Erkan Baş: Depremin ardından millet can, AKP yeni saray derdinde

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği partisinin haftalık basın toplantısında AKP'nin depremi iktidarın siyasi şovuna çevirdiğini ve halk can derdindeyken Erdoğan'ın yeni saray derdinde olduğunu söyledi.



28-01-2020 17:05

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi. Konuşmasına başlarken yurdun dört bir yanındaki işçi direnişlerini selamlayan Erkan Baş, 24 Ocak günü yaşadığımız ve 40’tan fazla yurttaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan Elazığ depreminde hayatını kaybedenleri andı ve yakınlarına başsağlığı diledi.

“Her yaşanan deprem, depremin hemen ardından deprem ülkesi olduğumuz gerçeğini anımsamamıza neden olsa da çabucak unutulan bir deprem gerçeğiyle karşı karşıyayız" diyen Erkan Baş, "Merkezi ve yerel yönetimler sürekli olarak gündeminde yer alması gereken bu konuyu maalesef gereken ciddiyetle ele almıyorlar ve her seferinde depreme ne kadar hazırlıksız olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

Depremde dayanışma örneği gösteren tüm yurttaşlarımıza yürekten teşekkür eden Baş, “Deprem gibi büyük bir felaketle karşılaştığımızda önceliğin kayıpları azaltma, yaraları sarma çabası olduğuna kuşku yok. Nitekim halkımız da bunun için göz yaşartıcı sahnelere tanık olduğumuz biçimde bütün imkan ve olanaklarını harekete geçiriyor” şeklinde konuştu.

'AKP İKTİDARI, DEPREMİ İKTİDARIN SİYASİ ŞOVUNA ÇEVİRMEKTEDİR'

"Bununla birlikte, toplumda büyük kayıplara, hayatı değiştiren yoksunluklara yol açan olaylarda, devletin görev ve sorumluluklarının sorgulanması da kaçınılmazdır" sözleriyle devam eden TİP Genel Başkanı, "Yıllardır ödediği vergileri soran yurttaşa hakaretler yağdırmak, yetmeyince üzerine polisi, savcıyı salıp soruşturma açmak AKP iktidarının, Saray iktidarının faşizan uygulamalarıdır. Halkımızı, muhalefeti 'Siyaset yapmayın' diye hizaya getirmeye çalışan iktidar, kendisi ise siyasetin dik alasını yapmakta ve depremi eline geçirdiği bütün olanakları kullanarak bir iktidarın bir siyasi şovuna çevirmektedir" ifadelerini kullandı.

'AFFEDİLMEZ BİR AYMAZLIK...'

Basına yansıyan görüntülerde, sırf Erdoğan kurtarıcı gibi görülsün diye, enkazdan kurtarılan bir yurttaşın bekletildiğine ve Erdoğan geldiği sırada enkazdan çıkarıldığına dikkat çeken Baş, "Bu en hafif deyimiyle utanmazlıktır. Derhal hastaneye götürülmesi gereken bir insanı AKP Genel Başkanı yanında fotoğraf çekilecek diye bekletmek affedilmez bir aymazlıktır" dedi.

'DEPREM DOĞAL BİR OLAYDIR AMA DOĞAL OLMAYAN DEPREMDEN ÖLMEKTİR'

Diyanet İşleri Başkanı’nı bölgeye gönderip orada insanlara bu ölümün doğal karşılanması gerektiğini anlatma görevi veren bir iktidardan bahsedildiğini söyleyen Erkan Baş, "'Deprem doğal bir olaydır’ bu doğru ama doğal olmayan depremden ölmektir" diyerek şunları sordu:

"Deprem nedeniyle hayatını kaybeden tek bir servet sahibi var mı? Zenginler, para babaları depremden ölüyor mu? Bu ‘kader’ dedikleri şey neden hep sadece yoksullara, işçilere kader oluyor?"

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, konuşmasına şöyle devam etti:

'DEPREMİ AFETE DÖNDÜREN ŞEY SİYASAL İKTİDARIN SORUMLULUĞUDUR'

"Evet, deprem bir doğa olayı ancak ağır ya da hafif atlatılması tamamen siyasetle ilgilidir. Depremi, afete dönüştüren şey, siyasal iktidarın sorumluluğudur. Kötü binalar, bu binaların yapılmasına izin verilmesi, denetimsizlik, rüşvet, kayırmacılık gibi etkenlerin tamamı depremi felakete dönüştüren iktidar politikalarıdır. Dolayısıyla deprem vergilerinin nereye harcandığını sormak, konforlarını iktidara borçlu olanları çok öfkelendirse de suç değil tam tersine bir yurttaşlık görevidir.

Memleketi batıranların, insanlarımızın canına mal olan politikaların altına imza atanların halkın acılarını kendileri için siyasi rant haline getirmek üzere uydurdukları ‘birlik beraberlik edebiyatını’ kabul etmek zorunda değiliz ve açık söylüyoruz, hesap soracağız."

‘DEPREM VERGİSİNİ IMF İSTEDİ, AKP KALICI HALE GETİRDİ’

"Pek çok yurttaşımız deprem vergilerinin hesabını sorunca, ‘o dönem oldu, bu dönem oldu’ diye tartışma başlatıp kendini kurtarma derdine düştü, bu yüzden hatırlatmak istiyoruz.

Doğrudur, deprem vergileri Marmara Depremi'nin yol açtığı büyük yaraların sonrasında dönemin DSP-MHP-ANAP koalisyonu tarafından bütçeye gelir bulma ihtiyacı olarak gerekçelendirilmiştir. Deprem vergisi diye anılan Özel İletişim ve Özel İşlem Vergileri getiren yasa o dönem çok hızlı hazırlanmıştı. Üstelik IMF ile görüşülmüş ve hemen TBMM'ye gönderilmişti.

Fakat o dönem halkın tepki göstereceği anlaşılınca meseleyi soğutup hemen 3 ay sonra, Düzce-Kaynaşlı depremi ardından tasarı raftan indirildi ve yeni vergilerle genişletildi."

DÖNEMİN MALİYE BAKANI: DEPREM VERGİSİ, BÜTÇE AÇIĞINI KAPATMAK İÇİN KONULDU

"‘Bir defalığına’ denilerek hazırlanan vergi yasası Kasım 1999'da yasalaştı ve her seferinde ‘bir yıl, bir yıl’ denilerek uzatıldı ve nihayetinde AKP iktidarının ilk Maliye Bakanı Kemal Unakıtan döneminde bakan ile gazeteci Çiğdem Toker arasında şöyle bir diyalog geçti:

Çiğdem Toker, Unakıtan’a soruyor; 'Deprem için konulan bu vergilerin beş yıldır birer yıl uzatılması, toplumda bir inandırıcılık sorununa yol açmıyor mu? Bunları kalıcı hale getirmeyi düşünüyor musunuz?'

Cevap ise 'Milleti aldatmanın alemi yok. Vergiyi getirirken bir gerekçe aranmış. Deprem vergisi denmiş. Bütçe açığını kapatmak için konulmuş. Bugüne kadar depremzedeye mi gitmiş? Yıllardır topluyoruz bu vergileri, vazgeçemiyoruz da. Bu vergilerde yeniden yapılandırmaya gideceğiz. Gerekli düzenlemeleri yaparak milletin karşısına da, ‘evet bunlar budur’ diyerek çıkacağız' demiş."

AKP İKTİDARININ DEPREM 'ÇALIŞMALARI'

"Daha önce IMF'nin kredi ön koşulu olarak, üçlü koalisyon hükümetinin getirdiği vergiyi AKP iktidarının kalıcılaştırmış oldular. 2011 yılındaki Van Depremi’nin ardından dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek deprem vergilerini ‘duble yol’a harcadıklarını itiraf etmişti. Nihayetinde 2003’te kalıcı hale getirilen Özel İletişim Vergisi yoluyla bugüne kadar halkın cebinden 36 milyar dolara yakın para toplandığı bilgisi kamuoyunun gündeminde. AKP’nin yaptığı şey, bu durumun sorgulanmasının önüne geçmek. Bu bir suç.

Suçlar bundan ibaret değil. 26 Eylül 2019’da gerçekleşen 5.8 büyüklüğündeki İstanbul depreminin ardından ekim ayında meclise verilen, bugüne kadar deprem için yapılan çalışmalara yönelik araştırma önergesi AKP-MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlatmamız gerekiyor.

Afet Toplanma Alanları denilen, herhangi bir afet sonrasında halkın toplanacağı güvenli alanların sayısı, TMMOB’un saptamalarına göre 496 tane olması gerekirken bugün erişilebilen sayısı yalnızca 77. Üstelik nüfusun arttığını, bu alanlara ihtiyacın arttığını hatırlatmak gerekiyor. Bu alanların imara açıldığı, birçoğuna da AVM inşa edildiği de hepimizin bilgisi dahilinde. 

Deprem sonrası ihtiyaç duyulacak 562 Birinci Derecede Acil Ulaşım Yolu’nun bugünkü durumu ise tümüyle belirsiz. Bilinen, acil ulaşım yollarının çoğu ise denetimsizlik nedeniyle araç işgali altında olduğu."

'YOKSUL MAHALLELERİNDEKİ ZAYIF BİNALAR DEĞİL, RANT GETİRECEK SEMTLERDEKİ BİNALAR YENİLENİYOR'

"Diğer taraftan İnşaat Mühendisleri Odası’nın yayınladığı bir rapor, çarpıcı verileri sunuyor. Mevcut binaların %67’sinin ruhsatsız olduğu, %60’ının 20 yaşından büyük olduğu ve böylesi yapı stokunun önemli bir kısmının olası depreme karşı güvenli olmadığı çarpıcı gerçeğiyle karşı karşıya bu ülke. Bu karanlık tabloyu sözde düzeltmeye yönelik başlayan kentsel dönüşüm çalışmaları ise tam anlamıyla rantsal dönüşüme çevrilmiş durumda. Yoksul, emekçi mahallelerindeki zayıf binaların değil, İstanbul’un rant getirecek semtlerindeki binaların yenilendiğini biliyoruz. İnşaat sektörünün durgunlaşmasıyla depreme dayanıksız binalar olduğu gibi kalmış durumda. 

2018 yerel seçimleri hemen ‘imar barışı’ yapıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın verdiği rakamlara göre bugüne kadar 10 milyon kişi af için başvurdu. Bu başvurulardan yaklaşık 17.5 milyar lira toplandı. Oy ve rant uğruna kaçak yapılara, hiçbir resmi denetim yapılmadan mülk sahibinin beyanına dayanılarak ‘sağlam’ belgesi verildi. Bu durum sonucu, şu an milyonlarca yurttaşımızın kaçak binalarda güvensiz biçimde yaşamak zorunda bırakıldı."

'İKTİDARIMIZDA TEK BİR İNSAN DEPREMDEN ÖLMEYECEK!'

"Fakat buradan iddia ediyoruz ki, işçilerin iktidar olduğu bir ülkede, sosyalist bir iktidarda tek bir işçi depremden ölmez. Depreme hazırlık; deprem öncesi, sırası ve sonrasını içeren çok boyutlu bir konudur. Her bir başlık rant ve çıkar politikalarından uzak, yurttaşların can güvenliğini önceleyerek, bilimi temel alan bir merkezi planlamayla ele alınırsa insanların depremde hayatını kaybetmesi söz konusu olmaz. 

Bilim yalnızca merak gidermez bilim yaşam için yol gösterir. Depremi kadere, depremde ölümü fıtrata bağlayan gerici anlayışa karşı gerçek yaşamda ve afet yönetimlerinde bilim uygulandığında insanlar hayatını kaybetmiyorlar. Kentin tüm bileşenlerini depreme hazırlandığı, yurttaşlara deprem bilinci kazandırılan, belediyeleri, idari kurumları, okulları, hastaneleri dönüştürerek acil eylem planları hazırlayarak depremde insanlarımızın can güvenliğini sağlamak pek âlâ mümkündür."

'AKP'NİN UMURSAMADIĞI EMEKÇİLER KENDİ ÖRGÜTLENMESİYLE AYAKTA KALABİLECEK'

"Burada önemli bir konuya da işaret edelim; il, ilçe, mahalle, köy düzeyinde halkın örgütlenmeye çağırıyoruz. Özellikle deprem sonrası ilk 72 saatte hayatta kalabilmek için toplumsal dayanışma ağlarının mahalle mahalle, sokak sokak şimdiden örülmesi son derece önemlidir. AKP iktidarının umursamadığı emekçiler ancak kendi örgütlenmesiyle ayakta kalabilecektir. Deprem için böylesi bir örgütlenme, kent mücadelesinde acil olarak ele alınması gereken bir ihtiyaç olarak kendini dayatmaktadır."

ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?

"Şimdi size bugün basına da yansıyan bir konuşmayı aktarmak istiyorum.

'Kırılan fay değildir, kırılan ar damarıdır. Binaların yıkılmasının asıl sebebi, ahlak hırsızlığıdır. Demokrasiden çalmaktır. Hukuk kapkaççılığıdır. Siyaset yankesiciliğidir. Kamu yönetimi kalpazanlığıdır. Depremde insanlarımızın ölmesi, sadece malzemeden çalma hırsızlığı değildir, aynı zamanda insanlık hırsızlığıdır. Kader diye geçiştirilemez.

Tedbirli olmak, aklını kullanmak, insanın en büyük vasfıdır. Türkiye yıllarca har vurup harman savurma mantığıyla yönetildiği için bu sonuçlar yaşanıyor. Gerçekleri konuşmalıyız. Deprem konusunda yıllardır hiçbir önlem alınmadı. Yıllardır hiçbir çözüm üretilmedi. Sadece vaat üretildi. Sorun sadece inşaat malzemesi çalmaya indirgenemez. Depremlerde ortaya çıkan felaketin asıl sebebi, kamudaki yolsuzluklardır, yönetim sorunudur.'

'KIRILAN SADECE FAY HATTI DEĞİL, İKTİDARIN AR DAMARIDIR!'

Bu sözler bana ait değil, bu sözler bugün ‘Deprem’i durdurma şansımız var mı ki?’ diyen ve deprem sonrası inşaat yapmakla övünen AKP Genel Başkanı olan cumhurbaşkanının 2003 Bingöl depreminden sonra yaptığı konuşmadan alınmış. Üzerine belki hiçbir şey söylemeye bile gerek yok. Doğru, kırılan sadece fay hattı değildir kırılan iktidarın ar damarıdır!

Bu ar damarının nasıl çatladığına ilişkin bir örnek vermek istiyorum. Elimize gelen 161 Sayılı İmar Araştırma ve Turizm Komisyonu Raporu. Çok büyük ihtimalle bugün Meclis Genel Kurulu’nda gündeme gelecek ve bunun kanunlaşması için AKP’li milletvekilleri mücadele edecekler.

Ne diyor bu kanun teklifi? İnsanlarımızın deprem nedeniyle can verdiği, iktidarın bundan doğrudan sorumluluğunun tartışıldığı bir dönemde iktidar Meclis Genel Kurulu’na bir imar yasası getiriyor. Burada Saray var. Hatırlayacaksınız Ağustos 2018’de AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahlat’ta 1071 metrekare oturma alanı olan 10 dönümlük arazide ‘Selçuklu mimarisi’ ile bir Cumhurbaşkanlığı köşkü yapılacağını, talimatı verdiğini söylemişti."

'İNSANLAR CAN DERDİNDEYKEN ERDOĞAN YENİ BİR SARAY YAPMAK İÇİN YASA ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR'

"Ocak 2019’da Ahlat’ta yapılmak istenen Cumhurbaşkanlığı Köşkü için yine AKP’nin teklifiyle Kıyı Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Değişiklikle köşk arazisinin sınırları belirtilip, söz konusu alanda ‘kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı ve yapılaşmaya dair sınırlayıcı hükümleri uygulanmaz’ diye özel bir hüküm getirildi. Temmuz 2019’da da Anayasa Mahkemesi torba kanun ile getirilen kanun hükümlerini iptal etti. AYM’nin iptal gerekçesinde, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı, doğal ortamının korunması ve herkesin ortak kullanımına açık olması zorunludur diyor.

AYM’nin bu kararına rağmen, Ahlat’ta 1071 metrekarelik Saray inşaatı devam ediyor. Eskiden kişiye özel kanunlar çıkartıyorlar diye şikayet ediyorduk, şimdi önce işi yapıyorlar, sonra işe göre kanun çıkartıyorlar. Üstelik bunu memlekette insanlarımız can derdindeyken, bir deprem felaketi yaşanmışken, yeni deprem felaketleri yaşamamak için ne yapmak gerekir diye düzenlemeler yapılması gerektiği tartışılması gerekirken arada derede Meclis Genel Kurulu’nda beyefendi yeni bir Saray yapmak için yasa çıkarmaya çalışıyor. Biz bu yasanın çıkmaması için elimizden geleni yapacağız fakat bu arsızlıkla, bu yüzsüzlükle bu iktidarın sokaklarda gezememesi gerektiğini de burada bir kez daha vurgulamak istiyorum. Yani insanlar can derdindeyken, iktidar Saray derdinde. Sanki yeteri kadar sarayı yokmuş gibi bir saray daha yapmak için çaba gösteriyor. Bu kanun teklifinin 20. maddesindeki Ahlat’ta cumhurbaşkanına bir saray daha yapılması teklifini şiddetle reddettiğimizi, bu utanmazlığı her yerde teşhir edeceğimizi bir kez daha sizinle paylaşmak istedim."

'METAL PATRONLARI İKTİDARDAN GÜVEN ALIYOR'

"Metal işçileri son derece haklı, son derece onurlu bir mücadele içerisinde.  İnsanca yaşamak, çocuklarının ailelerinin yarınlarını güvence altına almak, emeklerinin alın terinin karşılığını almak için mücadele ediyorlar. Patron sendikaları buna karşı bir bariyer örmüş durumda ve her geçen gün servetlerine servet katmalarına rağmen işçileri açlığa, sefalete mahkum edecek, ‘komik’ denilebilecek zam tekliflerini dayatmaya devam ediyorlar. 

Birleşik Metal İş Sendikası, 5 Şubat’ta grev kararı alacağını daha önce duyurmuştu. Burada ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Patron sendikası MESS henüz kendilerine resmi bir grev kararı tebliğ edilmeden, Kamu Aydınlatma Platformu’na lokavt kararı aldıklarını açıkladı. Bu gerçekten, ülkemizin ne hale geldiğinin önemli göstergelerinden bir tanesi. Metal patronlarının açıklama yapacağı yer hisselerini alan kapitalistler değil, metal işçileridir. Kendilerine bir grev kararı tebliğ edilmeden lokavt ilan etmeleri kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yasaları çok aşan yeni bir uygulama olarak karşımıza çıkmış durumda. 

Diğer taraftan, patronları uyarıyoruz. İktidarın ‘grev erteleme’ adı altında fiilen grev yasaklayan uygulamalarına güvenip işçilere her istediklerini kabul ettirebileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bize ulaşan bilgiler, patronların hükümet ile bu konuda belirli bir diyalog zemini kurdukları, hatta anlaştıkları; metal işçilerinin grevinin doğrudan iktidar tarafından engelleneceğine dair bir güven aldıklarıdır. Böylesine bir uygulama karşısında işçi kardeşlerimizin sonuna kadar arkasında duracağız ve bu grevi destekleyeceğiz."

'MUSTAFA SUPHİ VE 15 YOLDAŞIMIZIN MÜCADELELERİNİ SONUNA KADAR DEVAM ETTİRECEĞİZ'

"Büyük bir halk ayaklanması olarak gördüğümüz ve içinde bulunmaktan, parçası olmaktan onur duyduğumuz Gezi Direnişi’nin duruşması devam ediyor. Bugün burada olduğumuz için arkadaşlarımızın yanında fiilen olamadık ama gönlümüzün onlarla birlikte olduğunu da paylaşmak istiyoruz. Gezi’yi yargılamak kimsenin haddi değildir.

Bugün 28 Ocak Anadolu halkının toplumsal ve sosyal kurtuluş mücadelesine önderlik etmek üzere Anadolu’ya Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere gelen tarihsel Türkiye Komünist Partisi’nin liderliği Mustafa Suphi ve 15 yoldaşımızın Karadeniz’in azgın sularında katledilmesinin yıl dönümü. Buradan Mustafa Suphi’yi ve 15 yoldaşımızı saygıyla andığımızı ve mücadelelerini sonuna kadar devam ettirmekte kararlı olduğumuzu bir kez daha söyleyerek sonlandırmak istiyorum."