, bir bütün olarak Türkiye açısından büyük bir eksiklik anlamına geldiğini tespit ettik ve TİPin yeniden siyasal mücadelede yerini alması için kolları sıvadık.

Bugün Türkiye 60 yıl öncesine göre olumlu ve olumsuz farklılıklar barındırıyor. Örneğin 60 yıl önce Türkiye kapitalist bir ülke mi diye tartışıyorduk, Türkiyede işçi sınıfı var mıydı yok muydu diye tartışıyorduk. Bugün ise işçi sınıfının ne kadar genişlediğini tartışıyoruz.

Hedefimiz öncelikle 1965te TİPin yakaladığı o başarıyı egale etmek. Bizim açımızdan miras olmanın ötesinde aynı zamanda eşik birinci TİP.

PANDEMİ İŞÇİ SINIFI HASTALIĞINA DÖNÜŞTÜ’

Biz pandemiyi kapitalizmin yoğunlaşmış hâlini yaşatan bir süreç olarak değerlendiriyoruz. TİP 2018de kurulmadan önce de temel tartışma noktalarımızdan bir tanesi buydu. Aslında çok üzün süredir kimlikler, başka veriler siyaseti belirlemeye başlamıştı. Ama gittikçe emekçi kimliğinin insanların siyasal konumlanışlarını etkilemeye başlayacağını öngörüyorduk. Fakat pandemiyle birlikte bu inanılmaz bir hızla arttı. Çünkü Türkiyenin en büyük şansızlıklarından bir tanesi dünya çapında yaşanan bu salgına AKP gibi katıksız bir sermaye partisinin yönettiği bir ülkede denk gelmesi oldu. Bu ek bir şansızlık anlamına gelmiş oldu Türkiye için. Çünkü dikkat ederseniz pandemi aslında bir işçi sınıfı hastalığına dönüşmüş durumda.

Örneğin DİSKin tam kapanma döneminde ortaya koyduğu veriler çok çarpıcı. Doğrudan Çalışma Bakanlığı’nın yayınladığı sektörel bazlı çalışma genelgesine baktığımızda şu anda Türkiyede yüzde 60’ın üzerinde işçisi, emekçisi, yoksul insanı çalışmaya devam ediyor. Bu nasıl bir tam kapanmadır?sorusunu soruyoruz. Çok çarpıcı bir şey daha hatırlatacağım; 18 yaşından altındakilerin sokağa çıkmasına kısıtlama geldiğinde 18 yaşının altında olmasına rağmen bir iş yerinde çalışanların çıkabilmesi için özel izinler çıkartılan bir ülkede yaşıyoruz. Pandemine önlemler alınıyor ama işçi sınıfı bu önlemlerin kapsamında değil. Tam tersine birileri Boğazdaki yalılarında rahat edebilsinler diye işçiler pandemide daha fazla sömürüye maruz kalıyor.

TÜM DÜNYADA İNSANLAR KURTULUŞ YOLU ARIYOR

Türkiye neoliberal denilen düzenin faturasını belki de en ağır ödeyen ülkelerden bir tanesi. Her yerde olduğu gibi bu fatura yine işçilere yıkıldı. Ortada net rakamlar var; Türkiye dünyada hazinedeki payına göre yurttaşlarına en az destek ayıran ülke. Ama daha önemli bir şey var… 60 milyar liralık bir destekten bahsediliyor. Bunun 2 milyarı IBAN yoluyla halktan toplanan paralar. Ama çok çarpıcı bir rakam daha var; 60 milyarın, 50 milyarın üzerindeki kısmı işsizlik fonundan alınmış durumda. Biz işçiler, emekçiler, sigortalılar çalışırken yarın öbür gün işsiz kaldığımızda hayatımızı idame edelim diye kumbarada para biriktiriyoruz. Pandemi döneminde iktidar kumbaramızdaki parayı alıyor, bunu sanki halka dağıtıyormuş gibi yapıp doğrudan patronlara aktarıyor.  İşsizlik fonundan işçinin parasını alıyorlar, patrona veriyorlar ve Sen bu parayla memlekette çalışmak zorunda olan insanlardan işçi aldiyorlar. Bizim paramızla bizi çalıştırıyor, patron bizim emeğimiz üzerinden kâr elde ediyor.

Dünyada geride kalan 30 yılda her geçen gün savaşlar, kan, gözyaşı ve yoksulluk artıyor. Bunun dışında dünyanın hiçbir yerinde yoksullar için umutlu bakışlardan söz edemiyoruz. Tüm dünya bir sorgulama süreci içerisinde. İnsanlar kurtuluş yolu ve umut arıyorlar.

MEMLEKETTE İNATÇILARIN SAYISI HİÇ AZ DEĞİL

Çok açık söyleyeyim biz siyasal parti olarak şöyle bir ilkeye sahibiz; halka yalan söylemek suçtur. Örneğin propaganda çalışmaları ve tanıtım kampanyaları sırasında da neysek onu göstermeye çalışıyoruz. Bu inat kampanyasının temelinde bu vardır. Yani reklam filmleri hazırlanırken genelde olmayan şeyler varmış gibi gösterilir ya TİPin kampanyasında böyle bir şey yok. Biz şu soruyu sorduk; TİP bu memlekette neyi temsil ediyor ve kimlerle birlikte siyasete müdahale etmek istiyor?’ Çok uzun yıllardır yok sayılmaya, ezilmeye ve horlanmaya karşı ısrarla ve umutla insanların kurtuluşuna bağlı olmak da bir inattır. Bu iktidarın 20 yıldır ele geçirdiği devlet olanaklarıyla, baskıyla, şiddetle, medya ablukasıyla teslim almaya çalışmasına karşı sergilenen bir inattır. Memlekette inatçıların sayısı hiç az değil ve her geçen gün artıyor.

MUHALEFET PARTİLERİNE ELEŞTİRİ

Çevre mücadelesi TİP açısından emek mücadelesinin bir uzanımıdır. Bugün dünyada da bizim ülkemizde de ‘çevreyi kim katlediyor?sorusunun yanıtı sermayedarlardır, para babalarıdır.  Bunlar daha fazla para kazanabilmek için bu ülkenin taşını, toprağını, deresini, sincabını yok etmeye göze almış vicdansızlardır.

TİP siyaset alanında muhalefetin, iktidarın 20 yıldır koltukta oturduğu bir yerde kendi eksiklerine de bakması gerektiğinden hareketle yola çıktı. İlk tespitlerimizden bir tanesi şuydu; Türkiyede toplumsal muhalefete baktığımızda, örneğin çevre hareketi, örneğin kadın, gençlik, LGBTİ+ hakları mücadelesi… Bunların her biri son derece dinamik ve son derece kararlı. Bu iktidara karşı deyim yerindeyse göğüs göğüse mücadele veren kuvvetler ama siyaset alanına baktığımızda bunların hiçbirisinin temsil edilemediğini görüyoruz. İşçi sınıfı da böyledir. İşçi sınıfının yaşamı iktidarın politikalarından doğrudan etkilendiği için zorunlu olarak bu iktidara karşı mücadele etmek zorunda.

Türkiye öyle bir hâle geldi ki AKP iktidarında asgari ücretin altı ve bir adım üstünde yaşayan nüfus toplumun yüzde 65ine ulaşmış durumda. Dolayısıyla bu kuvvetlerin tümünün mevcut siyaset alanından dışlandığı saptamasıyla yola çıktık ve biz bu güçleri siyaset alanında bir kuvvet hâline getirmek için Türkiye İşçi Partisini inşa etti. Emek mücadelesi bizim ana mücadele hattımız ama diğer mücadele başlıklarını da bundan bağımız olarak görmüyoruz.

Mevcut muhalefet partileri, bu kuvvetlerin onda biri kadar muhalefet edemiyorlar. Ayrıca bu toplumsal hareketlerin muhalefetini, Meclisteki sözcülüğünü üstlenmekten de imtina ediyorlar. Bu gidişat bize göre AKPnin bu kadar uzun süre koltuğunu korumasının belki de en önemli nedenlerinden bir tanesi. Eğer biz başarılı olabilirsek emin olun Türkiye muhalefeti çok büyük bir güç kazanacak. Daha da önemlisi Türkiye muhalefeti daha kararlı, daha inatçı bir karakter kazanacak. Bu toplumsal muhalefetten beslenmeyen herhangi bir siyasal hareketin Türkiyenin geleceğinde bir yeri olmayacağını özellikle vurgulamak istiyorum.

SUÇ ÖRGÜTLERİNİN TÜMÜ DEVLETLE İLİŞKİ İÇERİSİNDE

Suç örgütlerinin tümü devletle dolaylı ya da doğrudan ilişki içerisindedir. Bunlar devletin içerisinde yer edinmiş yapılar. Sadece Sedat Pekerin açıklamalarına bakarsak eksik kalır. Bence ona yönelen hamleye bakmak da bir başlangıç noktası. Dolayısıyla karşılıklı hamleler yapılmaya başlanıyor. Dikkatli bakan bütün gözler AKP ve MHP arasında belirli tartışmaların yavaş yavaş kamuoyuna yansıdığını görüyor.

HDP İKTİDARA KARŞI ÇIKTIĞI İÇİN HEDEF HALİNDE

Türkiyedeki iktidar, çok basit bir taktik uyguluyor; Kürt yurttaşlarımızı ve onların siyasal temsilcisi olan HDPyi bir terör konsepti içerisine sıkıştırıyor ve hedef tahtasına onu aldığında da tüm toplumu dizayn edebileceğine inanıyor. Hukuk dışı, ahlak dışı, insanlık dışı her tür uygulama karşısında HDP ile dayanışma ilişkisini geliştirmek gerekiyor. Bu memlekette vatandaşın oyu ile seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları sadece bu iktidar istemediği için görevlerinden alınıyorsa, cezaevlerine tıkılıyorsa Ama bunlar Kürt, hak ediyorlardiyenler bu memleketi ateşe attıklarının farkına varmalıdır. Selahattin Demirtaş, Seni başkan yaptırmayacağızdemeseydi de Seni başkan yaptırmak bizim elimizde, bunu bir konuşalımdeseydi bugün cezaevinde olmayacaktı. Ama onlar iktidara yakın olmayı değil, halkla birlikte bu iktidara karşı mücadele etmeyi tercih ettikleri için hedef halindeler.”