Erkan Baş: Türkiye halkları, ülkemizi bu iktidardan kurtarmak için seferber olmalı

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği partisinin haftalık basın toplantısında tüm halkımıza çağrı yaparak Türkiye'yi bu iktidardan kurtarmak için seferber olmaya çağırdı.



14-01-2020 17:26

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi.

Konuşmasına başlarken yurdun dört bir yanındaki işçi direnişlerini selamlayan Erkan Baş, Eskişehir’de direnişe başlayan Birleşik Metal İş Sendikası üyesi Entil işçilerine, 5 aydır maaşları ödenmeyen Doğa Koleji öğretmenlerine, İstanbul Üniversitesi’nde işten atılan ve işlerine iade edilmeyen 40 yemekhane işçisine, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera Balesi’nde sözleşmeleri yenilenmeyerek işten çıkarılan 150 sanat emekçisinin uğradığı haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı dayanışma duygularını iletti.

Uzun bir sürenin ardından bugün grup toplantılarının yapıldığını ve toplantılarda haksızlıklara, halk düşmanlığına, işçi düşmanlıklarına dair tek bir laf edilmediğinin altını çizen Baş, “Ülkenin dört bir yanında işçilere dönük baskılar ve haksızlıklar sürerken iktidar ve muhalefet partileri bunları tartışmayacak, bunlara çözüm üretmeyecekse ne yapacak?” diye sordu.

'İKTİDAR HALKIN SORUNLARINI ÇÖZMEK YERİNE GERÇEKLERİ NASIL KARARTACAĞININ HESABINI YAPIYOR'

"Aslında ne yapılması gerektiği açık ama iktidar bu gerçekleri, halkın sorunlarını çözmek yerine bu gerçekleri nasıl karartacağının hesabını yapıyor" diyen Baş, şöyle devam etti:

"Türkiye büyük bir ekonomik krizin içinde. Bir yandan dolar milyonerlerinin sayısı her gün artarken, devlet ihaleleri yandaş patronlara peşkeş çekilirken, ülke topraklarımız da maalesef petrol zenginlerine satılıyor. Diğer yanda ise işsiz kalan yüz binlere, artan işsizliğe, işten atıldığı için intihar eden emekçilere, yemek alacak parası olmadığı için hayatına son veren genç öğrencilere tanıklık ediyoruz.  Deyim yerindeyse, AKP her burjuva partisi gibi patronlara hizmet ediyor, işçileri daha fazla yoksulluğa mahkum ediyor."

'İKTİDAR RAKAMLARLA OYNAYIP MESELEYİ GÖRÜNMEZ KILMAYA ÇALIŞIYOR'

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Madenci Anıtı önünde bir basın açıklaması yaparak 2019 yılı iş cinayetleri raporunu açıklamak istediğini ve açıklamaya polisin saldırması sonucu 6 kişinin gözaltına alındığını aktaran Erkan Baş, "İktidar bu raporun açıklanmasından neden korkuyor?" diye sordu.

Türkiye'nin artık toplu katliama dönen işçi cinayetleriyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Baş, "Biz de burdan tek tek anlatmaya devam edeceğiz ve ‘Çalışırken ölmek istemiyoruz’ diyen Türkiye emekçilerinin sesini susturamayacaklarını ifade edeceğiz. Türkiye İşçi Partisi emekçilerin hayatın her alanında sesi olacak" diyerek iktidarın duymak istemediği ve duyulmasına engel olduğu rapordan verileri paylaştı:

"1- Türkiye’de kötü ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle 2019 yılında 1736 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2- işsizlik 2019 yılında Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak 4 milyon 566 bin kişiye ulaştı. İşsiz kalan insan sayısı geçen yıla göre 817 bin kişi arttı. Türkiye’de işsiz kalan emekçilerin sayısı 55 ilin nüfusundan daha fazla bir rakama ulaştı.

3- AKP iktidarı işsizlik rakamlarıyla oynayarak bu sorunu çözmeye çalışıyor. İnsanlar aylarca yıllarca iş arayıp bulamıyorlar ve artık ülkemizde ‘iş bulmaktan umudunu kesenler’ diye bir kategori icat edilmiş durumda. Sadece bir yılda iş aramaktan umudunu kesen insan sayısı 630 bine ulaşmış durumda."

Paylaştığı verilerin ardından "Bunlar ağır toplumsal sorunlar" diyen TİP Genel Başkanı, "Peki iktidar ne yapıyor? Rakamlarla oynayıp meseleyi görünmez kılmaya çalışıyor. İnsanların umutlarıyla oynuyor, halkımızla adeta dalga geçiyor" dedi.

'SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN DERHAL ATAMASI YAPILMALI'

Günlerdir sesini duyurmaya çalışan sağlık emekçilerine değinen Erkan Baş, "Türkiye’de hepimizin bildiği gibi, kamuda iş bulmak AKP döneminde yandaşlara kıyak dışında bir anlam taşımıyor. Yüz binlerce öğretmen, sağlıkçı ve başka birçok alandan üniversite mezunu tüm koşulları yerine getirmiş olmalarına rağmen, hatta sınavlarına girip yüksek puanlar aldıkları halde ya kadro açılmadığı için, yahut açılan kadrolar da mülakatlarda AKP yandaşlarına servis edildiği için işsiz kalıyor" dedi.

Geçtiğimiz hafta kendileriyle iletişim kuran ve atama bekleyen 620 bin sağlık emekçisi  adına eline ulaşan bir mektuptan birkaç cümleyi paylaşan Baş, sağlık emekçilerinin şu sözlerini aktardı:

“Bizler yüksek puanlar alıp üniversitenin seçici sağlık bölümlerine yerleşmiş genç ve dinamik bireyleriz. Üniversitemizi bin bir zorluklar ile bitirmiş gerekli eğitimi almış, stajlarını tamamlamış ve mezun olmuş 620 bin sağlık emekçisiyiz. Bize sunulan KPSS sınavına girmiş ve 80-90 puanlar almış insanlarız.

Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca bir televizyon programında açıklama yaptı, ‘Eylül-ekim ayları içerisinde, geri kalan 17 bin kişilik atamayı yapacağız’ dedi. Eylül-ekim ayları geçti, artık sabrımız kalmadı. Biz atama bekleyen sağlıkçıları umursamadığı hepimiz tarafından kabul edilmiştir. Çoğumuzun intihar seviyesinde olduğunu da bilmenizi istiyoruz.”

620 bin sağlık emekçisine 29 bin kişilik kadro açacağız diyorlar, bunu bile yapmaktan imtina ediyorlar. Biz de yıllarını okullara, sınava vermiş, yıllardır iş bekleyen insanların iktidar tarafından uğratıldıkları bu mağduriyetin derhal sona erdirilmesi gerektiğini, sağlık emekçilerinin derhal atamalarının yapılmasının şart olduğunu belirtmek istiyoruz.

'BELEDİYE BAŞKANLARINA AÇIKÇA RÜŞVET TEKLİF EDİLİYOR'

"Ülkenin tüm yoksulları, işçiler, gençler, kadınlar dünyanın her yanında olduğu gibi Türkiye’de de ayağa kalkıyor" diyen Erkan Baş, AKP'nin "müjdesini verdiği" belediye başkanlarının AKP'ye geçmesi söylentilerine ilişkin şöyle konuştu:

"AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan demiş ki, yakında 100 belediye başkanı AKP’ye transfer olacak. Bugün 5 tanesi gelecekmiş sonra parça parça alacaklarmış. İşin aslı nedir diye biraz araştırdığımızda karşımıza AKP-Saray Rejimi'nin ABC’si çıkıyor. Tehdit var, rüşvet var, rant var.. Belediye başkanları tehdit ediliyor, bize katılmazsanız borçlarınızı ödemeyiz, belediyeye para vermeyiz deniyor. Bize katılırsanız borçlarınızı öderiz diye açıkça rüşvet teklif ediliyor ve AKP’li olun siz de zenginleşin diye bir rant ortaklığına dahil edilmek isteniyorlar.

Bu tabloya boyun eğecek belediye başkanları kuşkusuz çıkacaktır.  Ancak Türkiye’de size boyun eğmeyecek, tamah etmeyecek, teslim olmayacak onurlu milyonlarca emekçi olduğunu da hatırlatmak istiyoruz."

TİP Genel Başkanı Erkan Baş'ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

'DİRENEN METAL İŞÇİLERİNİN MESS'İ DİZE GETİRECEĞİNE İNANIYORUZ'

"Bakın metal işçileri büyük bir greve hazırlanıyor. Metal patronları, dev şirketlerin sahipleri AKP’nin grev erteleme hukuksuzluğuna güvenerek metal işçilerinin yüzde 26 ile 34 arasında olan zam taleplerine karşı önce yüzde 6, sonra yüzde 8 zam teklif etti.

Aylardır süren görüşmeler sonucunda MESS’in bu işçi düşmanı teklifi işçi temsilcileri tarafından tartışılmadan reddedildi. Ve üç metal sendikası greve hazır olduklarını duyurdu.
Bu ilanın ardından MESS önerisini yüzde 8’e çıkardı fakat bu kuşkusuz, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda işçilerin kabul edebileceği bir rakam değil.

Dolayısıyla biz buradan Türkiye’nin dört bir yanında grev hazırlığında olan 150 bini aşkın metal işçisini selamlıyoruz, haklı mücadelelerinde yanlarında olmaya devam edeceğimizi söylüyoruz ve direnen işçilerin MESS’i dize getireceğine, patronlardan haklarını söke söke alacağına olan inancımızı paylaşmak istiyoruz."

'KANAL İSTANBUL PROJESİNDE AKIL YOK'

"Günlerdir Kanal İstanbul meselesini konuşuyoruz, belli ki önümüzdeki günlerde aylarda belki yıllarda da konuşmaya devam edeceğiz. Biz bunu akıl dışı proje, müthiş bir israf ve kendisini Kaf Dağı’nda sanan bir iktidarın ego yarışı olarak görüyoruz. Hepsi çok tehlikeli sonuçlar doğuracak ve bizim hepsinden bir an önce kurtulmamız gerekiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TMMOB, meslek kuruluşları, birçok bilim insanı raporlar hazırlıyor. Bu proje bilime aykırı, topluma zararlı, deprem riski var diyorlar. Saatlerce, günlerce konuşuyor, sempozyumlar yapıyor, anlatmaya çalışıyorlar. İktidar ne cevap veriyor: Çatlasanız da patlasanız da Kanal İstanbul’u yapacağız.

Ortada bilim yok, toplumsal sorumluluk yok, toplumun çoğunluğunu ikna etme çabası yok. Başka ne yok? Akıl yok. Öyle bir noktaya geldik ki, ha taşa söylemişsin ha AKP’ye anlatmaya çalışmışsın..."

'ULAŞTIRMA BAKANI AÇIKLAMASINDA TOPLUMU APTAL YERİNE KOYUYOR'

"Dün Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan bakın ne diyor? Kanal İstanbul’dan yılda 50 bin gemi geçireceğiz ve 5 milyar dolar gelir elde edeceğiz.  Şu anda yıllık geçen gemi sayısı ortalamasının 25 bin olduğunu biliyoruz. Bakan diyor ki, şu anda geçen gemi sayısını iki katına katlayacağız. Üstelik bunların hiç birisi geçişi bedava olan ve yapılması planlanan kanala göre daha güvenli olan İstanbul Boğazı’ndan geçmeyecek de Kanal İstanbul’dan geçecek.

İlkokul diploması olan herkes dört işlem yapabilir. Basit bir matematik hesabıyla bakanın söylediği rakamlar üzerinden yaptığımız hesapla, geçen her gemiden 100 bin dolar almamız gerektiği gibi absürt bir sonuçla karşı karşıyayız. Hesap bilmemek belki kabul edilebilir bir şeydir ama sanıyorum Ulaştırma Bakanı’nın açıklamasının arkasında daha ciddi bir problem var. Toplumu aptal yerine koymak, yalanla tekeri yürütme alışkanlığı var. İstanbul’un arazilerini petrol zenginlerine satıp iktidarları için destek ve kaynak bulmak dışında Kanal İstanbul projesinin hiçbir anlamı olmadığı ortadadır.

Üstelik, İstanbul hepimizin bildiği ve unuttuğumuz her an doğanın tekrar hatırlattığı üzere büyük bir deprem riski altında olan bir şehirdir. Böylesi bir şehirde kaynakların insanlarımızın deprem karşısında en az hasarla can kaybı olmadan atlatmak için kullanılması gerekirken, böylesi fantastik projelerle faaliyet yürütmeye çalışan bir iktidarın akıl, bilim düşmanı olduğu kadar çevre ve halk düşmanı olduğunu da söylememiz gerekiyor.

Bunlar tartışılırken başka bir kentimizde sel felaketiyle karşı karşıyayız. 21. yüzyılda  yurttaşlarımız sel felaketinde hayatını kaybediyor. Dolayısıyla önerimiz, çağrımız bu rant projelerinden vazgeçip halk için yatırımlar yapılması. Bu çevre düşmanı, halk düşmanı yaklaşımdan vazgeçilmesidir."

'TASARRUF DİYE ÖĞRENCİLERİN EKMEĞİNE GÖZ DİKEN BİR ANLAYIŞ...'

"Bu iktidar emekçi düşmanı, çevre düşmanı olduğu kadar gençliğe de düşman. Geçtiğimiz haftalarda yemekhane zamları gündeme geldi ve Türkiye’de bu zamlara karşı ayağa kalkan, direnen, haksızlıklara geçit vermeyen gençlerimiz oldu.

O hale gelmişiz ki, tasarruf diye öğrencilerin ekmeğine göz diken bir anlayıştan söz etmek durumunda kalıyoruz. Türkiye’de bütün işçilerin, emekçilerin, emeklilerin AKP’nin dayattığı zamlara, vergi politikalarına, sermaye yanlısı politikalarına karşı tepkili olduğu bu süreçte, öğrencilerin de eylemlere çıkması ve bu iktidara baş kaldırması bizce tesadüf değil. 

Devlet üniversitelerinin içlerindeki özelleştirilmiş kantinler ve yemekhaneler, vakıf üniversitelerininse tamamı öğrencilere bir kâr kapısı olarak bakıyor. Ama öğrenciler bu aç gözlü politikalara karşı direnmekten başka çaresi yok ve nihayetinde iktidar da öğrencilerin haklı olduğunu zımnen de olsa kabul etmek ve geri adım atmak zorunda kalıyor."

'SİBEL ÜNLİ'NİN OMUZLARIMIZA YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK, İKTİDARI ACİLEN DEF ETMEYİ GEREKTİRİYOR'

"Başta İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri olmak üzere, direniş ağlarını ören ve bu yağma düzenine karşı dayanışmayı örgütleyen bütün öğrenci kardeşlerimize en içten dayanışma uygularımızı gönderiyoruz.

Ayrıca, AKP’nin ülkeyi getirdiği halden en olumsuz şekilde etkilenen ve bu düzene intihar ederek tepki koymaya çalışan Sibel Ünli’yi de anmadan geçemeyeceğiz. Onun bütün öğrenciler gibi bizim de omuzlarımıza yüklediği sorumluluk, bu ülkeden bu iktidarı acilen def etmeyi gerektiriyor."

'SESİNİ DUYURAMADIĞINI DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİ BİZE ULAŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ'

"İktidarı uyarıyoruz, öğrenciyi müşteri olarak görüp, sırtından para kazanma hesapları yapmaktan vazgeçin. Öğrenciler bu ülkenin geleceğidir. Tüm öğrencilere yemekler ücretsiz verilmeli, barınma hakkı sağlanmalı, ulaşım hakkı ücretsiz kılınmalı, insanca yaşayıp eğitim görebileceği olanaklar sağlanmalı, bunun için gerekiyorsa karşılıksız burslar verilmeli, KYK borçlarına ilişkin soruşturmalar derhal sonlandırılmalıdır.

Türkiye’nin dört bir yanında sesini duyuramadığını düşünen bütün öğrenci arkadaşlarımızı da bize ulaşmaya, çıkarı emekten yana olanların haklarını hep birlikte savunmaya çağrı yapmak istiyoruz. Gençlik düşmanlığıdır bu iktidarın yaptığı şey ve maalesef uygulamalar sayısız örnekler içeriyor."

'BİLDİRİ YAYINLAYAN AKADEMİSYEN ATILIYOR, ELİ SİLAHLI KATİLLERE KADRO VERİLİYOR'

"Bu iktidar döneminde üniversitelerimiz, akademisyenlerimiz de hedef tahtası haline getirildi ve örneğin sadece görüşlerini bir basın bildirisi yoluyla duyurduğu için birçok akademisyenin üniversiteyle ilişiği kesildi, uzaklaştırıldı, işsizliğe mahkum edildi. 

Peki bunları yapan iktidar ne yaptı? Üniversitede eli silahlı biçimde dolaşan insanları akademisyen kadrosuyla görevlendirmeye başladı. Hani ‘Bu çok önemli’ diyorlar ya, bundan daha önemli bir şeu olabilir mi? Bildiri yayınlayan akademisyenlerin üniversiteden atıldığı, eli silahlı katillerin üniversiteye hoca diye atandığı bir iktidar haline gelmiş durumda. 

Sayısız örnek var, bir tanesi geçenlerde ortaya çıktı. Üniversite kantininde oturan iki öğrenciye  satırlarla, palalarla saldıran saldırganlar haksız tahrik ve iyi hal indirimi uygulamalarıyla cezalandırıldılar ve üstelik cezaları ertelendi. Dikkat edin Türkiye’de ‘haksız tahrik’ ve ‘iyi hal’ indirimi kadın cinayetlerinde ve emekçi, solcu düşmanlığında sıklıkla uygulanan bir yöntem haline geldi."

'BABASI MÜCADELE ETMESE SEZEN ZAMBAK CİNAYETİNDEN KİMSENİN HABERİ OLMAYACAK'

"Geçtiğimiz hafta temas ettiğimiz, yakın zamanda Ege Üniversitesi’nde hayatını kaybeden Sezen Zambak kardeşimizin babasının bize ulaştırdığı bir mesajı paylaşmak istiyoruz.
Sezen, Ege Üniversitesi öğrencisi ve adına ‘kaza’ dedikleri bir cinayette hayatını kaybetti. Kampüs içinde kendisine çarpan bir traktör var. Bununla ilgili normal bir ülkede olması gereken nedir, idari ve adli makamların meseleyi soruşturması ve bir genç kızı hayattan kopartan bu cinayetin cezasının kesilmesi gerekir. Oysa yine bir babanın mücadelesi olmasa neredeyse hiçbirimizin haberi olmayacak bir vakayla karşı karşıyayız.

Değerli Metin Zambak, kızının acısını bir yanda taşıyor. Geçtiğimiz zaman içerisinde duruşmalar devam ederken açığa çıkıyor ki Sezen’e çarpan kişinin ehliyeti yetersiz dolayısıyla ona bu aracı kullandıran Ege Üniversitesi yönetimi de sürecin sorumlularından bir tanesi. Ve baba Metin Zambak çığlık atıyor, ‘Bu üniversitede hala çocuklar aynı koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Ben kızımı kaybettim, onun acısını yaşıyorum, başka insanların bu acıları yaşamasının önüne geçelim’ diyor ve hem kızının katillerinin gereken cezayı alması hem de başka insanların aynı acıları yaşamaması için bir çağrı yapıyor.

Yani, kadın düşmanlığında da aslında sınır tanımayan bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzun bir örneğini daha gördük."

'GÜLİSTAN DOKU'NUN KAYBOLMASINDA İKTİDARA YAKIN KİŞİLERİN KORUNDUĞU İZLENİMİNİ EDİNDİK'

Geçtiğimiz hafta, Dersim’de 21 yaşında ve Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolması bir gündem olarak önümüzde duruyor. Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgilerle, Rabia Naz cinayetine benzer bir olayla karşı karşıya olduğumuzun, suçlanan kişilerin iktidara yakınlıkları nedeniyle korunduğu izlenimi edinmiş durumdayız. Buradan Sezen Zambak’la ilgili hukuki sürece dair kaygılarımızın bir benzerini de Gülistan Doku ile ilgili de ciddiyetle vurgulamak istiyoruz. Dolayısıyla failleri iktidara yakın olduğu için üzeri örtülen genç kadın cinayetlerinin, çocuklarımızı bizden kopartan cinayetlerin bir an önce açığa çıkartılması gerekiyor.

'BU ÜLKENİN KADINLARININ İKTİDARIN KADIN DÜŞMANLIĞINA PABUÇ BIRAKMAYACAĞINI BİLİYORUZ'

Bir örnek daha vermek gerekirse,  İstanbul İl Sağlık Müdürü Kemal Memişoğlu kendi imzası ile 31 Aralık 2019 tarihinde sağlık kurumlarına gönderdiği yazıda, ‘Sağlık çalışanlarının edep, adap ve inanca göre giyinmesi gerektiğini’ söylüyor. Kendi edep, adabı nedir çok merak ediyoruz. Bunların kadınların esir edilmesi, kadınların ikinci sınıf yurttaşlar olarak görülmesi politikalarının yansımaları olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz. İktidarın kadın düşmanlığına bu ülkenin kadınlarının pabuç bırakmayacağını da hem daha önceki yaşadıklarımızdan biliyoruz, hem de önümüzdeki dönem açısından inancımızı koruyoruz."

'GRUP YORUM'UN TALEPLERİ DERHAL KABUL EDİLMELİ'

"Yeni dönemin ilk basın toplantısında da, Meclis kürsüsünden birkaç kere gündeme getirdiğimiz Grup Yorum’la ilgili sürece ilişkin birkaç şey söylemek istiyoruz.

Birincisi, Grup Yorum Türkiye devrimci hareketinin ve mücadele tarihinin onurlu simgelerinden bir tanesidir. Yaptıkları çalışmalarla emekçilerin, devrimcilerin, sazı, sözü, türküsü olmuştur. Direnişlerde, eylemlerde, yeri geldiğinde cezaevlerinde kavganın ezgisini yaparak ülkemiz insanlarının, gençlerimizin yüzünü sola dönmesine büyük katkılar yapmış bir müzik topluluğudur.

İkincisi, tarih boyunca sanata,  edebiyata, türküye, şarkıya engel olan, bunları hapsedenler adım adım bir faşist iktidara yol açmaya çalışanlardır. Dolayısıyla biz bugün tereddütsüz şekilde, Grup Yorum’un yanındaki, iktidarın karşısındaki pozisyonumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Grup Yorum üyelerinin tutuklu olması, 244. gününe giren açlık grevine, ölüm orucuna mecbur bırakan faşist uygulamalarına karşı sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Grup Yorum’la dayanışma içindeyiz. Grup Yorum’un talepleri derhal kabul edilmeli, iktidar sonuç alma şansı olmayan devrimci sanata düşmanlık politikalarından derhal vazgeçmelidir."

'TÜM HALKIMIZ, ÜLKEMİZİ BU İKTİDARDAN KURTARMAK İÇİN SEFERBER OLMALIDIR'

"Son olarak, herhangi bir gün sadece gazeteleri tarayarak, sosyal medya hesaplarına kısaca bakarak gördüğümüz bir gerçeği; işçiye, çevreye, gençliğe, kadınlara ve sanata düşman bu iktidarın yönettiği bir ülke gerçeğini vurgulamak ve bunu kabul etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Tüm halkımıza, emekçilere çağrımız; ülkemizi bu iktidardan kurtarmak için seferber olmaktır. Türkiye halkları bu iktidarı hak etmiyor."