Erkan Baş’tan mafya-iktidar ilişkisi yorumu: ‘Saray'da kim varsa çete düzeninin başı da odur’

TİP Genel Başkanı Erkan Baş Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Erdoğan’ın ‘helallik’ istemesine karşı “Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız” derken, Türkiye gündemine çok sert bir şekilde giren organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in itiraflarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.



18-05-2021 16:59

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM'de haftalık basın toplantısı düzenledi. Baş, konuşmasında Türkiye gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Basın toplantısına basın emekçilerini ve yurttaşları selamlayarak başlayan TİP Genel Başkanı, “Üç haftalık bir aranın ardından sizlere bir kez daha TBMM’den sesleniyorum” derken, Meclis’in çeşitli bahanelerle çalıştırılmadığını belirtti.

Erkan Baş, “Metal işçisi, maden işçisi, kargo işçisi, kurye, eğitim emekçisi, basın emekçisi kardeşlerim.

Sağlık emekçileri, temizlik işçileri, büro çalışanları…

Siz çalıştırılıyorsunuz ama sizlerin dertlerine çare olması gereken bu meclis sadece kendi ihtiyaçları olduğunda el kaldırılıp indirilmek için açılıyor, sonra kapatılıyor.

Burada senin dertlerine çare bulunsun istenmiyor, iraden yok sayılmak isteniyor” diye konuştu.

’10 MİLYON İŞSİZ VAR AMA TBMM ÇALIŞTIRILMIYOR’

Baş konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Milyonlarca insanımız yarım yamalak kapanmalarla ne önlem yeterince alabiliyorsunuz ne de emeğinizin karşılığını alabiliyorsunuz.

Esnaf kardeşlerim, kendi hesabına çalışanlar, küçük işletme çalışanları siz eziliyorsunuz. Son üç ayda 30 bine yakın esnaf batıyor. 10 milyon işsiz var ama TBMM çalıştırılmıyor.

Bunu özellikle vurguluyoruz ve rica ediyoruz hiç ama hiç unutmayın.

Hiç unutturmayın.

Biz unutmayacağız ve ülkemiz kan ağlarken yan gelip yatan bu iktidarı hiç affetmeyeceğiz.

Dökülen bunca göz yaşının, alın terinin, kaybettiğimiz her bir canın, sizin için hiçbir şey yapılmayan her saatin hesabını bir bir soracağız.”

‘HELALLEŞMEYECEĞİZ, HESAPLAŞACAĞIZ’

Konuşmasının devamında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın esnaftan ‘helallik’ istemesine ilişkin konuşan Erkan Baş, “Tayyip Erdoğan biliyor ki hak yedi ve bu suçu örtmenin yolunu arıyor” dedi.

“Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız” diyen Baş, şu ifadeleri kullandı:

Bu arada siyasal dile sokulmak istenen ‘helallik isteme’ meselesine değinelim.

Halk arasında hak yiyen helallik isteyebilir.

Laik bir ülkede bir ülkenin Cumhurbaşkanı helallik istemez.

Hak yedin Tayyip Erdoğan, bunu sen de biliyorsun.

Sende kalan hakkımızın hesabını soracağız.

Helalleşmeyeceğiz. Hesaplaşacağız.”

‘SARAY REJİMİ BİR ÇETE DÜZENİ, MAFYA DÜZENİDİR’

Basın toplantısının devamında “Biz bu iktidara Saray Rejimi diyorduk. Saray Rejimi bir çete düzeni, bir mafya düzenidir” diyerek devam eden TİP Genel Başkanı, iki sene önce yaptığı konuşmayı hatırlattı.

Erkan Baş şunları söyledi:

“Bundan yaklaşık iki yıl önce yine bir basın toplantısı yapmış, orada Beyaz Toroslar günlerinden bu yana nelerin değiştiğini, aslında nelerin değişmediğini şu sözlerle anlatmaya çalışmıştım:

‘Derin devletle, mafyayla, kontrgerillayla hesaplaşıyoruz dediler ve hiç mi bir şey değişmedi diye düşünenlere de şunu söyleyelim.

Şunlar değişti: Beyaz Torosların yerini siyah transporterlar aldı, İşkence merkezi olan emniyet binalarının yerini adresi bilinmeyen işkence merkezleri aldı. 6 ay gözaltında kalan, işkence yapılan, öldürülen insanlar oldu. Devlet Güvenlik Mahkemeleri yerine sahte tanıklar, sahte deliller, tek adama bağlı yargı sistemi kuruldu.

Ergenekon davasıyla kontrgerillayla uğraşacağız diyen AKP, Mehmet Ağar, Tansu Çiller gibi çetecileri yedeğine alıp, yerlerine Süleyman Soylu’yu, Sedat Peker’i ekledi.’

Şimdi, bu söylediklerimizin haklılığı sanıyorum herkes tarafından görülüyor.

Biz bu iktidara Saray Rejimi diyorduk.

Saray Rejimi bir çete düzeni, bir mafya düzenidir.

‘BU DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ BAŞLAMIŞTIR’

Geldiğimiz aşamanın adını koyalım: Lağım patlamıştır.

Bu düzenin çöküşü başlamıştır.

Ve daha önemlisi… Bu, ömrü boyunca düzen sahiplerinin namına çalışmış bir ‘organize suç örgütü lideri’ konuşuyor diye olmuyor.

Bu kirli düzenin çöküşünü direnen halk başlattı, siz başlattınız, biz başlattık!

Şimdi, bu iktidarın arkasında bir destek olmadığı gören herkes konuşmaya başlayacak, yakasını kurtarmaya çalışacak, kendine dönüş bileti bulmaya çalışacak.

Halkın dik duruşu, gür sesi, herkese cesaret verecek.

Varsın, bu kirli düzenin adamları da cesaretlensin.

Bu sizin gücünüzü değiştirmez.

Ne diyor Nâzım usta: ‘Kahreden ve yaratan ki onlardır... Destanımızda yalnız onların maceraları vardır.’

Sonunda yazılan halkın destanını olacak.

Destanınızı kimseye teslim etmeyin, hediye etmeyin.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın Meclis’te düzenlediği basın toplantısından öne çıkanlar şu şekilde:

‘SARAY’DA KİM VARSA ÇETE DÜZENİNİN BAŞI DA ODUR’

Halk kendi gücünden başkasına güvenmeyecek.

Neden mi?

1) Ölen bizdik, bu ülkenin çocuklarıydı, işini aşını kaybeden bizlerdik.

Destanı yazan da halk olacak.

2) Hedef saptıracaklar. ‘Erdoğan iyi, çevresi kötü’ diyecekler.

‘Hadi yeniden ona bir şans verelim, kendine yeni bir ekip kursun’ diyecekler.

Bu bir mafya düzenidir.  Bu bir çete düzenidir.

Ve bir ülkede Saray varsa, Saray’da kim oturuyorsa, bu çete düzeninin başı da odur!

3) Siz halksınız, biz halkız. Biz işçiyiz, emekçiyiz, yoksuluz, genciz, kadınız, ezileniz...

Biz kendi kızımızın, kendi karımızın kocamızın, kendi biletlerimizin hesabını yapmıyoruz.

Bizim destanımızın önsözünde de kendi ailemizden isimler değil, bu ülkenin tüm çocuklarının tüm kadınlarının, işçilerinin ve işsizlerinin, emeklilerinin ve emekli edilmeyenlerinin isimleri yazacak.

Bir suç örgütü liderine uluslararası koruma veren İçişleri Bakanının ve onun tepesindeki Cumhurbaşkanının koltuğunda oturduğu her bir dakika bu ülkeye hakarettir.

Suç örgütü liderleriyle iş tutanlar, kokain kaçakçıları, marinalara çökenler, gazeteci katilleri, kontrgerillacılar, petrol ve doğalgaz borularını kendi Saray’larına akıtanlar bu ülkenin, bu halkın düşmanlarıdır.

Türkiye İşçi Partisi olarak, tüm yurttaşlarımıza bir seferberlik çağrısı yapıyoruz.

Bu ülkeyi, halk düşmanlarından, memleket düşmanlarından temizleyelim.

Cadde cadde, sokak sokak, külliye külliye temizleyelim.

Bu ülkeyi sizin pisliğinizden nasıl temizleyeceğimizi iyi biliyoruz.

Size dönüş bileti de vermeyeceğiz!

‘SORUŞTURMA KOMİSYONU KURULSUN’

Bir çift lafı da İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturup iktidar karşısındaki herkese elindeki devlet olanaklarını kullanarak hakaret eden, tehdit eden şahsa söylemek gerekiyor.

Normalde çoktan istifa etmesi gerekirken, sözde savcılığa şikâyette bulunup görevine devam ederken hakkında soruşturma sürdürülmesini istiyormuş!

Resmen ‘sahte kabadayı’

Yargının iktidarın aygıtına dönüştüğünü herkes biliyor ama o ayrı hem İçişleri Bakanı olacaksın hem hakkında soruşturma yürüyecek, yani savcı çağıracak polisi ‘şu sizin amiriniz hakkında delilleri toplayıp bana getirin’ diyecek öyle mi?

Varsa cesaretiniz TBMM burada, bak burada da çoğunluk sizde buyurun kaldırın ellerinizi bir Soruşturma Komisyonu kurulsun.

Derin devletmiş…

Sevsinler sizin derinliğinizi.

Derinliğiniz, hortumladığınız petrol, ticaretini yaptığınız kokain, kaçırdığınız silah kadardır.

Derinliğiniz, boğazınıza kadar battığınız lağım kadardır.

Derinliğiniz, ırmakları peşkeş çektiğiniz Cengiz’in boyu kadardır.

‘KORKUN, YIKACAĞIZ!’

Rize İkizdere’de, küfürbaz Cengiz’e direnen halkı engellemek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

İşte iki gün önce Rize Valiliği bir yasak kararı yayınlamış.

Saray’ın valisi, Soylu’nun valisi, halkın direnişine milli birlik ve beraberliği zedeleyici provokatör eylem diyor.

Devletin tüm kaynaklarını, jandarmayı, polisi, yandaş medyayı Cengiz’e kalkan ettiniz.

Sizin birlik ve beraberliğiniz batsın.

Jandarma Genel Komutanı’nın, suç örgütü liderleriyle, Süleyman Soylu’nun pudra şekercileriyle, Erdoğan’ın tümüyle birlik beraberliğini sağır sultan duydu.

Sizin Cengiz’le, Peker’le, Ağar’la, Çakıcı’yla birlik ve beraberliğinizi batsın.

Korktukları bu birlik beraberliğin yıkılmasıdır.

Korkun, yıkacağız!

‘FİLİSTİN DAVASI BU ÜLKENİN DEVRİMCİLERİNİN DAVASIDIR’

Sevgili yurttaşlar,

Bir çift söz de Filistin halkı için söylemek istiyorum.

Filistin davası bu ülkenin devrimcilerinin davasıdır.

Filistin halkının toprakları işgal edildi.  Milyonlarca Filistinli, yurtlarından edildi.

Milyonlarcası yurtlarında mülteci edildi, milyonlarcası sürgünde yaşıyor.

Hafta sonu, bu kanlı İsrail Rejimi, hastane çevrelerini, doktorları, ambulansları, sağlık ocaklarını bombaladı.

Gazze’de onlarcası çocuk, 200’den fazla kardeşimiz hayatını kaybetti.

İşgal altındaki Kudüs’te yeni yerleşimlerle, Filistinliler yerlerinden ediliyor.

Bu işgal politikasına direnmek Filistin’in hakkıdır. Yüreğimiz mazlum Filistin halkının yanındadır.

İşgalci İsrail ve onun arkasındaki ABD, ona doğrudan-dolaylı destek veren ülkeler, yaptıklarına neredeyse ses bile çıkaramaz hale gelen petrol zengini krallıklar, on yıllardır yaşanan katliamların suç ortağıdır.

Birkaç milyon dolar tazminata onay verip, kan parasıyla Mavi Marmara’da işlenen suçun kapanmasına izin verenler, suç ortağıdır.

Ve hepsinden önemlisi, ABD’yle iş birliği halinde Suriye’yi yerle bir etmek, Filistin davasına yapılmış en büyük ihanettir. Ve bunun sorumlusu AKP iktidarıdır.

AKP’YE SORULAR

Şimdi AKP iktidarına yanıtlaması için sorular soracağız.

Bakalım bütün o Filistinliler için yüreğimiz yanıyor sözlerinin ardından timsah gözyaşlarımı döküyorlar yoksa samimi bir şekilde acı mı paylaşıyorlar. Soruyoruz:

1-Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca İsrail’in Filistin’de izlediği korkunç siyaset konusunda artık sadece sözde protestolarla kalmamak için girişimde bulunacaklarını söyledi. Girişim diye gördüğümüz yıllardır ABD ve İsrail ile ilişkilerini zedelemek istemeyen onlarca hükümetin bulunduğu, bir kez bile Filistin halkına dürüstçe sahip çıkmamış İİT (İslam İş Birliği Teşkilatı’na) birlikte kınama kararı!

Bu mudur İsrail zulmü karşısında yapıp yapacağınız. İslam İş Birliği Teşkilatı ya da diğer uluslararası ve bölgesel örgütlere İsrail karşıtı teklif götürmek, onlar hareket etmediğinde (ki etmeyeceklerini biliyorsunuz) de bir bahaneye mi sahip olmak istiyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti olarak somut yaptırım kararınız var mıdır?

Sözden öte tek başınıza uygulayacağınız yaptırımları Gazze’de kaç ev yıkıldıktan, Filistin’de kaç cana daha kıyıldıktan sonra açıklamayı düşünüyorsunuz?

‘İSRAİL İLE TİCARET AŞKINIZI NASIL AÇIKLAYACAKSINIZ?’

2-Filistin için İsrail’e karşı tutum almanın önemini her gün çiziyorsunuz. Peki bu önlemlere ekonomi, yatırımlar, karşılıklı ticaret konuları girmiyor mu?

Türkiye’nin 2019 verileriyle İsrail’in İhracatında 9. İthalatında 4. büyük partner ülke!

Bu gerçek ortada dururken bomboş konuşmalar yapmak tam da sizin siyasi anlayışınız işte!

Dış Ticaret Müsteşarlığı dış ticaret verilerini geriye dönük sildirmeyi düşünüyor musunuz?

Nasıl açıklayacaksınız İsrail ile ticaret aşkınızı?

‘İSRAİL’LE SERBEST TİCARET ANLAŞMASI OLAN TEK ÜLKENİN TÜRKİYE OLDUĞU YALAN MIDIR?’

3-Özel Şirketlerin İsrail’in savaş suçlarına dolaylı olarak nasıl katkı sağladıklarına geleceğiz ama önce devletler ve hükümetler düzeyindeki siyasette devam edelim. Soruyoruz: AB, EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Antlaşması ülkeleri), ABD ve Kanada ile birlikte İsrail'le serbest ticaret anlaşması olan tek ülkenin Türkiye olduğu yalan mıdır?

T.C Ticaret Bakanlığı web sitesinde anlaşmanın metni halen mevcuttur. 

Aslında siz İsrail’i ayrıcalıklı ticaret ortağı olmaktan çıkardınız da bizim mi haberimiz yok.

Bu metin yanlışlıkla mı Ticaret Bakanlığı’nın sayfasında durmaktadır?

‘GAZZE’YE ÖRÜLEN UTANÇ DUVARI’

4-Milletvekilleriniz ve il ilçe teşkilatlarınız vatandaşlarımızın haklı tepkilerini sokağa kola dökmek, bazı şampuan markalarını kutularını çöpe atmak gibi tuhaf ‘boykot’ yöntemlerine yönlendiriyor. Bunlar boykot değil konuyu saptırmak, tepkiyi soğurmak daha da önemlisi hedefi şaşırtan ikiyüzlü eylemlerdir.

İsrail’in başta savaş endüstrine destek olan her türden dini dili ırkı inancı fark etmeksizin, Türk, İngiliz, Müslüman ateist Yahudi Budist sahibi olan şirketleri sorun edinmek gerekir.

Şimdi soruyoruz: İsrail’in ördüğü utanç duvarının, Gazze’yi çevreleyen gözetleme kulelerinin, savaş endüstrisinde kullandığı ekipmanları demir ve çeliğinin Türkiye menşeli olduğunu ilk kez biz den mi duyuyor oldunuz?

Bu şirketin, hadi biraz ipucu verelim, sizin Çanakkale mitinglerinize tüm içsi ve personelini servislerle taşıyan bir grup olduğunu söylesek sanırım hemen tanıyacaksınız İsrail ile en önde iş birliği yapanları!

(NOT: Bu şirket 2019’da İsrail’den ödül alan İÇDAŞ’dır)

‘İSRAİL İLE İLİŞKİLERE SON VERMEYİ NE ZAMAN GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ?’

5-Son olarak Filistin’e karşı İsrail’i Boykota en ufak bir niyetiniz varsa, hiçbir bahaneye sığınmadan önce diplomatik ilişkileri kesmelisiniz. O kadar tuhaftır ki İsrail ile geçtiğimiz yeni ilişki kuran BAE Sudan gibi ülkeleri resmen kınadınız. Nasıl olsa sizin bu ilişkilerin gediklisi olduğunuzu bu halk bilmeyecek, bilse de umursamayacak diye düşündünüz muhtemelen.

Soruyoruz: İsrail’in zulmüne, savaş suçlarına karşı, Filistin halkının meşru hakları için, hükümet olarak İsrail ilişkilere son vermeyi en azından askıya almayı ne zaman gerçekleştireceksiniz?

‘BOŞ SÖZLERE KARNIMIZ TOK'

Sevgili yurttaşlar siz karar verin bu sorular gerçekten yüreği daralarak süreci izleyen ve elinden fazla bir şey gelmeyen sizlere İsrail ile iş birliği yapanların bu ülkede de mevcut olduğunu göstermiyor mu?

Bizim önerimizi çok açık, çok sade:

Filistin için İsrail’i boykot, bu ülkeye yaptırımların uygulanması ve olan yatırımların geri çekilmesi, istikrarsızlık yaratan Ortadoğu politikasına derhal son verilmesi savunuyoruz.

Boş sözlere karnımız tok.

Türkiye’de Zorlu Holding başta olmak üzere İsrail ile iş yapan şirketler bellidir. İsrail kaynakları, Koç Holding’i İsrail teknolojilerini kullandığı için, Zorlu Grubu İsrail’de en fazla yatırımı olan Türk şirket olduğu için, İÇDAŞ’ı İsrail’e en çok ihracat yapan Türk şirket olduğu için, THY’yi, ikili anlaşmalar ve ticarete katkı için övmektedir.

Ticari ilişkilerin kesilmesi derken, iktidara yakın grupların da olduğu bu şirketlerden söz ediyoruz.

Uluslararası BDS hareketinin, Israil’i boykot ve yaptırımlar hareketinin talepleri bizim de taleplerimizdir ve Filistin halkına verilecek en büyük destek, böyle olur.

Ayrıca 2016 TBMM’de onaylanan Mavi Marmara konulu, Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Tazminata İlişkin Usul Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun iptal edilmeli, 2016’da İsrail’le normalleşme anlaşması derhal iptal edilmelidir.

Dışişleri Bakanlığı’na soruyoruz, kanlı bir rejim ile yapılan bu anlaşmalar gündeminizde midir?

Türkiye İşçi Partisinin elleri Türkiye’nin mazlum halkları ve emekçileri adına, Filistinli mazlum kardeşlerimizi adına yakanızdadır.

Filistin Halkı yalnız değildir.

‘TÜRKİYE AVRUPA’NIN ÇÖPLÜĞÜ DEĞİLDİR’

Geçtiğimiz günlerde Greenpeace’in hazırladığı rapora göre, Türkiye İngiltere’nin çöplerini ithal ediyor.

Rapor Türkiye'nin 2016 yılında İngiltere'den 12 bin tonluk plastik atık ithal ettiğini aktarırken 2020 yılına gelindiği ise bu miktarın 18 kat artarak, İngiltere'nin toplam plastik atığının yüzde 40'ına denk düştüğünü gösterdi. Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri de geçen yıl 2016'ya kıyasla Türkiye'ye 20 kat daha fazla plastik atık gönderdi.

Türkiye Avrupa’nın en büyük çöp ihracatçısı olma yolunda ilerliyor.

İktidarın, halk düşmanlığının, rantçılığının yeni bir boyutu daha!

Avrupa’nın çöpleri burada yakılıyor. Kendi ceplerini doldurmak, üç kuruş daha fazla para için halka reva gördükleri işte bu!

Vatandaşın sağlığını hiçe sayan iktidarı uyarıyoruz:

Çöp ihracatı derhal yasaklanmalıdır!

Türkiye Avrupa’nın çöplüğü değildir!

ÖLÜ BULUNAN AZERİ MUHALİF BAYRAM MEMMEDOV

Son olarak bir konuyu daha halkımızın gündemine getirmek istiyoruz.

Bu ayın başında Kadıköy Moda sahilinde bir Azeri muhalifin cansız bedenine ulaşıldı.

Bayram Memmedov, Azerbaycan’daki muhalif eylemleri nedeniyle 3 yıldan fazla cezaevinde yatmış, işkenceler görmüş genç bir devrimciydi. 2020 yılında Türkiye’ye gelmiş, bu sırada İngiltere’den yüksek lisans eğitimi için burs kazanmıştı.

Memmedov, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki seyahatleri sırasında Türk istihbarat birimleri tarafından da sorgulanmıştı.

Bu ayın başında cansız bedenine ulaşılan Memmedov hakkında görgü tanıkları ve yakınları aksi yönde bilgiler vermelerine rağmen, Emniyet birimleri, olayın intihar olduğunu iddia etti.

Azerbaycan’daki otoriter rejimin muhalifleri sindirmeye çalıştığı, bunun için kirli yöntemler kullandığı biliniyor.

Memmedov’un yakınları bize ulaştı.

Bu olayın, şeffaf bir şekilde soruşturulmasını istiyorlar. Azerbaycan-Türkiye yönetimleri arasındaki ilişkilerin, genç devrimcinin ölüm nedenini karartabileceğinden endişe ediyorlar.

Talepleri, olay anına ait video kayıtlarının soruşturma dosyasına dahil edilmesi.

Biz de bu olayın takipçisi olacağımızı söylüyoruz.”