Erkan Baş: 'Geçmişte ortak hayaller kurduğumuz tüm yoldaşlarıma çağrımdır. Dünün çetelesini tutmuyoruz. Bugün TİP'in size ihtiyacı var!'

"Milyonlar sadece video izleyici sayısı olarak kaldığı sürece, o ya da bu taraf ağırlık kazansın, kaybeden biz oluruz. Şartlar ne olursa olsun, halk kendisini bağımsız bir kuvvet olarak bu denkleme sokmalı."



31-05-2021 10:46

İleri Haber

Türkiye siyaseti hayli sarsıntılı günlerden geçiyor. İktidarın kirli ilişkilerine dair yeni ifşaat ve iddialar ortaya çıkıyor, ekonomik yıkım ve kötü yönetilen pandemi süreci halkta büyük bir öfkeye neden oluyor. 

Bu koşullar altında, Türkiye İşçi Partisi (TİP) yaklaşık bir buçuk aydır "inat" kavramı ekseninde etkili bir örgütlenme kampanyası yürütüyor. 

Gezi Direnişi'nin 8. yıldönümü vesilesiyle, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile gündemi ve partisinin hedeflerini konuştuk. 

Sedat Peker videolarından, seçim senaryolarına, Gezi'den TİP'in kampanyasına kadar çeşitli konulardaki sorularımıza samimi yanıtlar veren Baş, röportajın sonunda bir de çağrı yaptı: "TİP geçmişin değil geleceğin partisi. O yüzden, dün kim ne kadar haklıydı tartışması yapmıyoruz, geçmiş yanlışların, farklılaşmaların çetelesini de tutmuyoruz. Geldiğimiz noktada, yaratılmış bir birikim, büyüyen bir umut ve yürünmesi gereken epey yol var. Yoldaşlarımıza çağrımız şu, sizlerin desteğine, mücadelesine, birikimine ihtiyacımız var."

Gezi Direnişi’nin 8. yıl dönümündeyiz. Bugünden baktığınızda Gezi Direnişi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Gezi Direnişi bugüne ne devretti?

Gezi’den bahsederken, geçmişe değil de geleceğe bakarak konuşmak gerektiğini söyleyerek başlayayım. Gezi, geçmiş değil gelecektir. Üzerinden 8 yıl geçtikten sonra bunu daha rahat söyleyebileceğimize inanıyorum.

Tarihte pek çok örneği var, uzun bir geleceğe damga vuracak gelişmeler yaşanırken bunun pek farkında olunmadığına şahit oluruz. Türkiye AKP/Saray Rejimi'nden kurtulduktan sonra bu sürecin değerlendirmesi yapıldığında üzerinde en fazla durulacak başlıklardan birisi Gezi Direnişi olacak. Bugün bile herhangi bir toplumsal direnişe baktığımızda mutlaka Gezi’nin bir izini görüyoruz.

Gezi Direnişi, Türkiye’nin AKP karanlığına teslim olmayacağını tescillemiştir. Bunun yanında işçi sınıfının, halkın örgütlü gücüyle mücadelenin seyri arasındaki kopmaz bağı da bir kez daha göstermiştir.

'TİP GÜÇLENDİKÇE GEZİ'NİN ETKİLERİ DAHA DA GÖRÜNÜR OLACAK'

Gezi, Türkiye’de, hakim siyaset anlayışının sadece seçmene indirgediği milyonların, bir güç olarak sürece müdahale ettiği çok özgün örneklerden birisiydi. Geride kalan dönemde son derece sistematik bir biçimde onu lekelemek için yoğun çaba harcamalarına rağmen başarısız olunmasının en önemli nedenlerinden birisi budur. Milyonlarca “sıradan insan”ın hep birlikte ayağa kalktığı, hep birlikte “yeter” dediği bir halk hareketinden söz ediyoruz.

Sosyalistlere de ne yapmamız, nasıl davranmamız, nasıl mücadele etmemiz gerektiği konusunda önemli dersler bıraktı. Özel olarak bizim açımızdansa sosyalist hareketin bir yeniden kuruluşa ihtiyacı olduğunu saptadığımız bir kırılma süreci olarak çok kıymetli bir yeri var.

Kuşkusuz buna indirgenemez ama bugün Türkiye İşçi Partisi diye bir parti varsa, yıllar sonra sosyalistler, işçi sınıfı gerçek bir politik güç olarak siyaset alanında yer bulabiliyorsa bu en fazla Gezi’nin ürünüdür. Yaklaşık 100 yıllık bir tarihsel birikim Gezi Direnişi’nin prizmasından geçerek kendisini güncellemiş ve bugünün Türkiye İşçi Partisi’ni var etmiştir.

Bu nedenle şunu da ekleyebiliriz, tek ölçütü bu olmayacaktır ama TİP güçlendikçe, etkisini artırdıkça Gezi Direnişi’nin Türkiye üzerindeki etkileri de daha fazla görünür olacaktır.  

'HESAPLAŞMA İHTİYACININ ARKASINDA HALKIN MÜCADELESİ VAR'

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in videoları, öne sürülen iddialar, ortaya dökülen gerçekler siyasetin ana gündem maddelerinden biri haline geldi. Siz ortaya çıkan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylediklerine ilişkin o kadar çok konuşuldu ki bir de ben ekleme yapmayayım. İzin verirseniz daha az konuşulan ancak çok önemli birkaç noktanın altını çizeyim. Belli ki mesele Cumhur İttifakı'nın ve daha özel olarak AKP içi gerilimlerin de bir yansıması. Bu önemsiz değil ancak böyle bir gerilim yeni başlamadı, çok uzun süredir görülen, konuşulan bir boyut. Bu nedenle bizim değerlendirmemiz esas olarak konuşandan çok ona konuşma cesareti veren şeye odaklanıyor. Bunun tek bir yanıtı var, halk. Türkiye halkları, biz hepimiz uzunca bir süredir deyim yerindeyse çok namüsait şartlara rağmen bu iktidara karşı kararlı bir mücadele sürdürüyoruz ve iktidar artık yönetemez duruma gelmiş durumda. "Hesaplaşma ihtiyacının” arkasındaki bu gerçeği görmeden bir değerlendirme yapmak doğru olmaz.

İkincisi, geçen hafta hem Devlet Bahçeli, hem Tayyip Erdoğan, Süleyman Soylu’ya sahip çıkar gibi görününce meselenin bir süreliğine iktidar ve Soylu lehine kapanacağı beklentileri pompalanmaya başladı. Bunun kesinlikle doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu aslında ilk söylediğimle de örtüşüyor. Mesele sadece bir iç mücadele olsa bir biçimde orta yol bulunurdu, ancak buradaki soru yıkılan duvarın altında kimin kalacağı sorundur. Yaşadığımız süreçte, halktan beklenen bu mücadelenin seyircisi olması veya en fazla “like atıp”, alkışlaması. Bize göre kabul edilemez olan da tam bu.

TİP açısından işin en önemli noktası burası, milyonlar sadece video izleyici sayısı olarak kaldığı sürece o ya da bu taraf ağırlık kazansın kaybeden biz oluruz. Şartlar ne olursa olsun, halk kendisini bağımsız bir kuvvet olarak bu denkleme sokmalı. Bu iktidarın kendisi ve tüm süreçler boyunca oluşturduğu ittifaklar hep halkı bastırmak, sindirmek, susturmak ve kurdukları düzeni sürdürmek için çalıştı, en “hafif” olanlar dahil işledikleri tüm suçlar halka karşı işlendi.



AKP’nin seçim ve siyasi partiler kanunu ile ilgili kendi taslağını hazırladığı yönünde haberler çıktı. Erken seçim öngörüyor musunuz? AKP-MHP ittifakının bu yönde bir adım atabileceğini düşünüyor musunuz? AKP’nin olağan bir seçim sürecine Türkiye’yi götürmeyebileceği konusundaki yorumlarla ilgili değerlendirmeleriniz nedir?

Türkiye’nin AKP’den, bu Saray Rejimi'nden kurtulması için zaten geç kalmış durumdayız, o yüzden erken seçim bile demiyoruz, hemen seçim talebimizi bir kez daha tekrar edeyim. AKP’nin yönetiminde geçirdiğimiz her gün ülkemiz açısından daha büyük kayıplar anlamına geliyor. Ancak, Cumhur İttifakı da sanıyorum bizim gördüğümüzü görüyor ve bu nedenle sürekli olarak seçim gündeminden kaçıyor. Kanun değişikliği girişiminin arkasındaki temel motivasyonun da azalan oyları engelleyemiyoruz, bari oyumuz azalsa bile konumumuzu koruyacak bir sistem kuralım yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak öyle bir sistem geliştirmeleri gerekiyor ki, oyları azalacak ama sandalyelerini koruyacaklar. Bunun bir yolu dar bölge ama MHP’nin dar veya daraltılmış bölge seçeneklerinde yok olmaya doğru gideceği görülüyor. Baraj fiilen işlevsiz hale geldiği için düşürmek bir seçenek, bunu yaparak HDP oylarını düşürmeyi hedefliyorlar ancak bu durumda AKP’den kopan partilerin yaşam alanı genişleyecek. Öyle bir model bulacaklar ki kendi ittifakları “sağlamlaşırken” Millet İttifakı'nın bölünmesini sağlayacaklar ama başka ittifakların oluşmasını da engelleyecekler vs, vs.

'BUGÜN SOKAKTAYIZ; YARIN SEÇİM OLACAKSA DA HAZIRIZ'

Özetle bu kadar çok parametrenin tümünün kendi lehlerine sonuçlar vereceği, çok bilinmeyenli bu denklemi henüz çözemedikleri görülüyor. Daha önceki girişimler bir yana, bir yıldır çok yoğun olarak çalıştıklarını biliyoruz ama hâlâ bir çözüm üretemediler. Sonuç olarak kendileri için en avantajlı olanı bulup kitabına uydursalar bile evdeki hesap çarşıya uymayacak fikrindeyim.

Özel olarak bizim için konuşacaksam, beklentiden çok hedeflerimiz, kendimize biçtiğimiz sorumluluklar var. Bunlara odaklanmış durumdayız. Seçime girme hakkı kazanma bunun ilk ayağı idi, mali zorluklar ve pandeminin ek zorluklarına rağmen süreci tüm boyutlarıyla tamamladık. Şimdi, seçim takvimi kesinlik kazanana kadar en etkili muhalefeti hayata geçirmek için çalışacağız. Parti’nin öz gücünü, mücadale alanlarındaki etkinliğini büyütmek öncelikli hedeflerimiz arasında. Belki yeni bir partiyiz ama sosyalist hareketin seçim konusunda önemli bir deneyimi birikti, seçimi sadece seçim takvimi boyunca yapılacak çalışmalara indirgemiyoruz. Mücadele büyürse, parti güçlenirse seçimde de gerçek hedefler belirlenir ve başarı kazanılır. Bu bütünlüğü gözetmeyen bir sürecin başarı şansı yok.

TİP, AKP/Saray Rejimi'nin yıkılması için üzerine düşen görevin farkında. AKP iktidarına son vermek ve AKP sonrası Türkiye’de işçinin, emekçinin, kadınların, gençlerin etkin bir politik güç olarak varlığını ortaya koyması gerekiyor. Bu hem bugün süren mücadelenin bir konusu, hem de seçimlerde etkin-güçlü bir pozisyon tutmamızı gerektiriyor. O yüzden bir yandan, bugün mümkün olduğunca sokaklarda, iş yerlerinde mücadeleyi büyütmeye örgütlenmeye çalışıyoruz, diğer yandan yarın olacak bir seçime de hazırız.

TİP, “inat” kavramı etrafında bir örgütlenme kampanyası başlattı. Bu kampanya nasıl gidiyor? TİP’in genel hatlarıyla hedefi ve çağrısı nedir?

Vurgunuz doğru, bir reklam kampanyası değil örgütlenme kampanyası yapıyoruz. Bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının gelip düğümlendiği yer, halkın güçlü, etkili, kitlesel bir partisinin olmasıdır. Böyle bir parti haline gelirsek yüzde 100 kazanırız diyemem ama bunu başaramazsak yüzde 100 kaybederiz!

Bu nedenle bir taraftan teşhir ve direnme eksenli bir çalışma yürütüyor, bir taraftan da ülkenin dört bir yanında, özellikle bugüne kadar politik mücadeleye örgütlü olarak katılmamış yurttaşlarımız arasında örgütlenme çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

İnat bizim en temel ortak özelliklerimizden birisi ve 20 yıl sonra bile hâlâ Türkiye’yi bir bütün olarak teslim alamadılarsa bunun bu memleketteki milyonlarca inatçı, mücadeleci insanın eseri olduğunu söyleyebiliriz. Bu ikisinin birleşmesi gerekiyor. Bu inat örgütlü hale gelirse, hayallerini kurduğumuz ülkeye doğru büyük bir adım atmış olacağımızdan hareketle böyle bir eksen belirledik. Toplumun farklı kesimlerinin ilgisi, doğrudan partiye üye olarak katılanların sayısındaki gözle görülür artış bu hedefin doğru olduğunu gösteriyor.

Türkiye İşçi Partisi, son 30-40 yıldır sosyalistlerin hiç ulaşamadığı bir etkinliğe ve yaygınlığa ulaşmış durumda. Bunun bir tarafı siyaset alanındaki büyük boşluk, bunu inkar edemeyiz. Ancak bir tarafında da bizim kimi yersiz korkuları, kaygıları bir kenara bırakıp bir hamle yapmaya cüret etmemiz var. Küçük mahallenin büyük gücü olmak yerine, gerçek mücadele alanlarında yer tutmaya karar vermiştik. Gücümüze-boyumuza-posumuza bakmadan, yapabileceğimize değil yapılması gerekene odaklanıp attığımız adımlar, bizi başka bir düzleme taşımış durumda. Düne kadar AKP’ye, MHP’ye oy verenlere kadar uzanan geniş bir alanda TİP dikkat çekici, tartışılır hatta üye olunup kurtuluş mücadelesine katılınabilecek bir parti haline gelebiliyorsa bu son derece önemlidir.
Elbette hâlâ çok eksiğimiz, almamız gereken çok yol var. Ancak yaptıklarımıza, biriktirdiklerimize bakınca yapabileceğimize olan inancımız da, kararlığılığımız da enerjimiz de artıyor.
Bu vesileyle, bir de sizin aracılığınızla çağrımızı tekrarlayayım.

'SOL GÜÇLENMEDEN AKP YENİLMEYECEK'

Türkiye’nin AKP’den kurtulmasının yolu memleketin en solunda etkin bir siyasal gücün yaratılmasından geçiyor. Böyle bir kuvvet olmadığı sürece AKP’yi yenilgiye uğratmanın mümkün olmadığını geride kalan 20 yıl boyunca defalarca gördük. Herkesin bir adım sağa doğru gittiği yerde sonra bir adım daha sağ gitmekten o da yetmeyince bir adım daha sağ doğru gitmekten başka çare kalmıyor ve bunun doğal sonucu AKP’nin kazanması!

Örneğin bu yaklaşımın sonucunda, muhalefetin renksizliği, kararsızlığı, HSK seçimleri veya pek çok dış politika başlığında olduğu gibi doğrudan destek ve işbirlikçi tutumları nedeniyle AKP’yle asla uzlaşmayacak milyonlarca genç insan siyasetin kenarında duruyor. Oysa burada sadece büyük bir kalabalık yok, aynı zamanda önemli bir üretici-yaratıcı güç bu. Parlamenter muhalefetin tutumları nedeniyle siyasetin dışında kalan bu kuvvetin sahici, şeffaf ve samimi bir politik hattın parçası ve geliştiricisi olacağını düşünüyoruz. İşçi sınıfının tüm katmanları yanı sıra özellikle gençlerin ve kadınların dışarı itildiği mevcut siyasi partiler düzlemine güçlü bir alternatifle müdahale etmek istiyoruz.

Bu söyleşiyi okuyan tüm yurttaşlarımıza bu sürecin etkin bir parçası olmaları davetimizi iletmek isterim. Bu karanlık iktidardan kurtulmak, “aslında TİP çok güzel işler yapıyor”, “çok doğru şeyler söylüyorlar” diyen “TİP’e pek çok başlıkta katılıyorum” diyen yurttaşların bir adım daha atıp TİP’e katılmasına bağlı.

TİP haklı olanın, doğru olanın, eğip bükmeden net tutum alanın güçlenebileceğini göstermek istiyor.

Son dönemde katılımlara baktığımızda tam olarak bu bileşimden, birlikte yürümeyi hayal ettiğimiz kesimlerden yurttaşların partiye üye olduklarını görüyoruz, bu bizi çok mutlu ediyor.

Oysa AKP’yi yenilgiye uğratacak olan ilkeli, hesapsız kitapsız doğruyu söyleme cesareti olan bir sosyalist partinin güçlenmesi. Bunu “biz tek başımıza yaparız” günün şartlarında abartılı bir iddia olur, ancak bunun gerçek olması için şu anda sadece TİP’in yapabileceği çok şey var, bunu çok önemsiyoruz. Bir de geride kalan dönemde ortaya koyduğumuz pratik, daha güçlü bir TİP’in Türkiye’de tüm siyasi denklemleri değiştirebileceğini gösterdi, bu “gerçekçi” diye önümüze konulan pek çok strateji ve taktikten çok daha gerçekçi bir yol.

'GEÇMİŞTE ORTAK HAYALLER UĞRUNA MÜCADELE ETTİĞİMİZ YOLDAŞLARIMA ÇAĞRIMDIR...'

Yanıtlarınız için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?


Var. Gezi’nin yıldönümü vesilesiyle söylemek istediğim ama kaynağını esas olarak memleketin durumu ve TİP'in iddiasından alan bir çağrım var.

Sosyalist hareketin özgün tarihi ve güncel durumu nedeniyle geride kalan yıllarda aynı çatı altında veya farklı yerlerde ama ortak hayaller kurduğumuz, onlar uğruna mücadele ettiğimiz tüm yoldaşlarımıza bir çağrı yapmayı sorumluluk olarak görüyorum. Özellikle “Gezi sonrası” sosyalist hareketin yeniden kuruluş kararlılığı gösterememesi, bunu bir iddia olarak ortaya koyan bizim gerektiği kadar hızlı hareket edememiş olmamız, önemli bir birikimin örgütsüz kalmasına neden oldu, bunu görüyoruz, biliyoruz.

TİP, kurulurken bir iddia ortaya koymuştuk; "TİP birilerinin değil işçi sınıfının, emekçi halkın, gençlerin, kadınların partisi olacak" demiştik. Sosyalistlerin, Gezi dersleri ışığında bir yeniden kuruluşa ihtiyaç duyduğunu, bunu başarabilirsek memleketin geleceğini şekillendirecek bir güce dönüşebileceğimizi söylemiştik.

Geldiğimiz aşamada sanırım bunun mümkün olabileceğini çok daha geniş kesimler görüyordur.

Bugün TİP’in başarıları, aldığı yol tüm samimi devrimciler tarafından görülüyor ve takdir topluyor, bundan elbette son derece mutluyuz ancak bu kavga sadece bizim kavgamız değil.

TİP geçmişin değil geleceğin partisi. O yüzden, dün kim ne kadar haklıydı tartışması yapmıyoruz, geçmiş yanlışların, farklılaşmaların çetelesini de tutmuyoruz.

Geldiğimiz noktada, yaratılmış bir birikim, büyüyen bir umut ve yürünmesi gereken epey yol var.

Yoldaşlarımıza çağrımız şu, sizlerin desteğine, mücadelesine, birikimine ihtiyacımız var. Hangi gelenekten gelmiş olursa olsun tüm devrimciler, sosyalistler hayallerimiz ortaksa bunları birlikte hayata geçirmek için biz hazırız.

TİP, açık söylemek gerekirse, yakın geçmişteki örneklerle mukayese edilemeyecek kadar “yeni insanlara” ulaşmayı başardı ve önemli olanaklara sahip. Tam bu aşamada mücadele deneyimi, birikimi, enerjisi olan yoldaşlarımızın katılımlarının ne kadar önemli olduğunu da deneyimlediğimiz örnekler yaşadık. Biz buradan aldığımız cesaretle, tüm devrimcilere, sosyalistlere açık bir çağrı yapıyoruz.

Bu mücadeleyi büyütmenin, geliştirmenin hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu hatırlatarak, tüm kaygıları bir kenara itip TİP’e katılın diyoruz.

Tereddüt eden arkadaşlara da bir önerim var, biraz "mahallenin dışından" bakarlarsa çok rahat karar vereceklerdir. Somut olarak öneriyorum, çevrelerindeki, siyaseti “dışarıdan” takip eden sevdikleri, güvendikleri arkadaşlarına, dostlarına, akrabalarına hayallerini anlatsınlar, "Ben devrimciyim ve bu hayalleri gerçek kılmak için bir örgütlü olmak gerekiyor, ne yapmalıyım?" diye sorsunlar….

Verdikleri cevabın, bizi yeniden birlikte yürütmeye başlatacağına inanıyorum.

Gezi’nin 8. yıldönümü sosyalistlerin, hep birlikte eksik bıraktıklarımızı telafi etmek için ortaya çıkan bu olanağı değerlendirmesinin zamanıdır.

Tüm devrimcileri, sosyalistleri bu sorumluluğa ortak olmaya çağırıyorum.