Erkan Baş: En büyük suç halka yalan söylemektir

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Genel Kurul görüşmelerinde konuştu. Baş burada yaptığı konuşmasında, "Bana göre en büyük suç halka yalan söylemektir" dedi.



10-12-2019 00:43

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Genel Kurul görüşmelerinde söz aldı.

2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerine emekçilere saygı ve sevgilerini ileterek başlayan Erkan Baş, "Halka yalan söylemek en büyük suçtur. Sanki bir bütçe tasarısı üzerine konuşuyormuşuz gibi yapmayalım" ifadelerini kullandı.

Genel Başkan Erkan Baş Meclis Genel Kurulu'nda şunlara değindi:

"Türkiye İşçi Partisi Parlamentoda çok az sayıda milletvekiliyle temsil edilen bir parti ama gördüğünüz gibi Mecliste de emekçi yoldaşlarımız sayesinde ağırlıkları kaldırıp kürsüye büyük bir yükle gelebiliyoruz. Onlara da son derece saygıyla, sevgiyle teşekkür etmek istiyorum.

"OKUMADINIZ AMA OKUMADIĞINIZ BU BÜTÇEYİ SAVUNUYORSUNUZ"

Değerli arkadaşlarım, bugün kürsüye gördüğünüz gibi biraz yüklü geldik. Bütçeyi tartışıyoruz, vatandaş da izliyor, benim de beş dakika bir konuşma sürem var. Bu süreyi de binbir zorlukla aldığımızı halkımızın bilmesini istiyorum, kayıtlara da böyle geçsin. Şimdi, halkımız bizim ne tartıştığımızı bilsin diye böyle geldim. Şu gördüğünüz kitaplar, değerli arkadaşlar, 18 cilt ve 13.506 sayfadan oluşuyor. Bizim burada tartıştığımız, bugün hani "Bütünü üzerinde tartışıyoruz." diyoruz ya, işte bunların üzerinde tartışıyoruz aslında.

Ben, cuma günü öğleden sonra saat dörtte bunları teslim aldım, oturdum, bir hesap yaptım -pazartesi günü saat on ikide Mecliste bunları görüşmeye başlayacağız- cuma günü dörtten pazartesi günü on ikiye kadar hiç uyumasam, yemesem, içmesem, masanın başından hiç kalkmasam altmış sekiz saat vaktim var ve bu altmış sekiz saat içerisinde şu gördüklerinizi okuyabilmem için değerli arkadaşlar, saatte tam 200 sayfa okuyabilmem gerekiyor; bu, takdir edersiniz ki mümkün değil. Şimdi, bu, imkânsız ve herkes bunu bilsin istiyorum, halkımız bunu bilsin istiyorum. Çok merak ediyorum gerçekten, var mı arkadaşlar okuyan? "Ben okudum." diyebilecek bir kişi var mı? Bence yok, mümkün değil, bilimsel olarak bu mümkün değil. Dolayısıyla kimse okumadı. Yalan yok, ben de tümünü okuyamadım, önemli gördüğüm bölümlerini incelemeye çalıştım.

Şimdi, ben size şunu söylemek istiyorum: Okumadınız, ama okumadığınız bu bütçeyi savunuyorsunuz. İçinde ne olduğunu bilmiyorsunuz ama savunuyorsunuz, sonra yarın öbür gün geleceksiniz, diyeceksiniz ki "Kandırıldık." Dememek için değerli arkadaşlar, bunları okumamız lazım, bunların okunabileceği sürelerin hazırlanması lazım.

Bakın, değerli arkadaşlar, 13 bin sayfa diyorum. Bundan en 600-700 tane basıldı, hepimize dağıtıldı. Yazık ya, memleketin ağacına yazık yani boşu boşuna o ağaçları katlediyoruz. Hiç kimse bunları okumuyor. Şimdi, böyle bir tartışma bence olmaz.

"HALKA YALAN SÖYLEMEK EN BÜYÜK SUÇTUR"

Şimdi, değerli arkadaşlar, bana göre en büyük suç halka yalan söylemektir, halka yalan söylemek en büyük suçtur ve burada sanki bir bütçe tasarısı üzerine konuşuyormuşuz gibi yapmayalım. Maalesef okumuyorsunuz ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı diyor ki: 'Parmak kaldırma makinesi.' Ben buna sadece üzülüyorum ve sizleri uyarıyorum, siz okumuyorsunuz, bakın, başkalarının okumasına da izin vermiyorsunuz çünkü bu bütçeyi kaçırmak istiyorsunuz, bu bütçeyi milletvekillerinden kaçırmak istiyorsunuz. Daha önemlisi, bu bütçeyi işçilerden, emekçilerden kaçıyorsunuz, halktan kaçıyorsunuz, saklıyorsunuz. Niye saklıyorsunuz biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bakın, burada, dünya şampiyonlukları kazanıyorsunuz. Ne de kazanıyorsunuz? Dünyada en çok kamu ihalesi alan 10 şirketi -Cengiz, Limak, Kolin, Kalyon, MNG- siz yaratmışsınız. Bu bütçe bunları yaratıyor değerli arkadaşlarım. Bakın, sonra ne oluyor biliyor musunuz? Atanamadığı için insanlar üzüntüden kanser oluyor, bunalım kurbanı oluyor, canına kıyıyor, inşaatlarda amele oluyor, çorbacılık yapıyor, lokantacılık işine girmek zorunda kalıyor. Sonra, annelerin canına tak ediyor, hayatlarına son veriyorlar, ondan sonra çocuğuna kıyafet alamadığı için babalar intihar ediyorlar, ondan sonra maddi sıkıntı nedeniyle aileler kendilerini topyekûn intihar ediyorlar.

"İŞÇİYE ATILAN TEKMEYLE SUNULAN BÜTÇE ARASINDA FARK YOK"

Sonuçta değerli arkadaşlar, şunu bilmenizi istiyorum: Sizin hazırladığınız bu bütçe ne biliyor musunuz? Şu Yusuf Yerkel var ya sizin kadronuz, işçiye tekme atan Yusuf Yerkel, aslında siz bu kitapları işçilerin, emekçilerin, yoksulların kafasına atıyorsunuz. Ya, buradaki tekmeyle sizin sunduğunuz şu bütçe arasında işçiye sunulanlar açısından bir fark yok. Niye yok biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü, Tayyip Erdoğan'ı hepimiz tanıyoruz değil mi? Kasımpaşalı, civanmert, delikanlı; öyle bildik, öyle tanıdık. Bu arada geçen dönemde ne oldu? Bakın, önce bir kaçak saray oldu, o Kasımpaşa'daki gecekondudan çıktık, bir kaçak sarayımız oldu. Yetti mi? Yetmedi. Bir tane yazlık saray yaptık. Yetti mi? Yetmedi. Uçan saray yaptık. Yetti mi? Yetmedi mi? En son bir tane de yüzen saray yaptık, geldik. Kasımpaşa'dan çıktık, saraylar şahı olduk, saraylar padişahı olduk.

"DAVUTOĞLU DOLANDIRICILIK YAPTI, SANIRSINIZ ERDOĞAN MUHALEFETTİ"

Değerli arkadaşlarım, bakın, geçen gün bir şey oldu, Tayyip Erdoğan beraber yürüdüğü, beraber ıslandığı arkadaşlarıyla ilgili konuşmaya başladı ve dedi ki: "Davutoğlu ve Babacan dolandırıcılık yaptılar." TEKEL özelleştirilirken rantçılık yaptıklarını söyledi. Sanırsınız kendisi o zaman muhalefetteymiş ha, öyle şey yapıyor.

Şimdi, bu TEKEL bizim yüreğimizin yarası. Niye biliyor musunuz? Siz belki yine buralarda oturuyordunuz, ben TEKEL işçileriyle beraber şu Sakarya Caddesi'nde çadırda yatıyordum, bu TEKEL özelleştirilmesin, TEKEL satılmasın, TEKEL işçileri işsiz kalmasın diye. Şimdi öğreniyoruz ki işler bozulunca öğreniyoruz ki TEKEL aslında peşkeş çekilmiş. Yani biz bunları söylediğimiz için polisten dayak yerken aslında bunlar yapılmış.

DOLANDIRICI AKP'DEN AYRILMIŞSA SUÇLU, AYRILMAMIŞSA MASUM

Çok ilginç bir şey var değerli arkadaşlar, orada ben dikkat ettim, Tayyip Erdoğan 1 Başbakan ve 3 Bakanın ismini saydı: Davutoğlu, Babacan, Mehmet Şimşek ve Feridun Bilgin'in ismini saydı. Ben gittim o kararı buldum ve aldım. O kararda bir imza daha var, Tayyip Erdoğan hiç adını anmadı. "Acaba niye?" diye düşündüm. Niye biliyor musunuz? Çünkü hâlâ AK PARTİ'li. Ne demek bu? Yani hırsız, üçkâğıtçı, dolandırıcı, milletin malına çöken AK PARTİ'li olursa, o suçlu değil ama AK PARTİ'den ayrılmışsa hemen suçlu hâle gelecek.

Keşke daha çok vaktim olsa, daha çok konuşsak ama bence bütçede şunu konuşmamız lazım değerli arkadaşlar: Bu yoksulluğu nasıl aşacağız? Halkın sefalet içinde yaşamasını nasıl engelleyeceğiz? EYT'lileri nasıl emekli edeceğiz? Emekliler nasıl insan gibi yaşayacaklar? Bu bütçe konuşmasında bunları konuşmamız lazım.

"HALKIN MALINA ÇÖKENDEN HALKIN MALINI ALALIM"

Hani hep soruyorsunuz ya "Kaynak nerede? Kaynak nerede?" Bakın, sizin Genel Başkanınız itiraf etti, dedi ki: "TEKEL'in arazisini şahıslar kendilerine peşkeş çekmişler." Ben başka sayayım mı? Paşabahçe, Erdemir, İsdemir, TEKEL, Sümer Holding, şeker fabrikaları. Yani siz özelleştirme rekoru kırdınız; bu memleketin işçisinin, emekçisinin alın teriyle, babalarımızın, dedelerimizin alın teriyle yapılan her şeyi sattınız. Kaynak mı arıyorsunuz? Hadi gelin, kaynak bulalım. Hadi şu, halkın olanlara, o peşkeş çektiklerinizin hepsine yeniden halk adına el koyalım, bakalım o zaman memlekette emeklilikte yaşa takılanlar için kaynak çıkıyor mu, yoksullar için kaynak çıkıyor mu, asgari ücreti artırmak için kaynak çıkıyor mu. Varsa cesaretiniz biz hazırız. Bu bütçeyi gerçekten tartışmak istiyorsanız, kaynak yaratmak istiyorsanız, halkın malına çökenlerden halkın malını geri alalım, hepsini kamulaştıralım diyorum."