Erkan Baş ile sol üzerine: Gezi'den önce-Gezi'den sonra



30-05-2016 08:04
Gürer Mut

Halkın Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı ve HAZİRAN Hareketi Sekretaryası üyesi Erkan Baş ile Haziran Direnişi ile sol arasındaki ilişki üzerine konuştuk.

Gezi Direnişi sosyalist örgütlerin toplumsal hareketliliğe önderlik etme, halk örgütlenmesinin araçlarını yaratma, talep belirleme vb. bakımlardan sınandığı bir deneyim oldu. Sosyalist-komünist hareket sizce Gezi'ye nasıl girdi ve oradan nasıl çıktı? Gezi solu nasıl bir işlemden geçirdi?
Çoktan hapishanede olması gereken Tayyip Erdoğan bugün Kaçak Saray’da yaşamaya devam ediyorsa, Haziran Direnişi gibi muhteşem bir halk ayaklanmasının yaşandığı bir ülkede halk düşmanı, zalim iktidarı alaşağı edemediysek eksiklerimiz olduğunu kabul etmek zorundayız. 
Fakat haksızlık etmemek için sorunuzdaki “sol Gezi’ye nasıl girdi” kısmına dair bir not düşmek istiyorum, bunun Haziran Direnişi değerlendirmelerinde görece az değinilen bir nokta olduğunu düşünüyorum. AKP iktidarı boyunca, çeşitli vesilelerle halkımızı AKP’den kurtaracak güçler olarak sunulan tüm düzen içi aktörlerin teker teker AKP’ye teslim olması önemli bir veridir. Tam bu nedenle, AKP iktidarı boyunca devrimcilerin, AKP’nin en güçlü dönemlerde dahil olmak üzere kesintisiz karşı duruşu ve mücadelesini hep hatırlatmak gerekiyor. Tam da kitaba uygun biçimde hemen herkesin teslim olduğu bir dönemde devrimciler kavganın sürekliliğini temsil eden bir güç olarak görevlerini yerine getirdiler, bu önemliydi. Gezi’nin ortaya çıkışında bu mücadeleninin görülmemesi doğru olmaz.
Öte yandan 2013 Mayıs sonunda başlayıp tüm ülkeye yayılan direnişin, buradan güç bulan ama çok çok ötesine geçen büyük bir isyan dalgası olduğunu görmek gerekiyor. 
O günleri düşündüğümüzde, solun böylesi bir isyana önderlik etme yeteneği ile ilgili tartışmalar bir yana, bu soruna dair ciddi bir fikri hazırlığa bile sahip olmadığını gösteren pek çok örnek sayabiliriz ama ne kadar anlamlı olur emin değilim. 
Daha önemlisi, bugün benzer bir süreç yaşansa, an itibariyle solun bu kez zafere taşıma noktasında henüz güven veremiyor oluşudur.
“Sol Gezi’den nasıl çıktı?” sorusunun cevabını da buradan başlayarak tartışmak gerekiyor. 
Şöyle söyleyebiliriz; Türkiye solu Gezi’nin doğmasına vesile olmuştur, katkı koymuştur, Gezi direnişi de solun eksiklerini ortaya çıkarmış, hatalarını göstermiş ve yeniden doğmasına neden olmuştur.

'FAZLA ABARTMAYALIM'CILAR...

Birincisi, 12 Eylül’den bu yana süren savunmacı, “yenik” ruh hali ortadan kalkmıştır. Hâlâ bu dönemin izlerini taşıyan kimi fotoğraf karelerinin bir önemi yok.
İkincisi, Gezi solda net bir ayrışmaya da neden olmuştur. Bu uzun vadede solun önünü açacak bir ayrışmadır. Özetle, kendi durumundan, mevcut halinden memnun olan, daha doğrusu “tamam durum pek parlak değil ama bu durumda bu kadar olur, bu yaptığımız yapılabilecek olanın en iyisi” vb. değerlendirmelerle yola devam etmeye çalışanlarla, Türkiye’de sosyalizme, devrimci düşünce ve eyleme eşik atlatabilecek bir dönemin hakkını vermek üzere ileri çıkanlar olmuştur. Bu çok önemlidir. 
Bir yanlış anlamaya mahal vermemek için biraz daha açayım.
Sözünü ettiğim a örgütü veya b örgütü içindeki farklı eğilimler, tartışmalar, ayrışmalar değil. Tüm Türkiye solunda örgüt filan ayrımı yapmadan söylüyorum ileri çıkma arayışında olanlar ve “fazla abartmayalım” diyenler ortaya çıkmıştır. 
Gezi’den örnek verirsek, barikatlar kurulduğunda veya polis saldırıları sırasında her örgüt içinden bir kaç adım öne çıkanlar da oluyordu, bir kaç adım geride duranlarda… Bugün Türkiye’ye dışarıdan bakıldığında sol fotoğrafında görülecek olan budur, bunun henüz tamamlanmamış bir süreç olduğunu ekleyip burada bırakalım.

Direnişle solun ilişkisine bakarken bir yorum şu oluyor ya da oluyordu: Biz iktidara ilişkin doğruları söyleyelim, hareket arkamıza geçecektir. Doğruları söylemek elbette önemli ancak siyaset ve örgütlenme yani talepler ve siyasi hedeflerin belirlenmesi ile halka birlikte ve güçlü olduğunu gösterebilecek mecraların yaratılmasında bırakılan boşluğu nasıl değerlendirirsiniz?
Kapitalist toplumlar tarihi içinde pek çok halk ayaklanmasından çıkan en temel sonuçlardan birisi şu, sadece geniş kitlelerin kendiliğinden hareketi iktidarları yenilgiye uğratmaya yetmiyor. Bu teorik doğru Gezi Direnişi’nde bir kez daha kendisini gösterdi. 
Diğer yandan başarılı devrimlere baktığımızda ise, farklı toplumsal güçlerin ortak bir hedef doğrultusunda birleştiğini, bunları birbirine bağlayan ve ileri doğru yol almasını sağlayan bir programa ve bu programı ortaya koyma iradesini gösteren bir örgütlenmeye sahip olduklarını görüyoruz. 
Gerek eylemler sırasında gerek eylemlerden sonra kimi etkilerini gördüğümüz “örgütsüzlük-örgüt karşıtlığı” eğilimine rağmen ben sözünü ettiğinizi boşluğu kapatacak devrimci bir örgüt eksikliğinin önemine işaret ederek başlamak istiyorum. 
Bununla birlikte, bu devrimci örgütü yaratmak ya da daha doğru bir ifadeyle günün ihtiyaçlarına göre yeniden yaratmak için, derlenmek için sizin sözünü ettiğiniz eksiği kapatmak için kendimizi de yenilemekten kaçınmamamız gerekiyor. 

YENİ KAVRAMI

Yeri gelmişken bir parantez açayım ve devrimci bir yenilenme için uygun bir zamanda olduğumuzu söylemeden geçmeyelim. Türkiye solunun haklı bir “yeni” korkusu var. Bildiğiniz gibi, 12 Eylül ve SSCB’nin çözülüşü sonrası çokca sözü edilen “yeni” esas olarak solun tasfiyesine ve liberalizmin etkisine girmesine neden olmuştu. Burada sola dönük saldırıların, yenilginin üzerine teslimiyetin teorize edilmesine dair bir arayış vardı ve buna tepki duymak, karşı durmak bu nedenlerle anlaşılır.
Ancak bırakılım Türkiye’yi Dünya’nın 1917 öncesi koşullara geri döndüğünden, kapitalizmin uluslararası ölçekte bir krizinden söz ediyorsak, en azından bunu daha önce denemiş ve başarılı olmuş Lenininci Marksistlerin bu dönemin gereklerini yerine getirmek üzere hamle yapması gerektiğini söylemek isterim. 
Şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz.
Bizde yanlış bir algı var, siyaset alanında etkin olmak için ille reformistleşmek gerektiği, devrimci olarak kalma yönünde tercihde bulunacaksak güncel siyasetten ve günün mücadelelerinden bir miktar uzak alanlarda yaşanması gerektiği sanılıyor. 
Oysa devrimcilik biraz da imkansız gibi görüneni gerçek kılma çabasıdır. Devrimci siyaset, evet her durumda doğruyu söylemeyi, doğruda durmayı içerir ama biraz da devrim için gerekli kuvveti oluşturma eylemidir. Sanıyorum sorunuzun odaklandığı yer burası ve buradaki önemli boşluk kapanmış durumda değil.
Gerçek ve somut sorunlara, gerçek, somut ve devrimci yanıtlar üretmek için önce bunu aramak gerekiyor. Gezi Direnişi’nin bizim açımızdan en önemli sonuçlarından birisinin bu olduğunu söyleyebiliriz. 

HALKI ÖZNELEŞTİRMEK

(Görüşmenin yapıldığı odadaki kitaplıktaki “TKP Temel Belgeler” isimli kitabı alıp geliyor. TKP MK Mayıs 2014 Tezleri isimli belgeyi göstererek sözlerine devam ediyor…)
Bakın, bizim için özel olarak önemli bir belgeden, sorunuza direnişin 1. ​yıl dönümünde yaptığımız bir değerlendirmeden okuyarak yanıt vereyim;
“Türkiye Komünist Partisi, Haziran Direnişi kapsamında kendini gösteren dinamikler ile kendi konumuna ilişkin, çok katı ve köşeli değilse bile, belirli bir perspektife sahip olmak zorundadır. Daha açık söylenirse bugünün gerçekliği “çeşitlilik, farklı eğilim ve yönelimler barındıran kitlesel hareketlenmedir” ve TKP bu hareketlenmede “öncü-yol gösterici-örgütleyici özne olmak” perspektifiyle yer almalıdır.
(…)
Haziran 2013’e Türkiye’de bundan sonra nelerin nasıl olabileceğine ilişkin mutlak belirleyicilik atfetmek doğru değildir. Ancak, bu direnişin, Türkiye’de yaşanacak bir devrim sürecinin özelliklerine ilişkin önemli kimi ipuçları verdiği de açıktır. Bu ipuçlarından ilk elden çıkarılacak sonuç, ülkemizde asgari müştereklerin-taleplerin ötesinde ciddi bir çeşitlilik barındıran, farklı eğilim ve yönelimlere kapı açan, belki de “kaotik” bir devrim süreci yaşanabileceğidir. TKP, bu çerçevede zengin toplumsal dinamiklere öncülük etme göreviyle karşı karşıyadır.”
Bu önemli bir sorumluluk ve önemli bir boşluktu, geride kalan 2 yılda ise hayatın her alanında bunun örneklerini yaratmaya çalışıyoruz, hatta daha fazla zaten kendiliğinden oluşan kimi çabaların ortağı olmaya….
Önemli olan gerçek sorunlara dönük, halkı özneleştiren somut pratikler ortaya koyabilmek, bu noktalarda hem sabırlı hem ısrarcı olabilmek. Bu yapılabildiği ölçüde sözünü ettiğimiz sorunun çözümü için önemli bir ilk adım atılmış oluyor. Kuşkusuz ihtiyacın büyüklüğü düşünüldüğünde çok yetersiz ama gönül rahatlığı ile en fazla yol alabildiğimiz alanın bu olduğunu söyleyebilirim.

Peki, sosyalist/komünist hareketin 3 yılın sonunda Gezi'yi sağlıklı bir değerlendirmeden geçirdiğini söyleyebilir miyiz?
Bu soruya bugün evet veya hayır diye bir yanıt verebileceğimizi sanmıyorum. Sağlıklı bir değerlendirme, ancak bu değerlendirmelerden çıkan sonuçların yaşamda karşılığını bulması, bu sonuçlara uygun fikirlerin ortaya çıkması ve bu fikirlerin hareket yön vermesi durumunda gerçek karşılığını bulur. Sosyalist hareketin tümü için böyle bir duruma ulaştığımızı söyleyebilecek durumda değiliz. 
Diğer yandan Halkın TKP’si ve Birleşik HAZİRAN Hareketi doğrudan bu değerlendirmelerin ürünü olarak ortaya çıkmış politik odaklar ve bunların varlığı, mücadelesi aslında direnişin sağlıklı bir değerlendirmesinin, ortaya çıkardığı önemli sonuçlar olarak sayılabilir. Kuşkusuz başka şeyler de vardır, ben yakından bildiğim için bu ikisine değiniyorum.
Öznel bir yanıtla, bu örnekleri gösterip sağlıklı bir değerlendirmeden söz edebilirim ancak daha “objektif” bir yanıt verebilmek için bu iki önemli çıkışın biraz daha yol almasını beklememiz gerekiyor. Umuyorum en kısa sürede bunu yapabilecek duruma geleceğiz.

HALKIN KATILIMINA AÇIK BİR MÜCADELE ÖRGÜTÜ
Tam bu noktada, direnişin bir ürünü olarak adını andığınız Haziran Hareketi'nin ulaştığı noktayı değerlendirelim. İddiaların karşılığı verilebildi mi, neye ihtiyaç var?
Her şeyden önce oldukça önemli ve değerli gördüğümü söyleyeyim. Ancak kuşkusuz iddiaları, üstlendiği misyon vb. düşünüldüğünde bunun tam karşılığını verebildiğini söyleyemeyiz. 
Önümüzde Türkiye Meclisi süreci var ve bunları hep birlikte tartışacağız.
Herhangi bir politik örgütlenmeyi politik süreçlerden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değil. HAZİRAN, henüz kuruluş sürecinde iç örgüsü tam oturmamışken önemli tartışmalar yapmak zorunda kaldı ve bunlar doğal olarak gelişimini etkiledi. Ancak bu aynı zamanda bir öğrenme süreci ve öğrendiğimiz, öğrendiklerimizi pratiğe geçirdiğimiz sürece yol almamız mümkün.
Bugün en temel eksiklerimizden bir tanesi arayış içinde olan milyonların gönül rahatlığı ile dahil olabileceği bir mücadale örgütünü yaratamamış olmamız. Burada eksiğin ne kadarı bizimdir diye tartışmanın bir anlamı yok, bu iddiayı ortaya koyan HAZİRAN ise sorunun ne kadarı nerde kimde olursa olsun çözmesi gereken HAZİRAN’dır. 
Bu nedenle HAZİRAN gerçek ve güçlü bir birleşik halk örgütlenmesine dönüşmek için  geliştirici ve ön açıcı olan her türlü öneriye açık bir tutum almalıdır. 
Örneğin toplumsal muhalefetin yerel ve merkezi düzeyde çok çeşitli örgütlenmeleri var, HAZİRAN bunların koordinasyonunun sağlandığı ve iktidar karşıtı parçalı devam eden kavgaların birleştiği bir merkez işlevi görebilir. Bunun hem HAZİRAN açısından hem çok önemli gördüğümüz toplumsal direnç odaklarının gelişimi açısından pozitif bir etkisi olabilir.
Bir diğer konu, katılımı daha kolay hale getirecek bir işleyiştir. HAZİRAN’a katkı koymak isteyen herkesin kolayca ulaşabileceği, dahil olabileceği, en küçük bir enerji katma niyeti olan tüm kesimlerin veya kişilerin katkısını alacağımız bir model geliştirmek zorundayız.
Daha kolay izlenebilen ve daha kolay anlaşılabilen bir sadeliğe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bunun hem örgütsel yapımızla, hem siyaset yapma tarzımızla ilgili kimi boyutları var. Türkiye siyasetin çok hızlı seyrettiği bir ülke, hem güncel gelişmelere sağlıklı yanıtlar vermeyi hem bir miktar daha ileri tarihli çalışmalar için zemin oluşturmalıyız.
En önemlisi günün ihtiyacını duyduğumuz devrimci eylemin tanımlanmasıdır. HAZİRAN, halkın devrimci eyleminin adresi olduğu ölçüde tüm sorunlarını aşabilir. Teknik gibi görünen tüm sorunlarını çözse bile “devrimci eylem” noktasında eksik kalırsa yol alamaz.
Önümüzde Türkiye Meclisi süreci var ve bunları hep birlikte tartışacağız. Kesin olan bir şey var, Türkiye’nin böyle bir örgütlenmeye mutlak ihtiyaç duyduğu. Doğru bir siyasal hat üzerine oturan, sağlıklı bir birleşik halk örgütlenmesinin yaratılması, Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek olan bir siyasal gücün yaratılması anlamına gelecektir.